SESSİZ GECE

13.01.2023 11:58

Sessiz Gece, Kutsal Gece (Stille Nacht,Heilige Nacht) şarkısını duymayan, bilmeyen yoktur. Melodi dinleyeni sakin olmaya çağırır. Altı kıta olan şiirin birinci, ikinci ve son kıtası söylenir.

Metni papaz yardımcısı, aynı zamanda müzisyen (tenor) olan Joseph Mohr 1816 yılında yazmıştır. Köy öğretmeni Franz Gruber (bariton) bestelemiştir.

İlk defa 1818 yılı 24 Aralık Schiffer kilisesi Salzburg- Oberndorf köyünde seslendirilmiştir.

Birinci Paylaşım Savaşı esnasında müziğin birleştirici gücü gözyaşlarıyla anlatılır. Şarkıyı duyan askerler düşman askerleriyle bir araya gelir, ateş etmeye ara verilir. Düşmanlık yerini birlikte ağlayarak bu şarkıyı söylemeye bırakmıştır.

Şarkı 320 dile çevrilmiş, 2011 yılında UNESCO kültür koruma programına alınmıştır.

24 Aralık kutsal geceye kadar geçirilen heyecanlı, telaşlı bayram hazırlıkları sonunda yorgun düşen Hristiyan alemi, bu geceyi sessiz geçirerek dinlenir.

O gece bizim sokakta ıssız, hiçbir araba geçmiyordu. Bavyera Eyaleti bu sakin geçen zamanı on iki güne çıkarmıştır. 6 Ocak İsa Peygamberin doğumundan önce fenerleriyle Meryem Anaya yol gösteren üç kutsal kral anılana kadar yavaş hayat devam eder.

Din, düşünce ve felsefede öncü olan insanlar dağa çıkarak, çöle giderek veya ıssız bir mekânda inzivaya çekildikten sonra gerçeği, doğruyu bulduklarına inanmışlardır. Bu sürede kendi iç dünyalarıyla barışık olmuşlardır.

Yılbaşı gecesi sessiz ve sakin geçen, kutsal sayılan günlerin tam ortasında tezat teşkil ediyor. Korku, endişe ve gelecek kaygısının dışa vurulması anlamına gelir. İlk çağda doğa olaylarını bilimsel olarak açıklama zordu. Bu nedenle kötü ruhları men etmek için gürültü, tam tam danslarıyla yok etmeye çalışıyorlardı.

Bugün mala, cana zarar verecek şekilde eğlenmeyi vahşete, teröre çeviren bazı gençleri anlamak kolay değildir. Havaya atılan havai fişek ve raketlerle kuşlar öldü, kış uykusunda olan hayvanlar uyandırıldı. Çevre ve atmosfer kirliliği ayrı bir sorun yaratıyor. Havai fişek atma yasak edilmeli diyenler çoğunlukta, tartışma uzun bir süre gündemde kalacağa benziyor.

Sessiz geceleri, yavaş giden yaşamı köyde çocukluğunu geçirenler çok iyi hatırlar. Bu arada kendini dinlemek, enerji toplamak ruhun ihtiyacı karşılanmasını sağlardı.

Şehir hayatı sakin ve yavaş yaşamı unutturdu. Her şey hızlı yol alıyor. Sokakta köpek gezdiren, çocuk gezdiren veya otobüs durağına yetişmek için acele yürürken bile cep telefonuyla meşgul oluyorlar. Artık yaşlı genci fark etmiyor.

Her an her yerde ulaşılabilen internet kültürü hâkim oluyor. Çin’de trafik lâmbaları görülmesi için yere yapılıyor.

Şehirlerde gürültüyü azaltmak için sessiz şehirlere ödül veriliyor. Türkiye’de bu listeye giren ilk kent Seferhisar olmuştu.

Yorulunca göz kapatılır, ayaklar yorulunca yatılır, uyuduktan sonra dinlenir, insan. Fakat kulağı kapatmak imkânsızdır, uyurken bile duyuluyor.

Didim-Yeşilkent sitesinde Kış aylarında Avrupa’da yaşayan komşulara, seyyar satıcıların bağırmasından, çok kuvvetli açılan ezan sesinden, belediyenin durmadan verdiği anonslarda rahatsız olanlara, kulaklıkla kapatmayı tavsiye eden komşular vardı. Halbuki Avrupa’da yaşayanlar, sitede tatil yapanlar kuşların sesini duymak istiyor. Yaz aylarının sembolü olan Ağustos cırcır böceklerin seslerini duymak ve anılarıyla Avrupa’ya getirmek istiyorlar.

Doğrusu, kentleri idare eden, karar verme yetkisi olanlar, AB istedi diye değil, kendi vatandaşların ruhsal sağlığını koruma görevini yerine getirmelidir. Türkiye gürültü haritası yıllar önce verilmişti. Kalp ameliyatı geçirenlerin çoğu erekler, çünkü dışarda gürültülü ortamda yaşıyorlar. Gürültü aynı diş ağrısı gibi doğrudan kalbe kötü etki ediyor. Müzik öğretmenleri, kalp ve kulak doktorları birlikte bildiri yayınlayıp, görevlileri Yaz’dan önce uyarmalıdır.

İçine dönmek, kendini dinlemek günde birkaç kere sessiz bir ortama girmek, yemek, içmek kadar vücudun ihtiyacıdır. Kalabalık ailede çocukluğunu geçirenler, kendilerine ait bir odada yalnız yaşamayı öğrenmezlerse, yetişkin olunca yalnız kalmayı da öğrenemezler.

Geçmişte yaşanmış acı veren anılar, gelecek korkusu beyni devamlı meşgul ederse ruh dinlenemez. İçinden sayı sayarak, nefes alışa dikkat verilerek uygulanan meditasyon kuralları öğrenilebilir, Yüksek Halk okulları, sağlık kuruluşları bu konuda kurs veriyorlar.

Kendini dinlemeyi öğrenen, yavaş ve sakin hayata ihtiyacı olduğu bilincinde olan insanlar, gençler sinirlenince duygularına hâkim olur, şiddete baş vurmaz. Politikacı, eğitmen, öğretmen ve ana babalar dinlemeyi alışkanlık haline getirirler.

Her insan nasıl rahatladığını kendisi bulabilir. Ben yazarken, yalnız yeşil alanda yürüyüş esnasında ve spor yaparken huzur duyuyor, rahatlıyorum.

Çevrenizde bağırarak konuşan insanı tanıyorsanız, kulak doktoruna gitmesini tavsiye ediniz. Böyle bağırarak konuşan öğrencilerimi kulak doktoruna gönderirdim. Ağır işittikleri tespit edilirdi.

İçinden bir şarkı mırıldanmak, şiir okumak veya sakinleştirici müzik dinlemek ve dua etmek insana huzur veren şeylerdir.

Berlin’de apartmanlara numara verilir, ama Türkiye’de bir ad veriliyor. En çok verilen ad huzur, demek ki huzur evine   gitmeden önce beyin ve kalbin sessizliğe ihtiyacı vardır. Bunu, anlamak için doktor olmak gerekmez.

O halde çocuklara çok küçük yaşlarda, yuvada, çocuk bahçesinde ve okulda sessiz olmayı öğretmek gerekir. Gürültü yorduğu için, çoğu öğretmenler emekli yaşı gelmeden çalışamaz hale geliyor.

Okuyucularıma sessiz, sakin günler diliyorum. Bu durumda, huzur ve sağlık yaşamımıza yön verir.

Hoşça kalın!

İlter Gözkaya-Holzhey

eMail: [email protected]

Bu konuda okuduğum makaleler:

Anselm Grün, In die Tiefe gehen; Bernd Deinenger, Zu sich kommen, DIE ZEIT, Nr: 1 vom 29.12.2022, sayfa 54

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları