BUNDAN 53 YIL ÖNCE…

08.11.2022 09:02

Gelin sizi bundan 53 yıl öncesine götürelim. 28 Mart 1970 tarihine…

Bu tarih önemli. Çünkü  2 Nisan 1970 günü yayınlanan Hayat Mecmuasının kapağında, iki çocuğu ile bir Gedizli kadının görüntüsü vardır. Koleksiyonerler bu fotoğrafı özenle sakladılar…

Fotoğraf; 28 Mart gecesi saat 23.00 te Gediz ilçesinde çekilmişti.

Neler olmuştu da Hayat mecmuasının ön sayfasında böyle bir fotoğraf yayınlanmıştı?

Bakın anlatalım…

Dokuma ustası Mehmet; iş çıkışı Hafize ninenin ilacını almak üzere az sonra kapanacak olan Kaşkaloğlu eczanesine doğru hızlı adımlarla yürüdü. Ayni mahallede oturan Mustafa ise cılız vücudu ile ona yetişmeye çalışıyordu. Sabahtan beri ağrıyan başı için Gripin alacak... O zamanlar yurdum insanı hastalandığında ya aspirin ya da gripin içerdi. Mart kışına rağmen hava da yoğun bir sıcaklık var. Sanki bahar gelmişte yıldız çiçekleri açıverecekmiş gibiydi.  Uzaktan uzağa, dokuma tezgahlarının gürültüsü duyuluyordu.

Kütahya İlçe ’ye gidenler erken döndüler.  Merkez 90 km. kadar uzakta.  Ancak 1100-1200 m. Arasında değişen dalgalı bir platoda yer aldığı için ulaşım yazın dumandan kışın yaş ve yağıştan sıkıntılı…

“Murat dağı görünmez kör dumandan
Yar istesem verir mi sor babandan
Bahar geçti yaz geçti kaldık güze
Bizim düğün ne zaman sor anandan”

Pazar  yeri dağılmış, geç kalmış bir kaç at arabası yorgun ve isteksiz adımlar ile taş döşeli caddede ilerliyordu. Bir evde nişan var. Sarıkızı harmandan sonra gelin edecekler.  Türküler söyleniyor.

Adına türküler yazılan Murat dağı 2312 m. yüksekliği ile Gediz’in Akdeniz ve Karasal iklimine hükmediyor . Gündüzleri sıcak, geceleri soğuktur.  Ama bu gece alışılmış soğuk hava yok

Kahveler yine dolu. Saat ilerledikçe sokaklar ıssızlaşıyor.  Köpekler huzursuz.  Gerekli gereksiz havlıyorlar.  Kuşlar bir garip. Kümeslerdeki horozlar vakitsiz ötüyor.  Gökyüzü aydınlık… Yaz gecesi gibi.

Dokumacı Mehmet usta ninenin ilacını unutmadığı için mutlu. Kahveden çıkıp eve yöneliyor.

***

Sonra?

Sonramı ne oldu?

Türkiye o gece  7.2 şiddetindeki unuttuğu deprem gerçeği ile yüzleşti… 29 Mart 1970 sabahını, bir önceki gecenin mutlu sakin güzelim Gediz’inin iyi kalpli insanlarının acısını anlatmak istemiyorum.

O depreme yardım için ilk ulaşanlardan birileri, bugün “ne işe yarar ki?” diye varlığına itiraz edilen gençlerden oluşan bir İzci kafilesi idi.  Sonrasında hükümet yetkilileri, yabancı devlet adamları, basın yayın kuruluşları, Gençlik dernekleri,  siyaset adamları, ulusal ve uluslararası televizyon kuruluşları, daha nice yardım için koşan pek çok insan olmuştu.

O günlerin Türkiye  İzciler Birliğinde görevli olan MİK başkanı olan Ali Teoman Ergin, ekibin Baha Murat Ülker başkanlığında hareket etmesi için organize olmasına yardım etmişti.  Tayfun Saraçlar,  Sencer Yaltı, Ömer Ketenoğlu, Kuran Okan gibi tecrübeli deniz izci ekip başları, bir avuç izci ile on gün görev yapmışlardı. Sadece onlar mı? Hayır. Pek çok kuruluştan gençler geldi deprem bölgesine… Ancak Dumlupınar 81 Ergin İzci ocağının izcileri olan bu ekibin farklı bir özelliği vardı.  Bölgeye ilk ulaşanların arasındaydılar. Hizmette gece gündüz ayrımı yapmamışlardı. Henüz o yıllarda genç bir yüzbaşı olan ve komando birlilğinin başında bulunan Yüzbaşı Güner Teleri’nin ve Halet Albayın takdirini kazandılar.

Ayrılık günü geldiğinde; Yüzbaşının “Keşke sizin gibi eğitimli, disiplinli yüzlerce genç yetiştirebilseydik” sözü onlar için en büyük ödül, izcilerin vatana hizmet parolasının temelini oluşturmuştu.

Ayrılık günü geldiğinde Gediz’den gözyaşları içinde hem ölenlere hem de kalanlara ağlayarak ayrıldılar.

Ancak ömürlerinin sonuna kadar yüreklerinin bir parçaları hep oralarda kaldı… Gözlerinden dumanları tüten binaların, yaşlıların,  ninelerin, ismini saptayamadıkları dünya güzeli küçük Sarıkızın uyuyormuş gibi yatan bedeninin görüntüsü hiç silinmedi. Sanki her şey dün olmuş gibi belleklerinde canlı kaldı. Sarıkızın toprağa verilişinde döktükleri gözyaşlarını, hiçbir karşılık beklemeden ilk buldukları araca dolup, heyecanla yardıma koşan kendileri gibi genç insanları, yardıma gelen kuruluşları asla unutmadılar.

O günleri yaşayıp, bugün aramızda olmayanlara rahmet; unutamayanlara her yeni depremde yüreği sızlayıp o günlere dönenlere sabır ve metanet diliyorum.

Taner TÜMERDİRİM

[email protected]

 

***

*Gediz depreminde resmi açıklamalara göre toplam 1086 ölü ve 1258 yaralı tespit edilmişti. Oysa yıkılan veya hasarlı bina sayısı 16 bin civarındaydı. Bütün yerli ve yabancı uzmanlar; “Eğer binalar deprem yönetmeliğine uygun yapılsaydı hafif çatlaklarla atlatılabilirdi…” teşhisinde ortak bir görüşe vardılar.  Türkiye aralıklarla bir çok deprem yaşadı. Benzeri manzaralar tekrarlandı.  Deprem gerçeği hep unutuldu. Sanki arazi fakiri bir ülkeymişiz gibi çok katlı binalara politik çıkarlar uğruna izinler verildi. Deprem gerçeği hep bir kader gibi görülmeye devam etti…

 

 

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları