DÜNYA KUPASI´NI SEYREDECEK MİSİNİZ?

20.11.2022 17:39

Kaynak: https://www.birgun.net

Almanya’nın futbol kamuoyu ikiye bölünmüş durumda.

Bir taraf pazar günü başlayacak dünya kupası maçlarını dört gözle bekliyor. Onların derdi milli takımın turnuva öncesindeki son hazırlık maçında Umman gibi zayıf ve iddiasız bir takımı zorlukla 1-0 yenerken gösterdiği formsuzluğu.

Diğer taraf ise özellikle son iki yıldır süren “boykot” faaliyetlerini yoğunlaştırıyor.

Katar gibi futbolla ilişkisi olmayan, insan hakları açısından yerlerde sürünen, parayla her şeyi satın alabileceklerini sanan (bunda genellikle de başarılı olan) görgüsüz devlet adamlarının yönetimindeki bir ülkeyi dünyanın en sevilen sporuna ev sahibi yapan bu turnuvayı boykot edenler seslerini daha da yükseltmeye çalışıyorlar. Ancak onların sesini kesmeyi, kesemezseler bile etkilerini zayıflatmayı, itibarsızlaştırmayı hedefleyen kampanyalara milyonlarca dolar yatıran Katar’ın ve FİFA’nın karşısındaki mücadeleleri biraz da Don Quichotte’nin “devlerle” savaşına benziyor.

Katar’da bu turnuvadan sonra ne için kullanılacağı belli olmayan devasa stadyumların yaptırılması için insanların köle gibi çalıştırıldığına, bu inşaatlar sırasında meydana gelen iş cinayetlerinde yüzlerce göçmen işçinin yaşamını yitirdiğine, sadece bu insanlar için değil genel olarak tüm ülkede temel insan haklarının geçerli olmadığına, ağır cezalarla yasaklanan eşcinselliğin en yetkili ağızlardan bir “hastalık” olarak değerlendirildiğine ilişkin yayınlar devam ediyor. Ancak kamuoyu araştırmaları turnuvayı boykot edenlerin, “maçları izlemeyeceğim!” diyenlerin sayısının giderek gerilediğini gösteriyor.

Geçen yılın mayıs ayında gerçekleştirilen bir ankete katılanların %65’i Almanya’nın turnuvaya katılmasına karşı olduğunu, ancak %26’sının katılmasından yana olduğunu söylemişti. Kısa bir süre önce gerçekleştirilen son ankette ise bu durumda büyük bir değişiklik olduğu görülüyor. Almanya’nın katılmasına karşı olanların oranı %32’ye gerilerken, katılmasından yana olanlar ise %30’a yükselmiş. İlginç olan kararsızların oranı ise bir yılda %9’dan, 28’e çıkmış.

Katar’dan gelen milyonlarla boykota karşı dünya çapında operasyon yürüten Amerikan güvenlik şirketi “Global Risk Advices”ın yürüttüğü çalışmaların Almanya kamuoyundaki bu değişime ne ölçüde etkili olduğunu tahmin etmek zor. Ancak bu arada İsviçre Radyo ve Televizyon Kurumu’ndan (SRF) gazeteciler, Katar şeyhlerinin kasalarından bu Amerikan şirketine FİFA içinde ve dışındaki turnuva karşıtlarını takip etmek, yanıltmak, itibarsızlaştırmak amacıyla 387 milyon dolar aktarıldığını ortaya çıkardılar. Turnuva yaklaştıkça “halk kitlelerinin futbol sevgisi”ni öne çıkaran kampanyaların artması, tanınmış politikacıların Katar’ı eleştirip, boykot çağrısı yapanları kınayan açıklamaları, bazı bilim insanlarının turnuvanın Katar’da insan hakları ve demokrasi açısından ilerlemelere neden olacağına dair öngörülerinin en azından bir bölümünün ardından bu ve bunun gibi operasyonların olduğunu gösteriyor.

Çok ilginç bir örnek olduğu için aktarmakta yarar var. Kısa bir süre öncesine kadar genel başkan olarak Alman sosyal demokratlarının başında bulunan, federal hükümetlerde başbakan yardımcısı, ekonomi, enerji ve dışişleri bakanlıklarını yürüten Sigmar Gabriel Katar’daki turnuvaya karşı çıkanları sosyal medya üzerinden yaptığı yayınla eleştirirken şöyle diyordu:

“Katar’a Alman tepeden bakışı mide bulandırıcıdır. Biz ne kadar da unutkanız? Eşcinsellik 1994 yılına kadar Almanya’da da suçtu, cezası vardı. Annemin çalışabilmesi için eşinden izin alması gerekiyordu. Misafir işçilere kötü davrandık, onları ne kadar kötü yerlerde barındırdık.”

Aslında Gabriel’in söylediklerinin yarısı tabii ki doğruydu.

Ancak siyaseti bıraktıktan sonra açıkça lobicilik işine giren bir politikacının topluma parmak sallayarak böylesi bir uyarıda bulunması tabii ki büyük çoğunluk tarafından samimi bulunmadı.

Peki onu ilk savunan kim oldu?

O da Yeşiller partisinin tarihi liderlerinden, bir zamanlarının sokak eylemcisi, sosyalist militanı Joschka Fischer’di. Federal hükümetlerde başbakan yardımcısı, dışişleri bakanı olarak uzun süre görev yapan Fischer, Gabriel’i şu sözleriyle savundu: “Tepeden bakarcasına aşağılayıcı eleştirilerde bulunulmasını Gabriel’in eleştirmesini haklı buluyorum. İnsan haklarının hayata geçirilmesi zaman alıyor. Katar’a çıktığı yolda ilerlemesi için verilecek her türlü desteğe değer.”

Bilindiği gibi o da siyaseti bıraktıktan sonra lobici işadamı olarak ekmeğini kazanıyor.

Bütün bunlar bir yana futbol halen dünyanın en sevilen sporu. Almanya’da bazı barlar, meyhaneler, lokaller kapılarına “Bu mekânda Katar’a yer yok!” tabelaları asarak, boykota katılıyorlar. Ancak insanları televizyon karşısında maçları izlemeye çağıran karşı propaganda daha güçlü. Bir de her şeye rağmen hiçbir zaman futbol sevgisinden vazgeçmeyecek olan milyonların umurunda bile değil bu tartışmalar.

Çoğunluk tabii ki paranın sporu kirlettiğini çok iyi biliyor, görüyor. Ama “yine de futbol güzel” diyorlar ve Teknik Direktör Hansi Flick’in Umman karşısındaki performansını beğenmedikleri takımını çarşamba günü Japonya karşısında oynanacak ilk turnuva maçına kadar hazırlaması için dua ediyorlar.

***

Yıllardır çok sayıda ağır çeşitli rüşvet ve yolsuzluk skandallarına konu olan FİFA’ya karşı #BoycottQatar2022 kampanyasına karşı olanların da haklı olduğu yerler var. Benzer turnuvalar önceki yıllarda Katar gibi birçok anti demokratik ülkede düzenlendi ve hiç de şimdiki gibi inatla sürdürülen bir boykot kampanyası yürütülmedi. O nedenle şimdi Katar’a karşı çıkanların bir bölümünün derdi demokrasi ve insan hakları olmayabilir. Belki de Arap ve Müslüman halklara karşı oldukları için ısrarla bu boykota katılıyorlar...

Geçmişte zaman zaman dünya kupasının bir ya da birkaç ülke tarafından boykot edildiği oldu. Ancak bunların hemen hepsi turnuvaya katılan ülkelerden bazılarının kendi aralarındaki sorunlardan kaynaklanıyordu. Örneğin 1958’de Tayvan turnuvayı, Çin Halk Cumhuriyeti de katıldığı için boykot etti. Yine 1966’da da Güney Kore turnuvaya Kuzey Kore’nin katılmasını engelleyemeyince boykot yoluna gitmişti. Buna karşın faşist diktatörlüklerin iktidarda olduğu İtalya’daki (1934) ya da Arjantin (1978) dünya kupası turnuvalarını boykot eden olmadı. Dünya kupası tarihinde belki de tek insan hakları bağlantılı boykot Sovyetler Birliği tarafından 1974’te Almanya’da gerçekleştirilen turnuva öncesinde olmuştu. Bunu eleme maçını Şili’de, askeri darbe sonrasında hapishane ve işkencehane olarak kullanılan Santiago Stadyumu’nda oynamayı kabul etmeyerek yapmışlardı.

Futbol ve politika ilişkisinin sürekli gündemde kalmasını sağlayan bu turnuvadan en kazançlı çıkan tarafın Katar’ın şeyhleri olacağı şimdiden belli. O nedenle kendilerine yönelik eleştirilere kulak vermiyorlar. Turnuvanın başlamasına iki-üç kala getirdikleri alkollü içki yasağı bile getirebiliyorlar. Her şey onların istediği gibi olacak. Paraları çok. Bu nedenle turnuva takımlarını sponsor olarak destekleyen bira üreticilerinin tazminat taleplerini umursamıyorlar bile. Bir ay boyunca sürecek turnuva maçlarının heyecanıyla tüm tartışmaların arka plana itileceğinden eminler.

Yıllardır milyarlarca dolarlık devlet fonlarını Avrupa’da, Amerika’daki büyük şirketlere yatırarak içiçe geçtikleri batı dünyasının gerçek yüzünü çok iyi biliyorlar. Batıdan gelen “insan hakları ve demokrasi” itirazlarını paranın gücüyle etkisiz hale getirebileceklerini de.

Bundan sonra çıkacak sorunları da parayla çözebileceklerini de biliyorlar. İşin ilginci, turnuva boyunca onların insan haklarına aykırı kanun ve talimatları uygulayacak kolluk güçleri de Türkiye’den olacak. Tabii o da parasıyla.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları