KÜLTÜR VE ÖZGÜRLÜK…

04.07.2022 12:36

Bir önceki yazım üzerine epey eleştiri aldım.

Okurlarımdan birisi beni geri kafalı olmakla suçlamış.

İzcilik, kampçılık, gençlik merkezi gibi yerlerde yapılan çalışmaların “Militarist” bir anlayış içerdiğini, çocuk ve gençlerin beyinlerinin yıkandığını, bireylerin yetişmesinde yaptırım uygulandığını, özgürlükleri kısıtlayan eylemlere başvurulduğunu belirtmiş.

Bu nedenle, yıkılmalarını veya dini bir takım kurumlara tahsis edilmiş olmasının yerinde bir karar olduğunu belirterek desteklemiş.

Herkesin görüşüne saygı duyabilirsiniz.

Ancak milli ve manevi değerlerine saygılı, kültürüne sahip çıkan, Ata’sını tanıyan, yurdunun güzelliklerinin farkında olan, ananelerine göre komşu kızına “bacı” komşu oğluna “dayı” diyen, kaç-göç  bilmeyen, tarlada-değirmende aynı çuvalı sırtlanan, ürününü bölüşen, aynı cem de buluşan bu saygı dünyasının sınırları sadece sizi değil, hepimizi ilgilendiren bir gerçektir.

Tüm bunlara karşı çıkmak, hurafeler ile toplumu kaç-göç;  mahrem-namahrem diyerek bölmek toplumun olsa-olsa bir kısmını bağlar. Bunda da, cahil ve kendini din adamı gibi tanıtanların büyük etkisi vardır.

***

Bilindiği gibi bütün Dünya’da yeni bir “Seks kültürü” oluştu. Bu sapkınlığa “LGBT” deniyor. (Kısacası 1990’lardan itibaren lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel veya travesti hareketi olarak yorumlanıyor) Bu durum hem bedeni hem de zihni bir rahatsızlık olarak yorumlanacağına cinsel tercih ve bireysel özgürlük gibi  tanımlanıyor.

Peki bunun sonuçları ne olur?

Doyumsuz bir gençlik yetiştirmenin yanında; yetişkinlerde de cinsel sapkınlıklar, çocuk tacizi gibi kabul ettiğimiz olaylar sadece Dünya’da değil bizde de arttı. Hem de hayret edilecek düzeyde…

İnsan Psikolojisi ile ilgilenenler, bu durumun çok eski çağlardan beri merak ve tecessüs, yeni bir şeyler denemek, tutuculuk ve bağnazlığa karşı isyan, dinsel kurallara karşı çıkma, hükümet ve otoriter güce isyan olarak yorumluyorlar.

Osmanlı döneminde karşı tarafın rızası olmadan ırza geçmenin;  “cezalandırma, onur kırma, aşağılama yöntemi” olarak  kullanıldığını biliyoruz.  Her türlü sapkın zevkleri için saraya cariyeler dışında iç oğlanlar, odalıklar yetiştirilmesi; küçük yaştan itibaren bunların bizzat eğitilip aileleri tarafından saraya sunulduğu kaynaklarda yer almaktadır.

Cumhuriyet dönemi ile birlikte bu tür alışkanlıklara son verilmiş,  kadınların ön plana çıkarılması ve kimlik kazandırılması için azami gayret gösterilmiştir.

Osmanlı arşivlerindeki bir çok sapkınlık belgesinin, genç Cumhuriyet döneminde sistematik bir biçimde yok edilmesi, genç devletin mazisinin temiz tutulması için çaba harcanmıştır... Buna rağmen o döneme ait pek çok minyatür bugün Avrupa müzelerinde yer almakta, yüksek fiyatla alıcı bulmaktadır.

***

Geçmişte böyle örnekler var iken,  gençler arasında kız ve erkek ayrımı yapmadan Milli bir ruh ile yetiştirilmesini hedefleyen onları zararlı alışkanlıklardan uzak tutan yapılara neden karşı çıkılır bunu anlamakta zorlanıyorum. Seks, porno, uyuşturucu, şans oyunları, eşcinsellik gibi sapkınlıkları hoş görmek acaba öz kültürümüz ile ne kadar bağdaşıyor?

Diziler vasıtası ile evimizin içine giren,  oturamayacağımız evleri, binemeyeceğimiz arabaları, yaşayamayacağımız hayatları özendiren; bu nedenle de sosyal hayatımızı zaten olumsuz etkileyen görüntülere bir de sapkınlıkları eklediğimizde; izledikleri karşısında çocuk ve gençleri meraklandırıp isteklendiren görüntülerin Türk eğitim sistemine, demokrasiye, eşitliğe, özgürlüğe, Milli ruh ve beraberliğimizi pekiştirmeye ne gibi bir faydası vardır? Bilemedim.

Avrupalı olacağız diye aleni seks ve sapıklıkları,  erkeğin erkekle, kadının kadınla evlenmesini hoş göstermenin, bir gecelik beraberliklerin modernlik olduğunu savunmanın mantığı nedir?

Bu durum; aile müessesesini yıkmaya, serbest ilişkilerin yaygınlaşmasına, sevgi-saygı-yardımlaşma, nesli koruma gibi kavramların yok olmasına, kadın cinayetlerinin artmasına neden olmuştur.

Bizi biz yapan temel değerler her geçen gün yitirilmektedir. Bu kültür emperyalizmi aracılığı ile başkalarının kölesi olmamızı kolaylaştırmıştır.

Doğu ülkelerinin, batılılara karşı dik durmalarının ve giderek güçlenip zengin olmalarının arka planında, örf ve ananelerine olan bağlılıkları; kültürel değerlerini koruyup her ortamda sergilemeleri önemli rol oynuyor.

Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi, çocuk ve gençlerini layığı ile yetiştirmeyen, onları ihmal eden, bunun için kurulmuş teşkilat ve yapıları yok eden, onları sokağın kucağına terk eden ülkeler birikimlerini, Milli kültür ve kimliklerini kaybetmeye mahkûmdur.

“Bir kereden bir şey olmaz” anlayışı ile bu konuda geldiğimiz nokta ortadadır. İslam’da yeri olmadığı halde, tek çözümü dini eğitim gibi gösteren ve bilimi red eden, aykırı ve tutucu yapılara güvenenler hayal kırıklığına uğramışlardır.  Bugün kadınların elini sıkmayan erkek yobazlığı ile, erkeklerin olduğu ortama girip onlarla konuştuğunda abdestlerinin kaçtığına inanan kaç-göç kadınları resmi bir nesil oluşturdular. Bu durum nasıl normal Türk insanının yaşantısına aykırı ise, aşırı uçtaki örnek olan LGBT hareketi de normal karşılanamaz.

Kültür ve Özgürlük çok farklı birer kavramdır.

Bakalım beni eleştirenler bu gün yazdıklarımı da, kültür ve özgürlük olarak kabullenip,  modernizm olarak yorumlayabilecek mi?

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları