KIYAK EMEKLİLER

21.11.2021 15:09

Milletin evlatları emekli olmak için günü güne, haftayı haftaya, ayı aya, yılı yıla, ömrü ömre ekleyerek emeklilik hakkı elde ederken vekilleri, TBMM’ye seçilip yan gelip yatmaya başladıkları an emekliliğe hak kazanıyorlar ama er ama geç. Birçok vekil, bir yandan vekillik aylığı alırken bir yandan da ballı emeklilik parasını cebe indirmekte.

Millet, geçim sıkıntısı nedeniyle büyük bir yokluk içinde yaşarken onun vekillerinin bir elinin yağda, bir elinin balda olması, demokrasi kitabının hangi sayfasında yazar?

24 Ocak 1980 kararları, ülkemizin yalnızca ekonomik yönünü değil; siyasal, ekinsel, sanatsal, toplumsal, örgütsel, tam bağımsızlığını da değiştirdi. 24 Ocak kararları, demokratik yollarla uygulanamazdı. Bu nedenle 24 Ocak ihanet kararları, 12 Eylül’ün çizmesi altında ezim ezim ezilen Türkiye’ye kabul ettirildi.

12 Eylül’ün ekonomiden sorumlu kişisi Özal’dı. ABD’nin cin fikirli hayranıydı. Önce savcı yargıçların aylıklarını ve yaşam koşullarını iyileştirdi. Bu iyileştirme, kamuoyunda “yargıya rüşvet” olarak algılandı. Çünkü “Anayasayı bir kez delmekle bir şey olmaz.” diyen bir siyasetçi ve onun ABD eğitimli prenslerinin yargıyla işleri çok olacaktı. Çünkü onlar, ülkemizin ekonomisini, değerlerini altüst edecekti. Bunu yaparken de çoğu zaman Cumhuriyet’in yasalarına ters düşeceklerdi. Arada sırada yasaları hiçe sayacaklardı. Bu nedenle mahkemeye düşme olasılıkları yüksekti.

Özal, bir dönem vekillik yapanların emekli olma yasasını çıkardı. Hem de çalışma süresi ve yaş aranmaksızın. Kamuoyu buna “kıyak emeklilik” dedi. Aslında halkımız, yapılan işin ne olduğunu kolay kavrıyor. Bunu hemen adlandırıyor kendince. Kıyak emeklilik yasası çıkınca iktidar ve muhalefet vekilleri zaman yitirmeden emekli oldular. Bir milletvekili bu ballı emekliliği kabul etmedi. “Acımdan ölsem bu aylığı almam.” dedi Adnan Kahveci. Almadı da… Ne yazık ki Merhum Kahveci, üzücü bir trafik kazasıyla aramızdan ayrıldı. Geriye üç şey bıraktı: Yoksul halkın vergilerinden ballı emekliliği reddetmesi, yazarkasa mucitliği ve 1968’de üniversite sınavında Türkiye birincisi olması.

Demokrasi, yalnızca sandığa giderek parti derebeylerinin belirlediği adaylara oy vermek değil. Bu, göz boyamadır. Demokrasi, halkın ödediği vergilerin nasıl harcandığının denetlenmesidir. Ne yazık ki bu, ülkemizde olamıyor bir türlü. Halk, demokrasi denen bu oyunun hiçbir yerinde etkin değil. Katılımcı olmayan halkın yönetemediği, denetleyemediği sistem demokrasi olur mu? Ülkeyi ve beldesini yönetecek adayları bile kendisi belirleyememekte halk.

Cumhuriyet’imizin kuruluş amacı, halk arasındaki ekonomik, toplumsal, ekinsel, sınıfsal ayrımlarının derinleşmesini önlemek. Ayrıcalıklı sınıfların ve zümrelerin oluşmasını engellemekti istenen şey. Bunu adı da halkçılıktı. Ne yazık ki giderek halkçılık ilkesi rafa kaldırıldı. Kıyak emeklilikte olduğu gibi ayrıcalıklı bir zümre ortaya çıktı. Siyaset zümresi, halk adına kendine çıkar ve rahat yaşam olanakları sağlamakta. Bu, hem anayasaya hem de Cumhuriyet’imin kuruluş ilkelerine aykırıdır.

Okullarda zaman zaman sormacalar düzenlenir öğrenciler arasında. Onlara büyüyünce ne olmak istedikleri sorulur. Susurluk sürecinde erkek öğrencilerin önemli bir kısmı mafya lideri olacağını söylemekteydi. Şimdilerde ise öğrenciler, bu soruya milletvekili olacaklarını yanıtını vermekteler. İlginç değil mi? Çocuklar, ülkemizin yalın gerçeklerini nasıl da hemen kavrıyorlar? Yan gelip yatarak para kazanmanın yolunu nasıl da hemen anlıyorlar? “Nerde beleş, orda yerleş.” sözü, çok söylenir halkımız arasında.

Vekil ve belediye başkanı adaylarını halk belirlemiyor. Onları belirleyen partilerin genel başkanları. Aylıkları, ballı emeklilikleri de genel başkanların elinde Bu nedenle bu vekiller, milletin değil, genel başkanların vekilleri. Milletin vekili olan biri, milletin çocukları emekli olamazken böylesi erken bir emekliliği kabullenir mi? Hakkı olmayan bir parayla karnını doyurur nu? Milletin hakkını cebe indirip çoluk çocuğuna yedirir mi?

Yıllar önceydi. Sekizinci sınıfta okuyan öğrencilerime: “Büyünce ne olacaksınız?” diye sormaktaydım. Herkes farklı meslekleri söylüyordu. Bazı mesleklerde yoğunluk vardı. Bir öğrencim, kararlı bir duruşla “Adam olacağım.” Dedi. Benim en çok beğendiğim yanıttı bu. Evet, adam olmak… Adam olan birinin gözü yoksulun, yurttaşın cebinde olur mu?

Ülkemizde tam bağımsızlığımız hiçe sayan, halkı dışlayan, yurttaşın söz söylemesini önleyen, üretenin değil de yönetenlerin ballı aylıkları aldığı sistem değişmeli. İsterim ki TBMM’den bir vekil çıkıp milletin vekili olduğunu haykırıp bu ballı emekliliği reddetsin Merhum Kahveci gibi. Dilerim ki yurttaşın sahip olmadığı parasal olanaklara onun vekilleri sahip olmasın. Tıpkı Cumhuriyet’imizin ilk zamanlarında olduğu gibi vekillik bir mesleğe dönüşmesin, geçici bir görev olarak algılansın.

Ayrıcalıklı zümrelerin olduğu, eşitliğin yok edildiği, asalaklığın mesleğe dönüştüğü bir sistemin adı ne cumhuriyet ne de demokrasi olur. Bu sistem halkı dışlıyor. Halksız cumhuriyet ve demokrasi olur mu?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları