ALMANCI SENDROMU

ABONE OL
19:03 - 01/10/2020 19:03
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Kaplan
Best

Türkiye’de yaşayanlar, nedense Avrupa’nın hangi ülkesinde yaşarsa yaşasın, insanlarımız için “Almancı” deyimini kullanıyorlar. Bu deyim eski zamanlarda “Almanyalı” olarak kullanılırdı. Kafalardaki tipik “Almanyalı” da üzerinde yanda tüyü olan fötr şapkalı, elinde radyolu kasetçaları ve vücuduna bir kaç boy büyük gelen takım elbiseli bir tip olarak bilinirdi. Bunlar genelde Mercedes, Ford Granada, Taunus, Opel Kadet veya Ford minibüslere binerdi.

Şimdi onların çocukları ve torunlarına “Almancı” diyorlar. Tipik “Almancı” da şu özellikler önyargılara temel olur:

Türkçe’yi bozuk konuşur, şahane modern görünümlü bir kız da olsa Türkçe’yi anne babasından öğrendiği şekilde kırsal bir şiveye Almanca sözcükler karıştırarak konuşur.

Anavatanım der, ama Türkiye’nin hiç bir şeyini beğenmeyip, sürekli eleştirir. Almanya’da iken “Vatan hasreti, gurbetçilik” gibi kavramlarla “Müslüm babacılık” oynayan bu tiplerimiz, Türkiye’deki sohbetlerde genelde “Bizim Almanya’da şöyle güzel, böyle güzel” diye ahkam keserler.

Bazıları yıllık altı hafta iznini köyünde kasabasında geçirirken, özellikle genç nesil tatilini Antalya, Bodrum gibi yerlerde geçirmeyi yeğlerler. Ama maalesef bir çoğu da buralarda Avrupa’ya gelme meraklısı yakışıklıların ağına düşer ve eş ithal ederler…

Şimdi kısmı olarak önyargılara dayanılarak çizilen tiplemelerden sonra “Almancı sendromu” deyimine gelmek istiyorum. Bu deyim Avrupa’da yaşayan insanlarımızı çok rencide ediyor. Genelde cebi biraz para gördüğünden Türkiye’de karşısındakileri küçük görmeye başlayan ve hava atan basit insanlar için kullanılan bu deyimden hepimiz etkileniyoruz. Bu sendroma kapılarak ta aynı kaba konulmamak için yurt dışında yaşadığımızı saklamaya çalışıyoruz., ama genelde de başarılı olamıyoruz.

Yurt dışından olduğumuzu saklayamamakta neden başarılı olamıyoruz, bir kaç örnekle açıklamak istiyorum;

Bazı konularda saf oluyoruz, insanımıza çok güveniyoruz ama her seferinde güvendiğimiz o insanlarımız ve hatta yakınlarımız tarafından tongaya düşürülüyoruz. Yurt dışında yaşayıp ta Türkiye’deki bir yakınına, dostuna para kaptırmayan yoktur ki, holdinglere paralarını kaptıranlar konusuna hiç girmeyeceğim. Bilir misiniz; yurt dışında yaşayan çoğumuzun Türkiye’deki evlerinde kira ödeme gereği bile duymadan akrabaları oturur. “Onun nasılsa yeteri kadar var, boş ver” yaklaşımı vardır, ama o paraların ne zorluklarla ve nelerden vazgeçilerek kazanıldığını kimse bilmek istemez.

Bizi ele veren diğer bir örnek: Aydın’da yaşayan kuzenimle birlikte yaşamımda ilk kez bir şehir hamamına gittim. Her ikimizde aynı tip peştamala sarılı olduğumuz halde, keseci benim yurt dışında yaşadığımı anladı. Kendine nasıl anladığını sorduğumda “bana teşekkür ettiniz ve bir şey isterken lütfen dediniz” dedi. Bazı insanlarımızın teşekkür etme ve özür dileme özürlü olduğunu bildiğim halde şaşırdım. Biz buralarda alışmışsız bir yerlere gittiğimizde bir makama çıktığımızda hemen selam veririz, amakendi ülekmizde bu selamın alınmasını boşu boşuna bekleriz… Türkiye’de selam verdiğimizde bön bön yüzümüze bakarlar… Telefonla bir yeri aradığımızda önce kendimizi tanıtır, sonra söyleyeceğimizi söyleriz, yoksa telefonla aradığımızda “sen kimsin?” diye sormayız. Biz tanımadığımız insana ‘Sen” diye hitap etmeyiz, bize edildiğinde de yadırgar, hakaret olarak görürüz. Ne başbakan ne de bir polis veya devlet memuru bize “Sen” diye hitap edemez… Ama ülkemizde görüyoruz ki başbakan bile televizyonda kameralar önünde gazetecilere ve halktan insanlara sen diye hitap ediyor. Bu hitap şekli bizi çok kırar…

Son yıllarda bu “Almancı” yaklaşımı o kadar abartıldı ki, resmi dairelerde, banka şubelerinde ve özellikle hastanelerde yurt dışında yaşayan insanlarımız adeta dışlanıyor ve hakir görülüyor. Genelde kıskançlıktan ve yurt dışında yaşayan bazı insanlarımızın kültür seviyesinin Türkiye geneline oranla oldukça düşük olmasından doğan bu yaklaşımlar, her iki taraf için de kırıcı oluyor. Yurt dışında yaşayan çoğu insanımızın elli yılı yaklaşan gurbet macerasında kültürünü kaybetme, asimle olma korkusuyla kendini izole ettiği ve gelişmelere kapalı kaldığı bir gerçektir. Oysaki Türkiye’dekiler bu elli yılda sosyal açıdan büyük aşmalar kaydetti. Bazı konularda çarpıkta olsa kendini geliştirdi. Bugün Türkiye’de adam televizyonda kameralar önünde kendisini aldatan karısıyla olayın nedenlerini tartışabilirken, Almanya’da adam yedi yıl önce boşandığı eşini bir erkek arkadaş edindi diyerek namus için şehrin göbeğinde bıçaklıyor. Çocuk ablasını Alman erkek arkadaşı var diye öldürüyor…

Özet olarak Türkiye’dekilerden dileğimiz bize “Almancı” muamelesi yapmamaları, yurt dışında yaşayanlardan bazılarına da önerimiz ülkemiz de “ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol!” yaklaşımını sergilemeleridir.

Ahmet İNCEL

Inal

    Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.