ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nden “yoğurt diyabet riskini azaltabilir” iddiasına yeşil ışık

ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nden “yoğurt diyabet riskini azaltabilir” iddiasına yeşil ışık
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABD Gıda ve İlaç Dairesi, bazı araştırmaları göz önüne alarak, yoğurt üreticilerinin açıklama ve reklamlarında, yoğurdun tip 2 diyabet riskini azaltabileceğini söylemesinde sakınca olmadığına karar verdi.

ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) yaptığı açıklamada, Amerikalılar hastalıktan ölürken ve hastalıkla mücadele etmek için Ozempic gibi ilaçlar kullanırken, yoğurt üreticilerinin sütten yapılan yoğurdun tip 2 diyabet riskini azaltabileceğini söylemesine izin vereceğini açıkladı.

FDA, bu izni süt ürünleri şirketlerine veriyor. Buna göre şirketler, haftada en az iki bardak veya üç porsiyon olmak üzere düzenli yoğurt yemenin, sınırlı bilimsel kanıtlara göre tip 2 diyabet riskini azaltabileceğini söyleyebilecek.

Danone Kuzey Amerika’nın sağlık ve bilimsel işler direktörü Amanda Blechman, yoğurt üreticisi Danone’nin bu iddiayı desteklemek için “kanıtların gerçekten büyüdüğünü fark etmesinin” ardından 2018 yılında FDA’dan bu iddiaya yeşil ışık yakmasını istediğini söyledi.

Blechman, birçok üreticinin yoğurda şeker eklemesine rağmen, araştırmanın “şeker veya yağ içeriğine bakılmaksızın” faydanın hala geçerli olduğunu gösterdiğini söyledi.

Mektupta FDA, “Önemli miktarda ilave şeker içeren yoğurtlarla ilgili iddianın kullanılmasının diyete boş kaloriler katabileceğinden endişe duyduğunu” belirtti. Düzenleyici, bu iddianın ilave şeker oranı yüksek yoğurtlarda kullanılıp kullanılmayacağının “dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini” söyledi.

Blechman, Harvard Halk Sağlığı Okulu Beslenme Bölümü’ndeki araştırmacılar tarafından 2014 yılında yayınlanan ve daha fazla yoğurt alımının daha düşük tip 2 diyabet riskiyle ilişkili olduğunu gösteren çalışma ardından FDA’ya başvurulduğunu belirtti.

Danone’nin FDA’ya yaptığı başvuruda, yoğurt tüketiminin diğer süt ürünleri türlerinde görülmeyen tip 2 diyabet riskini azalttığı iddiasını destekleyen 32 çalışmaya atıfta bulunulduğunu söyledi.

Blechman, çalışmaların yoğurdun hastalık riskini neden azalttığını tam olarak ortaya koymadığını da sözlerine ekledi, ancak bunun sütü fermente eden gıdalardaki canlı kültürler nedeniyle olabileceğini açıkladı.

Blechman, iddianın badem, hindistan cevizi ve soya gibi malzemelerden yapılan süt ürünü olmayan yoğurtlar için geçerli olmadığını da ekledi.

Geçmişte FDA, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları olasılığını azaltan kızılcık suyu ve diyabet riskini sınırlayan tam tahıllar için benzer iddialara izin vermişti.

Chobani, Euromonitor verilerine göre 2023 yılında Amerika’da en fazla perakende değeri olan yoğurt, ardından da Danone’nin Dannon markası geliyor.

VOA tarafından geçilen ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nden “yoğurt diyabet riskini azaltabilir” iddiasına yeşil ışık haberinde ha-ber.com editörlerinin hiçbir editoryal müdahalesi yoktur. ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nden “yoğurt diyabet riskini azaltabilir” iddiasına yeşil ışık haberi web sayfamıza otomatik olarak VOA sitesinden geldiği şekliyle yer almaktadır. Bu alanda yer alan ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nden “yoğurt diyabet riskini azaltabilir” iddiasına yeşil ışık haberinin hukuki muhatabı haberi geçen web siteleri ve ajanslardır.

Devamını Oku

Ramazan ayına kadar ateşkes sağlama umudundaki Filistin Yönetimi’nin lideri Mahmud Abbas Türkiye’ye geliyor

Ramazan ayına kadar ateşkes sağlama umudundaki Filistin Yönetimi’nin lideri Mahmud Abbas Türkiye’ye geliyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Filistin Yönetimi Dışişleri Bakanı Riyad El Maliki Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı açıklamada, Filistin Yönetimi’nin Gazze savaşında Ramazan ayına kadar ateşkes sağlanmasını umduğunu söyledi. Mahmud Abbas’ın Salı günü Türkiye’de olacağını paylaştı.

Antalya’daki diplomatik forumda düzenlenen basın toplantısında konuşan Maliki, Filistin Yönetimi’nin savaştan sonra Gazze’yi yönetecek “tek meşru otorite” olacağını söyledi.

Batı Şeria’nın bazı kısımlarında sınırlı öz yönetim uygulayan Filistin yönetimi, 2007 yılında Gazze’nin kontrolünü Hamas’a kaptırdı.

İsrail ve Hamas, bu yıl 10 Mart’ta başlayacak Ramazan’da çatışmaları durdurmak amacıyla Gazze’de olası bir ateşkes konusunda arabulucular aracılığıyla pazarlık yapıyor.

Antalya’daki konuşmasında Maliki ayrıca, Filistin Yönetimi’nin lideri Mahmud Abbas’ın Salı günü Türkiye’ye geleceğini kaydetti.

Avrupa ülkelerine insiyatif alıp Filistin’i tanıma çağrısı yapan Maliki, iki devletli çözüme giden yolda Filistin devletini tanımanın önemine dikkat çekti, “Netanyahu’ya iki devletli çözüm için baskı yapılmalı” dedi.

“1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devletinin kurulması halinde bölgede barış tesis edilebilir. ABD’de Biden yönetimi Filistin devletini tanırsa bu durum Netanyahu’yu müzakere masasına getirecektir” diyen Maliki, Türkiye’ye Filistin meselesinde tarihten bu yana gelen desteği için teşekkür etti.

VOA tarafından geçilen Ramazan ayına kadar ateşkes sağlama umudundaki Filistin Yönetimi’nin lideri Mahmud Abbas Türkiye’ye geliyor haberinde ha-ber.com editörlerinin hiçbir editoryal müdahalesi yoktur. Ramazan ayına kadar ateşkes sağlama umudundaki Filistin Yönetimi’nin lideri Mahmud Abbas Türkiye’ye geliyor haberi web sayfamıza otomatik olarak VOA sitesinden geldiği şekliyle yer almaktadır. Bu alanda yer alan Ramazan ayına kadar ateşkes sağlama umudundaki Filistin Yönetimi’nin lideri Mahmud Abbas Türkiye’ye geliyor haberinin hukuki muhatabı haberi geçen web siteleri ve ajanslardır.

Devamını Oku

Alman generaller Kırım Köprüsü’nü vurma planı yaptı iddiası

Alman generaller Kırım Köprüsü’nü vurma planı yaptı iddiası
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Alman ordusundan bazı generallerin gizli bir toplantıda, Rusya’nın kontrolündeki Kırım’a saldırı planları yaptıklarını ortaya koyduğu belirtilen bir ses kaydı Rusya tarafından yayınlandı.

Rusya devlet televizyonu RT’nin Genel Yayın Yönetmeni Margarita Simonyan tarafından sosyal medyada yayınlanan bir ses kaydına göre, Alman Hava Kuvvetleri Komutanı Ingo Gerhartz ve üç üst düzey hava kuvvetleri yetkilisi geçen 19 Şubat‘ta gizli bir toplantıda bir araya gelerek, Kırım’daki Kerç Köprüsü’ne saldırı olasılığını ve ardından Almanya’nın Ukrayna’ya daha fazla füze yardımının imkanlarını ele aldı.

Alman Der Spiegel dergisi ve Alman televizyon kanalı ZDF, görüşmenin Rus istihbaratı tarafından gerçekten dinlendiğini ve ilk analizlerin kaydın sahte ya da yapay zeka üretimi olmadığını gösterdiğini aktardı. Çok sayıda askeri ve forensik uzmanının da kaydın gerçek olduğunu teyit ettiği öğrenildi.

Söz konusu görüşmenin Alman ordusunun kullandığı “Webex” adlı video konferans yazılımı kullanılarak gerçekleştirildiği de Alman basınında yer aldı.

Alman Askeri İstihbarat Örgütü (MAD) sızıntının arkasında kimin olduğunu bulmak için soruşturma başlatıldığı bilgisini Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili şu ifadelerle doğruladı: “İstihbarat Servisi gerekli tüm önlemleri devreye soktu. Hava kuvvetlerindeki iletişimin dinlenip dinlenmediği araştırılıyor.”

Kayıttaki ses: “Kerç Köprüsü’nü 10 füze ile yıkabiliriz”

Sosyal medya üzerinden, toplam 40 dakika olduğu söylenen ses kaydının sadece beş dakikası yayınlandı. Ses kaydında, katılımcılardan Hava Kuvvetleri Komutanı Ingo Gerhartz olduğu tahmin edilen bir isim, Alman Taurus füzelerinin Ukrayna’da konuşlandırılmasına ilişkin olasılıkları gündeme getirirken, Taurus füzelerinin teknik olarak Kerç Köprüsü‘nü imha edip edemeyeceğini tartışıyor. Köprü ayaklarına yapılacak bir saldırıda, “köprünün yıkılması için 10 ila 20 arasında füze kullanılması gerekebileceği” söylenirken, Ukrayna’nın, Alman Ordusu Bundeswehr’in müdahalesi olmadan bombardımanı yönetip yönetemeyeceği de katılımcılar arasında konuşuluyor.

Alman subaylar, uzun menzilli Taurus füzelerinin Kiev’e gizlice nakledilmesi olasılığını da ele alıyor. Kayıtta 100 Taurus füzesinin iki sevkiyat halinde Ukrayna’ya teslim edilebileceği, bunun 200’e çıkabileceği de söyleniyor.

Ses kaydında ABD askeri personelin GPS cihazları ile Ukrayna ordusuna destek verdikleri, İngiliz askerlerinin de Ukrayna’nın ateşlediği füzelerin hedef koordinatlarını girdikleri iddia ediliyor.

Scholz: “Bombalar yerine diplomatlar”

Alman üst komuta kademesine ait olduğu iddia edilen bu ses kaydının, Başbakan Olaf Scholz’un, Taurus füzelerinin Kiev’e tedarik edilmesinin, Rus topraklarına ulaşabilecek kapasitede olmaları nedeniyle savaşı tırmandırabileceği için verilemeyeceğini söylemesinin hemen ardından ortaya çıkması dikkat çekti.

Pazartesi günü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Rusya’nın kazanmaması için ne gerekiyorsa onu yapacağız” şeklinde bir açıklama yapmış, bunun üzerine Scholz öneriyi hemen red ederek, Alman askerlerinin Ukrayna’ya gönderilmeyeceğini ve Taurus‘u vermeyeceklerini söylemişti.

Scholz, daha önce de, “Böyle bir karar Almanya’yı resmen bir savaşın içine sokar” gerekçesiyle bölgeye savaş uçağı göndermeyi de “kırmızı çizgi” ilan etmişti.

Almanya Başbakanı, Perşembe akşamı katıldığı bir toplantıda, Ukrayna’ya füze göndermeme kararını savunarak, “Evet, Moskova’daki Kremlin’e yönelik söylediğimiz cümle: Bombalar yerine diplomatlar” demişti.

VOA tarafından geçilen Alman generaller Kırım Köprüsü’nü vurma planı yaptı iddiası haberinde ha-ber.com editörlerinin hiçbir editoryal müdahalesi yoktur. Alman generaller Kırım Köprüsü’nü vurma planı yaptı iddiası haberi web sayfamıza otomatik olarak VOA sitesinden geldiği şekliyle yer almaktadır. Bu alanda yer alan Alman generaller Kırım Köprüsü’nü vurma planı yaptı iddiası haberinin hukuki muhatabı haberi geçen web siteleri ve ajanslardır.

Devamını Oku

İran’da seçime katılım 1979’dan bu yana en düşük düzeyde

İran’da seçime katılım 1979’dan bu yana en düşük düzeyde
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ülkedeki parlamento seçimlerine katılım resmi olmayan rakamlara göre 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana yüzde 41’le en düşük seviyede.

İran genel seçimler için sandıkları kurdu ancak gelen verilere göre ülkenin yarıdan fazlası sandık başına gitmedi.

Seçimler ülkedeki dini yapının meşruiyeti açısından test olarak değerlendiriliyor.

Ilımlılarla önde gelen muhafazakarların dışarda kaldığı, reformcuların da seçimlerin özgür ve adil olmadığını belirttiği seçimlerde, yarışın İslam Devrimi düşüncelerine sadık, düşük profilli muhafazakarlarla aşırı muhafazakarlar arasında geçmesi bekleniyor.

Tahran’da iktidardakilerin meşruiyetlerini yeniden tesis etmesi için yüksek katılıma ihtiyaçları var. Bu, 2022-2023’teki rejim karşıtı gösterilerin ardından oldukça zarar görmüştü.

Protestolar devrimden bu yana ülkede en büyük siyasi karışıklıklardan birine neden oldu.

Veriler ise seçmenlerin sadece yüzde 41’inin oy kullandığını gösteriyor.

Hamshahri gazetesine göre seçmenlerin sadece yüzde 41’ine denk gelen 25 milyon İranlı seçimde oy kullandı.

2020’deki parlamento seçimlerinde katılım yüzde 42,5, 2016 yılında da yüzde 62 olmuştu.

Düşük katılıma rağmen Hamshahri seçimlere katılım oranını, seçimlere boykot çağrısı yapanlara “25 milyonluk tokat” olarak niteledi ve Başkan Biden’ın yüzüne oy pusulası izini tasvir eden bir karikatüre yer verdi.

Seçimler İran’da ekonomik sıkıntılarla siyasi ve sosyal özgürlüklere kısıtlamaların arttığı bir döneme denk geliyor.

Seçimlerde ayrıca 84 yaşındaki dini lider Hamaney’in yerine geçecek ismi seçmekle görevli olacak 88 kişilik Uzmanlar Meclisi için de oy kullanıldı.

VOA tarafından geçilen İran’da seçime katılım 1979’dan bu yana en düşük düzeyde haberinde ha-ber.com editörlerinin hiçbir editoryal müdahalesi yoktur. İran’da seçime katılım 1979’dan bu yana en düşük düzeyde haberi web sayfamıza otomatik olarak VOA sitesinden geldiği şekliyle yer almaktadır. Bu alanda yer alan İran’da seçime katılım 1979’dan bu yana en düşük düzeyde haberinin hukuki muhatabı haberi geçen web siteleri ve ajanslardır.

Devamını Oku

En önemli sorun mevzuat ve hedef gösterilme

En önemli sorun mevzuat ve hedef gösterilme
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ANKARA — 

Sivil Toplumu Geliştirme Derneği, 2023 yılı sonu itibariyle ülkedeki sivil toplum kuruluşları önündeki örgütlenme sorunları arasında en önemlisini mevzuattan kaynaklı zorluklar ile yurtdışından maddi destek alınması durumunda hedef gösterilmeleri olarak açıkladı.

Sivil Toplumu Geliştirme Derneği (STGM), “Türkiye’de Sivil Toplum Örgütleri: Örgütlenme Özgürlüğü ve Katılım Hakkı” başlıklı raporunda, mevzuat taraması, İçişleri Bakanlığı’nın aktardığı veriler, saha araştırması ile bazı dernek ve vakıflarla yapılan görüşmeler kapsamında değerlendirmelere yer verdi.

Raporu, STGM Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Levent Korkut’un katkısıyla Genel Koordinatör Tezcan Eralp Abay’ın editörlüğünde, Proje Koordinatörü Murat Özçelebi ile Politika İzleme Uzmanı Hakan Ataman ve İletişim Uzmanı Ezgi Karataş hazırladı.

Türkiye’nin örgütlenme özgürlüğü boyutuyla örneğin Bertelsmann Dönüşüm Endeksi’nde (2022) 137 ülke sıralamasında 74’ncü olduğu ve IDEA Demokrasi Endeksi’nde (2021) 173 ülke sıralamasında 148’inci olduğu kaydedildi.

Almanya, Fransa gibi Avrupa ülkelerine kıyasla yeterli düzeyde örgütlenme yaklaşımı görülmediği vurgulanan Türkiye’deki derneklerden sadece yüzde 19’nun ülke genelinde örgütlü olduğu açıklandı.

“Yeni vakıflardan yüzde 30’unda dini referanslar var”

Raporda, Türkiye’de faaliyet yürüten 101.000 dernek ile 5.645 vakıf bulunduğu belirtilerek, Türkiye’de faaliyet gösterme ya da temsilcilik veya şube açma izni verilen sivil toplum örgütü sayısı ise 132 olarak kaydedildi.

Bu sivil toplum kuruluşlarında 77 bin 701 dernek çalışanı ve 19 bin 247 vakıf çalışanıyla, sivil toplum örgütlenmesinde 96 bin 948 görevli bulunduğu açıklandı. Bu örgütlerde gönüllüler olsa da sivil toplum alanı açısından “gönüllü çalışma ile ilgili yasal düzenleme yokluğu” aktarıldı.

Türkiye’de yakın dönemde kurulmuş yüzde 60’ı aşkın oranda pek çok sivil toplum kuruluşu tarafından gençler ve çocuklar hedefli çalışmaların amaçlandığı bilgisi verildi.

Raporda, yeni vakıflar açısından “eğitim ve hayırseverlik odaklı” olma özelliğine işaret edilerek, “Bu yeni vakıfların yüzde 30’unun isminde veya çalışmalarında dini referanslar var. Ama sadece yüzde 5’i kendini ‘dini vakıf’ olarak tanımlıyor” tespiti yapıldı.

Sivil toplum önünde mevzuat engelleri: Cezalandırma, maddi kaynak oluşturma

Sivil toplum alanına yönelik aşırı detaylı mevzuat durumu görüldüğü kaydedilen raporda, “Mevzuat, örgütlenme özgürlüğünün kullanıcılarına orantısız yükümlülükler yüklüyor ve bunların ihlali durumunda ciddi idari ve hukuk cezalar öngörüyor. Bunların yönlendirme ve rehberlik niteliğindeki hükümlere göre ağırlık taşıması mevzuata ilişkin sorundur. Örneğin mevcut Dernekler Kanunu’nda yer alan hapis cezaları bu durumun açık bir tezahürüdür” tespiti yapıldı.

Türkiye’deki mevcut mevzuatta, dernek kurmak ve zorunlu organları oluşturmak için gerekli kişi sayısı nedeniyle kişisel olabilme olasılığı yerine “tüzel kişilik şartlı örgütlenme” durumu olduğuna işaret edildi.

Sivil toplum açısından var olma ve faaliyetleri için maddi kaynak yaratma zorluğunu belirten raporda, “Örgütlenme özgürlüğünün temel bileşenlerinden biri olan serbestçe kaynak arama hakkı da Türkiye’de en çok zorluk yaşanan konulardan biridir. Bağış ve yardım eylemleri arasındaki belirsiz bir ayrımın bir mayın tarlasına dönüştürdüğü yardım toplamanın STÖ’ler için izne tabi olması kaynak arama önündeki en önemli engeldir. Ayrıca yürürlükteki düzenlemeler, STÖ’lerin ekonomik faaliyetlerini zorlaştıran, vergisel avantajlar sağlamayan, kira stopajı örneğinde olduğu gibi ticari işletmelerle aynı kurallara tabi tutulması sonucunu doğuran ek yükümlülükler içermektedir” denildi.

Mevzuat boyutuyla devlet yönetiminde sivil toplum katılımına yer verilmediğini anlatan raporda, “Karar verme süreçlerine sivil toplum katılımına ilişkin bütün kesimlerin eşit katılımını garanti altına alacak bağlayıcı düzenlemelerin olmaması; kamu yararı, vergi muafiyeti ve izin almadan yardım toplama gibi özel statülerin objektif ve adil bir yaklaşımla düzenlenmemiş olması da Türkiye’de örgütlenme özgürlüğünün evrensel ölçülerde kullanmasını zorlaştırıyor” tespiti paylaşıldı.

Örgütlenme özgürlüğüne yeni engelleme: Üyelere ilişkin bildirim zorunluluğu

İçişleri Bakanlığı’na 2019 yılında, sivil toplum örgütleri tarafından tüm üyelerine ilişkin detaylı bilgileri bildirme zorunluluğu getirildiği anımsatılan raporda, bunun örgütlenme özgürlüğü önünde Türkiye’deki mevzuatta yeni bir engelleme aracı olduğu belirtildi.

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü (STİGM), sivil toplum örgütleri üyelerine ilişkin bildirim zorunluluğu getirilmesinin ardından derneklere ilişkin veri paylaşımına da son verildiğini aktardı.

Raporda, “STİGM, 2019 yılına kadar derneklere üye olanların sayılarını, bu sayının kadın ve erkek olarak dağılımını duyurmaktaydı. Üye bildirim zorunluluğunun getirilmesi sonrasında STİGM önce sayıları kaldırarak verileri yüzdelik dilimler halinde sundu ardından da dernek üyelikleriyle ilgili tüm verileri web sitesinden kaldırdı” bilgisi verildi.

Yine Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye ilişkin raporu dayanak gösterilerek, “Resmi verilere göre derneklerdeki toplam üyelik sayısı 2017’de 11.239.693 üyeden 2019’da ani bir düşüşle 7.374.281 üyeye inmiştir” ifadesi paylaşıldı. Ancak son duruma ilişkin İçişleri Bakanlığı’nın herhangi bir rakam açıklamadığı bildirildi.

“Sivil toplum örgütlerinden yüzde 6’sı kamu kaynaklarından destek alıyor”

Sivil toplum örgütleri (STÖ) açısından hedefledikleri çalışmaları yürütebilmeleri için maddi kaynak ihtiyacına dikkat çekilen raporda, “Ulusal veya yerel makamlardan ayni veya maddi destek alanların oranı yüzde 6’dır. Destek alan STÖ’lerin yüzde 67’si hibe, yüzde 28’i hizmet tedarik sözleşmesi, %42’siyse ayni devlet desteği aldığını belirtiyor” denildi.

STÖ’lerin kamu kaynaklarını nasıl kullandığı ve bu kaynaklara nasıl irdelendiği de incelenerek, raporda bunun detaylarıyla ilgili şu bilgiler verildi:

“STÖ’lerin yüzde 43’ü kamu kaynaklarının sivil toplumun ihtiyaçlarını karşılamadığı görüşündedir. Karşıladığını düşünenlerin oranı yüzde 28’dir. Her üç, STÖ’den sadece biri bu kaynakların nasıl kullanılacağının belirlenmesinde STÖ’lerin önemli bir rol üstlendiği görüşündedir. STÖ’lerin yarısından fazlası başvuru kriterlerini açık ve net, daha azıysa başvuruda istenen belgeleri basit ve masrafsız bulmaktadır (%40). Her dört STÖ’den biri kamu kaynaklarının dağıtımında alınan kararları adil bulmamaktadır. Kararları adil bulanların oranıysa yüzde 33’tür.”

“Yurt dışında hibe alan örgütler hedef gösterildiklerine belirtiyor”

Yurtdışından maddi kaynak sağlayan, hibe desteği alan STÖ’lerin hak temelli yaklaşıma sahip örgütler olduğuna dikkat çekilen raporda, “Düşük ve orta düzey yaklaşımı olan örgütlerin yurt dışı hibe kullanma oranı yüzde 4’ten az iken, bu oran güçlü hak temelli yaklaşımı olan örgütlerde yüzde 14’5’e çıkıyor” bilgisi verildi.

Raporda, “Hibe alan örgütlerin yüzde 15’i aldıkları hibe nedeniyle hedef gösterildiklerini de belirtti. Yurt dışından hibe alan örgütlerin yüzde 15’inin hibeyle bağlantılı olarak hedef gösterildiğini ifade etmesinin çarpıcı olduğunu ve bu durumun kaynak geliştirmeye çalışan örgütler üzerinde başka bir baskı unsuru haline geldiği de ifade edilebilir” denildi.

STGM’nin söz konusu raporuna, “https://www.stgm.org.tr/yayinlar/turkiyede-sivil-toplum-orgutleri-orgutlenme-ozgurlugu-katilim-hakki” adresinden ulaşılması mümkün.

VOA tarafından geçilen “En önemli sorun mevzuat ve hedef gösterilme” haberinde ha-ber.com editörlerinin hiçbir editoryal müdahalesi yoktur. “En önemli sorun mevzuat ve hedef gösterilme” haberi web sayfamıza otomatik olarak VOA sitesinden geldiği şekliyle yer almaktadır. Bu alanda yer alan “En önemli sorun mevzuat ve hedef gösterilme” haberinin hukuki muhatabı haberi geçen web siteleri ve ajanslardır.

Devamını Oku