Türkiye’nin Sorunları Nasıl Bir Anayasayla Çözülür?

17.01.2022 21:29

  Dünya’daki çatışma çözümlerini inceleyen Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI) hazırladığı yeni raporda, Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’deki sorunların çözümü için yeni…

Türkiye’nin Sorunları Nasıl Bir Anayasayla Çözülür?

 

Dünya’daki çatışma çözümlerini inceleyen Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI) hazırladığı yeni raporda, Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’deki sorunların çözümü için yeni bir anayasanın gerekliliğine vurgu yaptı.

Raporda, yeni anayasada ‘toplumsal muhalefeti önleyen yasal düzenlemelerin ortadan kaldırılması’, ‘kültürel hakların tanınıp güvence altına alınması’, ‘siyasi kimliğin kapsayıcı bir şekilde yeniden tanımlanması’, ‘yönetim sisteminin yetki paylaşımı çerçevesinde yeniden düzenlenmesi’ gibi konulara öncelik verilmesi gerektiğine dikkat çekildi.

Dört hukukçu akademisyenin hazırladığı ‘Türkiye’de Çatışma Çözümü ve Anayasa Yapımı’ başlıklı raporun yazımı 2021 Haziran ayında tamamlanmıştı. Bu ay güncellenerek yayınlanan raporda, Türkiye’de çatışma çözümü sürecinde nasıl bir anayasa yapılması gerektiği tartışmaya açıldı.

Raporun önsözünü yazan DPI İcra Kurulu Başkanı Kerim Yıldız, anayasal reformların önemine dikkat çekti. Yıldız, anayasa reformunun barış sürecine entegre edilmesi halinde, sürdürülebilir bir barışın sağlanmasına yardımcı olacağına vurgu yaparak, “Bu kapsamda, Türkiye’de olası bir çözüm sürecinin yeniden başlaması için gereken yasal hazırlıkların ve anayasa yapım sürecinin ihtilafların çözümüne nasıl katkı sağlayabileceğinin tasarlanması büyük önem taşımaktadır” dedi.

“Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi olumlu ortamı tersine çevirdi”

Raporun yazarlarından İstanbul Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevtap Yokuş, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini eleştirdi. “Türkiye’de İktidarın Dengelenmesinin Barışa Katkısı” başlıklı bir makale yazan Yokuş, 2017’de olağanüstü hal koşullarında yapılan anayasa değişikliğiyle yürürlüğe konulan sistemin, demokrasinin gelişebileceği yönündeki olumlu ortamı tersine çevirdiğini söyledi.

Bunun nedenini ‘erkler dengesinin yitirilmiş olması’na bağlayan Yokuş, “Bu durum aynı zamanda, zaten kutuplaşmış toplum yapısına çok daha büyük bir gerilim eklemiş oldu. Barışa ilişkin iyimserliği tamamen ortadan kaldırdı” dedi.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi uygulaması sonucunda devlet organlarının denge kaybı yaşadığını vurgulayan Yokuş, demokratik işleyiş için denge sağlayıcı birtakım yöntemlerin geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.

Toplumsal muhalefet önündeki engellerin ortadan kaldırılması gerektiğini ifade eden Yokuş, “Özellikle baskı gruplarının etkili faaliyet göstermelerini engelleyen, toplumsal muhalefeti önleyen yasal düzenlemelerin ortadan kaldırılması, Türkiye’nin siyasal koşulları karşısında demokratik gelişim için zorunludur. Parlamenter rejim koşullarında bile yasama-yürütme dengesinin sağlanamaması nedeniyle iktidarı kuşatabilecek güç odakları arayışı varken, yasama onaylı kişiselleşmiş iktidar karşısında dengenin, esas olarak, merkezi güç-yerel güç dengesine dönüştürülmesi zorunluluğu çok daha yoğun bir şekilde hissedilmektedir. Tüm bu nedenlerle, Türkiye’de demokratik yönde adımlar ve dolayısıyla barışa dönük yeni bir süreç için, başta yerel yönetimlerin güçlendirilmesi olmak üzere, merkezi iktidarı dengeleyecek mekanizmaların harekete geçirilmesi elzemdir” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’nin mevcut anayasal düzeniyle Kürt sorunu çözülmez”

“Kürt meselesinde anayasal öncelikler anayasa ve Kürt meselesi” konusunu tartışan Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Vahap Coşkun, Türkiye’nin mevcut anayasal düzeniyle Kürt sorununu çözemeyeceğini savundu.

Kürt halkının taleplerini dikkate alarak, sistemi bu talepler doğrultusunda değiştirmenin akılcı siyasetin gereği olduğunu belirten Coşkun, “Kürtlerin, Türkiye’de yaşama iradeleri vardır. Yapılması gereken; eşit, özgürlükçü ve adil bir perspektifle birlikte yaşamanın hukuki ve siyasi koşullarının iyileştirilmesi ve son derece değerli olan bu iradenin güçlendirilmesidir. Bu da temel paradigmanın değişmesini gerektirir. Bu çalışmada, anayasal düzeyde ele alınması gereken başlıca üç konuya değinildi: Kültürel hakların tanınıp güvence altına alınması (anadilde eğitim), siyasi kimliğin kapsayıcı bir şekilde yeniden tanımlanması (anayasal vatandaşlık) ve yönetim sisteminin yetki paylaşımı çerçevesinde yeniden düzenlenmesi (adem-i merkeziyetçi idari yapı). Kürtlerin taleplerini gözeterek anayasada bu üç konuda değişiklik yapılması halinde, bunun Kürt meselesinin çözümü için sağlam bir zemin üreteceği belirtildi. Elbette bu ifadeden, Kürt meselesinin sadece bu üç talep ve konuyla sınırlı olduğu gibi bir neticeye varılmamalıdır” dedi.

Anayasal sorunların temelinde Kürt sorunu yattığını düşünen Coşkun, görüşlerini, “Türkiye’nin bu kadim sorununu çözmeyi amaçlayan bir anayasal girişim, bütün maddeleri bu hassasiyetle kaleme almalıdır. Anadilde eğitim, vatandaşlık ve yerel yönetimin öne çıkarılmasının nedeni, taleplerin bu konularda yoğunlaşmasıdır. Demokratik ilkelerin hakim olduğu bir anayasa inşa sürecinde bu konularda özgürlük ve hak eksenli düzenlemeler, Kürt meselesinde önemli aşamaların kat edilmesini sağlar. Bununla birlikte anayasal değişikliklerin de tek başlarına sorunu çözeceği düşünülmemelidir” şeklinde dile getirdi.

Türkiye’nin yeni bir kimlik tasavvuruna ihtiyaç duyulduğuna işaret eden Coşkun, raporda “Kürt meselesinin çözülmesi, toplumsal barış ve istikrarın sağlanması için toplumsal düzeyde çok yönlü bir çalışma yürütülmelidir. Çünkü Türkiye’nin yeni bir demokratik kimlik tasavvuruna ihtiyacı vardır. Tek merkezden belirlenen ve zorla dayatılan bir kimlik yerine, Türkiye demokratik yöntemlerle oluşturulan, farklılıkları ortadan kaldırmayan ve onları tanıyıp haklarını güvence altına alan çoğulcu bir kimlik oluşturmalıdır. Demokratik bir kimliğin inşası, bazı yerleşmiş toplumsal kodların kırılmasını ve tarihi mağduriyetlerin giderilmesini gerektirir. Bunun için kâğıt üzerinde birtakım hükümler konabilir, ama bunların hayata geçebilmesi ancak toplumun kabulü ve siyasi kültür tarafından desteklenmesiyle olur. Toplumun yeni düzene ikna edilmesi ve ortak yaşama hissinin güçlendirilmesi zaman alır. Bu nedenle sivil ve siyasi aktörlerin de, diyaloga dayanan titiz, sabırlı ve sürekli bir çaba içinde olmaları gerekir” ifadelerine yer verdi.

“İnsan hakları sorunları çözülmeden yeni bir anayasa yapılması anlamsız”

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Zeynep Ardıç ise tartışmaya “Anayasa Yapım Süreçlerinde Güven Artırıcı Adımlar” adımlar başlıklı bir makaleyle katıldı. Ardıç, Türkiye’nin kronikleşmiş insan hakları sorunu çözülmeden yeni bir anayasa yapılmasının anlamsız olacağını söyledi. Anayasa yapılamadan önce bazı sorunların çözülmesi gerektiğine dikkat çeken Ardıç, “İfade özgürlüğünün, toplantı ve gösteri özgürlüğünün ve basın özgürlüğünün olmadığı ya da çok ciddi baskı altında tutulduğu bir ortamda insanların özgürce anayasa tartışmaları yapması beklenemez. Ayrıca toplumun genelini etkilemekle birlikte belli kesimlerini özellikle hedef alan problemler (adil yargılanma hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği ve siyasal temsil) çözülmeden bu kişi ve grupların anayasa yapım süreçlerine katılması pek mümkün değildir. Dolayısıyla bu problemlerin çözülmesi bir güven ortamı oluşması ve toplumu motive etmesi açısından önemlidir. Anayasalar temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı metinlerdir. Türkiye’nin insan hakları karnesi göz önüne alındığında kronikleşmiş insan hakları sorunları çözülmeden yeni bir anayasa yapılması anlamsız olacaktır. Demokratik olmadığı düşünülen anayasada koruma altına alınmış hakların uygulanmadığı bir toplumda yeni bir anayasa yaparak temel hak ve özgürlüklerin daha çok korunacağını iddia etmek inandırıcı olmayacaktır” dedi.

“Türkiye’de kısa vadede yeni bir anayasa mümkün görünmüyor”

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem ise görüşlerini “Yeni anayasa yapımı için yol haritası” başlığı altında topladı. Türkiye’de kısa vadede geniş tabanlı bir uzlaşı ekseninde yeni bir anayasa yapmasının mümkün görünmediğini savunan Erdem, bunun gerekçelerini “Bunun temel sebebinin etno-kültürel ve siyasal alanda yaşanan derin kutuplaşma olduğunu ifade etmek gerekir. Ancak, izlenecek aşamalı stratejilerle orta vadede bir geçiş dönemi anayasası, uzun vadede ise kalıcı bir anayasa yapmak pekâlâ mümkün olabilir. Bunun için, kısa, orta ve uzun vadeli bir eylem planı üzerinde yoğunlaşmak gerekiyor“ şeklinde özetledi.

Kısa vadede güven arttırıcı önlemler, orta ve uzun vadeli anayasalar için de ‘yol temizliği’ öneren Erdem, önerilerini; “ Bu çerçevede öncelikle, başta ifade, basın ve örgütlenme özgürlüğü olmak üzere, temel hak ve özgürlüklerin evrensel standartlarda kullanımını engelleyen mevzuat hükümleri ayıklanmalıdır. Siyasi partilerin işleyişinde egemen olan lider sultasına son verebilmek, parti içi demokrasiyi güçlendirebilmek ve temsilde adaleti sağlayabilmek için siyasi partiler ve seçim mevzuatı gözden geçirilmelidir. Siyasetin saygınlığını ve siyaset kurumuna yönelik güveni sağlamak, siyasetin etik ilkeler çerçevesinde yapılmasını temin etmek amacıyla “Siyasi Etik yasası” çıkarılmalıdır. Mevzuattan kaynaklı eksikliklerin giderilmesi ve sorunların çözüme kavuşturulmasından çok daha önemlisi, idari pratiğin iyileştirilmesidir. Bunun gerçekleşmesi için çoğu kez iktidar sahiplerinin emir ve talimat vermesine dahi gerek yoktur. Kamu görevlileri, ülkeyi yönetme pozisyonunda olan yetkililerin duruşundan, hal ve hareketinde dahi üzerlerine vazife çıkarır, ne yapılması ve nasıl davranılması konusunda doğru bir tavır geliştirirler” şeklinde sıraladı.

Siyaset diline de dikkat çeken Erdem, siyasi aktörlerin dışlayıcı, ötekileştirici ve düşmanlaştırıcı dil kullanmaktan sakınmalarının kutuplaşma üzerinde olumlu bir yaratacağını savundu. Anayasa yazım sürecinin gerginlik ve çatışmaları alevlendirme ihtimaline dikkat çeken Erdem, bazı uyarılarda bulundu.

Gerginliklerin önünde geçilmesi için iki yöntem öneren Erdem, “Bu aşamada; vatandaşlık tanımı, anadilde eğitim, kültürel kimlik hakları, yerel özerklik ya da adem-i merkeziyetçi yönetim, Diyanet İşleri Başkanlığının statüsü ve din eğitimi gibi temel sorun alanları üzerinde oydaşmacı çözümlere ulaşmak çok güç olduğundan ve bu sorun alanları gerginlikleri ve çatışmaları alevlendirme ihtimalini içerdiğinden, anayasa yazım sürecinde aşamalı yaklaşımın iki stratejisinden biri tercih edilmelidir. Buna göre, anayasanın tartışmalı konularda ya tümüyle sessiz kalması veya farklı şekillerde yorumlanmaya açık hükümlere yer verilerek sorunların çözümünün ertelenmesi ya da bu konuları olağan yasama ve yargı süreçlerine bırakılması yoluna gidilmelidir. Aşamalı yaklaşıma sadece tartışmalı sorun alanlarına ilişkin başvurulmalıdır” ifadelerini kullandı.

Erdem, orta vadede yapılacak geçiş dönemi anayasasıyla devletin kurumsal yapısının ve işleyişinin anayasacılık ilkeleriyle uyumlu bir şekilde düzenlenmesinin, hak ve özgürlüklerin en geniş haliyle anayasal teminatı kavuşturulmasının, kısa vadede atılan adımların pekişmesine katkı sunacağını da kaydetti.

VOA tarafından geçilen Türkiye’nin Sorunları Nasıl Bir Anayasayla Çözülür? haberinde ha-ber.com editörlerinin hiçbir editoryal müdahalesi yoktur. Türkiye’nin Sorunları Nasıl Bir Anayasayla Çözülür? haberi web sayfamıza otomatik olarak VOA sitesinden geldiği şekliyle yer almaktadır. Bu alanda yer alan Türkiye’nin Sorunları Nasıl Bir Anayasayla Çözülür? haberinin hukuki muhatabı haberi geçen web siteleri ve ajanslardır.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Diğer Haberler

“Küresel Gıda Krizini Sonlandırmak İçin Ortak Hareket Şart”

“Küresel Gıda Krizini Sonlandırmak İçi..

“Küresel Gıda Krizini Sonlandırmak İçin Ortak Hareket Şart”
“Halkbank Davasında Beklentilerimizi Dile Getirdik”

“Halkbank Davasında Beklentilerimizi D..

“Halkbank Davasında Beklentilerimizi Dile Getirdik”

"Meşru Güvenlik Endişelerimizi ABD’ye ..

"Meşru Güvenlik Endişelerimizi ABD’ye İlettik”