DOĞANIN SONU

03.12.2021 19:37

İstanbul’dan Berlin’e gelen bir akademisyen neden Berlin’e sorusuna, yeşile özledim, bu nedenle geldim, diye cevap veriyor.

Uçakla gündüz şehir üzerinde uçma şansını yakalayan, metropol ve çevresini gerçekten yeşil bir deniz gibi görür.

Aslında tüm ülke insan eliyle düzenlenmiş, yemyeşil orman tarla ve arsalarla kaplı. Her kentin mahallelerinde yürüyerek ulaşılabilecek en az bir orman alanı vardır. Korona virüs pandemi döneminde, ormanda yürüyüş yapmanın önemi ortaya çıktı. İlk defa bir Çin doktorun kullandığı orman banyosu kavramı solunum organları, akciğeri korumaya ilâç gibi geliyor.

Susanne Dohrn, doktorasını yapmış tarihçi ve gazeteci yazar, Doğanın Sonu kitabında bu güzel düzenli görünüşün öteki yüzünün hiçte iç açıcı olmadığını yazıyor. Kapımızın önünde sessizce çiftçilik ölüyor, diyor.

Toprağını ekerek, ürünleriyle nesiller boyunca aile işletmeleriyle geçinen aileler toprağını, arsasını satmak zorunda kalıyor. Kredi ve diğer masrafları ödeyemiyorlar.

Para sever şirketler büyüdükçe büyüyor.

Bu kuruluşlar doğayı bitki çeşidi, hayvanları korumadan, kazanç yoluna gidiyor. Tarlalar büyük iş, tarım makineleriyle işleniyor. Bu nedenle, toprağı sel ve rüzgârdan koruyan, arsa aralarında ekilen çitler tamamen yok edildi. Endüstri haline gelen ziraatı makine işleten birkaç işçiyle işi bitiriyorlar.

Bunun anlamı işçiye ihtiyaç azalıyor, bu da işsizliğe sebep oluyor. Artık çiftçilik aileden çocuklara devredilemiyor. Aile mirasını devam ettirmek için genç nesiller ziraat mühendisi oluyor, işlerini bilerek yapıyorlardı.

Tarla aralarında çit alanı bırakılmadığı için ot ve kır çiçekleri yok ediliyor. Artık yalnız makinelerin giremediği yamaçlarda yaban bitkileri yetişiyor. Yaban bitkilerin yokluğu veya azalması arı, kelebek ve kuş çeşitlerinin de yok olması anlamına geliyor. Haşarat ve diğer hayvanların yokluğu, bitkilerin yaşaması ve üremesi için tozlaşmayı da yok ediyor.

Böylece insan eliyle doğanın dolaşımına engel olunuyor. Çin’de çiftçiler arıların yaptığı yozlaşmayı, insanlar yapmaya başladı.

İnsanların şehir ve kentlerde evde yaşadığı gibi, et üretimi için hayvanlar dar ortamda, ahırlarda bütün bir yıl yaşıyor. Yem üretimi de tek tip fabrika gibi işleniyor. Bu nedenle ülke yemyeşil, aradaki renkler yok oldu.

Tarımla ilgisi olmayan şehir insanı, haklarını aramaya gelen çiftçilerin Berlin sokakları traktörle doldurunca anlamaya çalıştı. Yoksa gıda maddelerini sadece market raflarından satın alıyorlardı. Topraktan çok uzaklaşmıştı.

Biz Almanya’da yaşayan Türkler Aşık Veysel’in sazı sözüyle, benim sadık yârim kara topraktır, anısıyla avunuyoruz. Türkiye’de de çiftçilerin, sesimizi duyun çağrıları, iletişimin çok hızlı olduğu internet çağında Avrupa’ya kadar geliyor.

Daha bitmedi, haşeratların, kuş, arı ve kelebeklerin gıdası otlar, kır çiçekleri ilâçlama neticesinde ölüyor. Tarım ilaçları zehirli gaz olarak buharlaşma yoluyla havayı kirletiyor. Aynı zamanda sulama neticesinde toprağa sızıyor ve içme suyuna karışıyor.

Çocukluğumda yağmur yağınca dışarı koşar, yağmur altında oynarken ıslandığımı fark etmezdim. Şimdiki çocukların bu şansı büyükleri tarafından yok ediliyor. Zira bulutlar artık adeta zehir taşıyor.

Endüstride kullanılan malzemeler, gazlar atmosferin ısınmasına sebep oldukça, doğa felâketleri ve hastalıklarda çoğalıyor. Aşırı kuvvetli yağmurlar şehirlerde beton nedeniyle akacak yol bulamayınca sel hasıl oluyor.

Yerküremizde iklim değişimine en fazla sebep olan endüstri ülkeleri değil, fakir ülkelerde insanlar göç yollarına düşüyor. Yollarda ölenlerin sayısı istatistiklerde yer almıyor.

Çaresi var elbette, doğayı kurtarmak artık zorlaştı. Ama zarar durdurulabilir, toprak tabiatına uygun işlenebilir. Bunun için karar veren siyasetçiler, çevre sevdalıları, ziraat uzmanların sözlerini dinlemeleri gerekir. Para severlere, günün birinde para yiyerek doyamazsınız, demelidirler. Buna göre kanunları yenileyip, uygulamaları tek çaredir. Büyüklerin çocukların geleceğini yok etmeye hakları yoktur.

Uzmanlar bıkmadan tekrar ediyorlar, doğa insansız çok uyumlu yaşayabilir, ama biz insanlar doğasız yaşayamayız.

Nihat Aşar, Nasıl Geçti Habersiz, şiirini yazarken günün birinde kır çiçeklerin yok olacağını düşünmemişti herhalde.

 

Hani o saçlarına taç yaptığım çiçekler

Hani o güzel gözlü ceylanların pınarı

Hani kuşlar, ağaçlar, bin bir renkli çiçekler

Nasıl yakalamıştık saçlarından baharı

 

İzlediğim tarımla ilgili yayınlarda hiç Türk adına rastlamadım. Geçenlerde karşılaştığım bir öğrencimin babası, oğlunun ziraat mühendisi olduğunu söyleyince çok sevindim. Gelecek yıllarda tabiatta yapılacak çok iş var. Gençleri tarımda geçerli mesleklere de yönlendirmeliyiz. Büyüyen şirketlerin tarım ve doğa uzmanlarına ihtiyaçları var.

Hoşça kalın, ama çiçeksiz kalmayın!

 

Kaynak:

Susanne Dohrn, Das Ende der Natur, Die Landwirtschaft und das stille Sterben vor unserer Haustür.

Ch.Links Verlag GmbH, Berlin 2017

ISBN_ 978-3-451-03170-0

Alıntı: Şiirden bir kıta Tarkan CD-broşürü sayfa 2 /

Hitit Müzik 2016

 

 

 

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları