SAKALLI CELAL EFENDİ…

19.11.2021 09:59

Okulun lağımı taşıp kimse ilgilenmeyince kendisi açan bir müdür yardımcısı hayal edebiliyor musunuz?

Peki ya bunu yaptı diye öğretmenlikten el çektirilmesine ne demeli?

Dahası da var.

Görevden el ç ektirilince tepki olarak bir boyacı sandığı bulup okul önünde öğrencilerin ayakkabılarını boyamasını nasıl anlatalım?

Adamın iyisi biraz deli olur diye bizde bir laf vardır. Oysa Sakallı Celal Efendi deli falan değildir. Aksine çok akıllı, zamanına sığmayan, o günkü düşünce kalıplarının dışında bir insandır.

Biraz tanıyalım ki niçin böyle yazdığımı anlatabileyim.” Sakallı Celal” veya “Celal Yalnız” Mart 1886’da İstanbul’da doğmuş,  6 Haziran 1962 de İstanbul da hayatını kaybetmiştir.  Devrinin insanları onu Düşünür ve Filozof olarak tanımlamalarına rağmen yazılı bir kitabı yoktur ama  günümüzde de çok kullanılan bazı sözleri bir kitap özeti gibidir. Galatasaray lisesinde okumuş, 1907 yılında mezun olmuş,  Bahriyeli bir babanın çocuğu olarak kendi gayreti ve etrafını hayran bırakan zekası ile kendi kendine okuma yazmayı öğrenmiş, ağabeylerinin kitaplarını tüm engellemelere rağmen okumuştur.  Kısa zamanda Fransızca öğrenmiş,  lise öğreniminde çeşitli başarılara imza atar. Ağabeyi  Cemal’in padişah yönetimine isyan ettiği gerekçesi ile asılacağını duyması  henüz Sakallı lakabını almamış olan Celal efendinin  ilk travmasıdır. Bir süre sonra ağabeyi Nihal’i kaybeder.  Bu da onu derinden etkiler.  Ünlü Galatasaray yangınında okuduğu okulu, kitaplarını ve çok değer verdiği anılarını kaybeder.  Tevfik Fikret’in Galatasaray Lisesi’ne müdür olması ile onun okulda öğretmen olarak kalmasını sağlar.

Bir süre sonra devlet bursu ile Fransa’ya Sorbon üniversitesine Siyaset bilimi okumaya gönderilir. Oysa onun derdi Makine Mühendisi olmaktır. Bunu ailesi kabul  etmez.  Devletin uygun gördüğü konuda tahsiline devam etmesi istenir ve o gün önemli bir karar alır. Asla kesmemek üzere  sakalını uzatmaya karar verir. Böylece Celal efendilikten Sakallı Celal’e terfi eder.  Fransa’da bulunduğu süre içinde tek durmaz. Ne kadar ünlü Fransız düşünürü ve aydını varsa hepsi ile irtibat kurar,  aydınlanma sürecini tamamlar.  Bir süre sonra  “Devlet parası ile okumak buraya kadar” diyerek  ülkeye döner.

***

Peki sonra?

Sonrası klasik bir Türk aydını hikayesi…

Üsküp’te futbol oynattığı ve öğrencilere don-fanila (forma) giydirdiği için şikayet edilir. Okuldan atılır. İstanbul’a döner. Mustafa Kemal’in askerlerine yardım etmek üzere bir tekne dolusu silah ile yola çıkar, İngilizlere yakalanır, mükemmel dili ve zekası siyaset bilgisi ile birleşince İngilizleri, silahları Fransızlara direnen Tunuslu yer altı örgütüne götürdüğüne inandırır,  Mustafa Kemal’e ulaştırır.

Cepheye gitmek ister,  öğretmenlik yapması uygun görülür. Kastamonu lisesine gönderilir.  Orada da aykırı fikir ve davranışları, özellikle futbol nedeni ile şikayet edilir, görevden alınır.  İzmit’e gönderilir. Yusuf Ziya Ortaç ile tanışır.  Bir süre sonra Ankara Lisesine Müdür yardımcısı olarak atanır.  Okulun lağımının tıkanması,  onu açması,  ilk kez bir bayan öğretmen tayin ettirmesi,  çok büyük tepki alır. Son damla olarak Bakanlık, yüksek öğretim kurumları için öğrenci ihtiyacının olduğunu son sınıfları ve bir önceki sınıfları hemen mezun etmelerini istemesi bardağı taşırır. Sakallı Celal ünlü sözünü söyler: “Burası boyacı küpü değil” der ve istifa eder.

Daha sonra mı? Sonra öyle şeyler yapar ki, Bahriye Nazırı Amiral Hüseyin Hüsnü Paşa’nın oğlu olan Sakallı Celal herkesi hayrete düşürür. Valilik binasının önünü mü süpürmez?

Lütfen bu insanın Türkiye’yi terk etmeyip cehaletle nasıl savaştığını, kendisine Tevfik Fikret’in;“Hak bellediğin yola yalnız gideceksin” dizesinde anlattığı prensibe nasıl sadık kaldığını anlamaya çalışıp, örnek almalı, Hayatını okumalıyız.

O zaman; hayatlarına dokunduğu, iz bıraktığı Orhan Veli, Melih Cevdet  Anday, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Nazım Hikmet, Kazım Taşkent, Nurullah Ataç, Ali Sami Yen, Ali Yar, Haldun Taner, Ahmet Haşim, Yusuf Ziya Ortaç gibi yakın dönem insanlarımızı da daha iyi anlama olanağını buluruz.

Bunlar bizim değerlerimiz;  hak, hukuk, bilim, kültür ve sanat yolunda, vatanseverlikle medeniyet yolunda ufkumuzu açan,  Cehaletle ve bağnazlıkla savaşan, Atatürk Türkiye’sini  koruyan yakın dönemdeki  insanlardır…

Ne mutlu onlara….

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları