LVM Fikret Odağ

İleri sanayi toplumunda göç ve kültürleri kaynaştırmak

17.01.2021 16:47

Frankfurt merkezli KUBI ve yöneticisi Arif Arslaner, on yıllardır eğitim üzerinden göçmen toplumundaki gerilimlerin giderilmesine yönelik çalışmalar yapıyor. KUBI, Almanya’nın bu alandaki…

İleri sanayi toplumunda göç ve kültürleri kaynaştırmak

Frankfurt merkezli KUBI ve yöneticisi Arif Arslaner, on yıllardır eğitim üzerinden göçmen toplumundaki gerilimlerin giderilmesine yönelik çalışmalar yapıyor. KUBI, Almanya’nın bu alandaki büyük kurumları arasında yer alıyor.

Frankfurt’taki KUBI (Verein für Kultur und Bildung e.V. – Kültür ve Eğitim Derneği) Avrupa’daki sanayi ve bilgi toplumunun en gelişmiş bölgelerinden birinde 1993’ten bu yana faaliyet gösteriyor. KUBI Direktörü Arif Arslaner ileri sanayi, bilgi ve göç toplumunda, bu tür bir kurumun etkinliklerine yönelik sorularımızı yanıtladı.

– 27 yıldır bir göçmen derneğini yaşatıyorsunuz. İlk kurulduğunda bu kadar farklı alanlarda hizmet vermiyordu kuşkusuz, ama bugün KUBI Frankfurt’taki en büyük göçmen sosyal hizmet kurumlarından biri oldu. Bu noktaya gelinebileceğini düşünmüş müydünüz, ilk motivasyonunuz ve hedefleriniz neydi?

ARİF ARSLANER – KUBI, kuruluşundan bu yana eğitimi kendine temel almıştır. Bütüncül bir bakışla, kültürün toplumsal iletişimin bir parçası olduğu gerçeğini göz ardı etmeden, eğitim ve kültür faaliyetlerini birlikte yürüten bir şirket olmuştur. Farklılığımız şudur: Kuruluştan itibaren biz, insanların ancak eğitim üzerinden toplumun önemli bir parçası olabileceklerini ve toplumdan mesleki ve kişisel olarak pay almanın ancak eğitimle daha iyi koşullarda mümkün olduğunu vurguladık. Temelimizi bunun üzerine oturttuk.

Tabii ki diplomanız olmadan da para kazanabilirsiniz, ekonomik bağımsızlığınızı elde edersiniz, fakat eğitim yaygın olarak bunun ana lokomotifidir. Özellikle yüksek teknolojinin kullanıldığı gelişmiş ülkelerde eğitimin öneminin çok büyük olduğunu gördük. Bunun ailelerde, okulda başladığını düşündüğümüz için de tüm çalışmalarımızın odak noktası eğitim oldu.

Bir önemli farkımız da, o zamanlar diğer göçmen derneklerinin yaptığı bir hatayı tekrarlamamak oldu. Nedir bu hata? Türk dernekleri Türklerle, İtalyanlar İtalyanlarla, Almanlar Almanlarla gibi bir anlayış vardı, bunu reddettik. Çünkü bu ülkede, bu şehirde yaşıyorsak etnik kökenimiz, siyasi görüşümüz, inancımız ne olursa olsun, evrensel ilkeler çerçevesinde hukuk devletini önceleyen, şiddeti, ırkçılığı reddeden her kurum ve insanla birlikte çalışmayı hedeflemeliydik. İlk çalışmamızı da bu yönde yaptık.

1993 yılında ilk kurulduğumuzda ilk projemizi meslek eğitiminde yardına ihtiyacı olan gençlere İş ajansı üzerinden destek projesine ayırdık. O zamanlar Frankfurt’ta Rusya’dan gençler yoğunluktaydı, öyle ki, göçmen gençler aralarında sıklıkla “ergen çatışmaları” çıkardı. Bu gençlerden bazıları, eğer bizim derneğimizde eğitim alıyorlarsa, bu çatışmalara hiç karışmıyordu. Böyle bir birleştirici etki alanımız oluştu.

KATMA DEĞER YARATMAK

– Peki bu kadar etkin olabileceğinizi, bu noktaya gelebileceğinizi düşünmüş müydünüz?

ARİF ARSLANER – İlk kurduğumda şu kadar çalışanımız olsun, şu projeyi yapalım, şu kadar büyüyelim gibi hedeflerim yoktu. Kafamda sadece şu vardı: Bilgimizi toplumla paylaşarak daha iyi ve güzele nasıl ulaşabiliriz, bu toplumun alt sınıflarında kalmış, eğitimden payını alamamış, sosyal yapısı zayıf, toplumun kenarına itilmiş insanların çocuklarını okullarda ve meslek hayatında nasıl güçlendirebiliriz, toplumun merkezine doğru itebiliriz? Bunun dışında başka bir şey düşünmedim.

Kafamda bir kurum vardı; kültürel etkinlik yapan, sosyal hizmet de veren, eğitim veren bir kurum, hatta akademik çalışmalar yapabilecek bir kurum. Tabii bu bir süreç meselesi, ekonomik imkân meselesi. Benim kafamdaki anlayış, büyümeye yönelik değil, topluma vereceğimiz katma değere, kaliteye, faydaya yönelik oldu her zaman.

IRKÇILIK VE AYRIMCILIK KARŞITI DURUŞ 

– KUBI bugün sosyal hizmetler alanında  katma değer üreten bir çatı örgütü olarak, sosyal hizmetlerde sosyal pedagojik aile desteğinden tutun da uyum-göçmenliğe, eğitim ve okul projelerinden meslek hayatına katkıya, Start-Up-girişimcilerine destekten demokrasi ve şehir içi sosyal katılım ve halkla ilişkilere kadar çok geniş bir alanda çalışıyor. Yakın gelecekte bunlara eklemek istediğiniz başka  kamuya açılabilecek ya da mesleki  projeleriniz var mı?

ARİF ARSLANER- Bizim hedeflerimiz hep bütüncüldür ve birbirini tamamlayan hedeflerdir. İstihdama yönelik olarak, göçmenlerin bu toplumda sosyal, ekonomik, kültürel değerlerini güçlendirir ve yerleştirirsek, bu yolla içinde yaşadığımız Alman toplumunu da güçlendirmiş, onun değerlerine de katkıda bulunmuş oluruz. Böylece ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı bir duruş sergilemiş oluruz.

Bu nedenle, yaptığımız tüm çalışmalar için bir ağ oluşturmak istiyoruz mesela son projemizde. Küçük ve orta ölçekli işletmeleri de bir model projeyle destekledik. Amaç bu işletmelerin fazla kâr etmesi filan değildi, amaç şuydu: Bu işletmeler ne kadar profesyonelleşirse toplumda o kadar fazla istihdam alanı ve gençler için meslek eğitimi imkânı yaratırlar. Zaten o işletmeler de daha çok aile işletmeleri oluyor, büyük zahmetlerle, ufak adımlarla kuruluyor. Bugün anladığımız anlamda “Start-Up işletmelerdir” bunlar.

Yeni bir projemiz daha var, yakın zamanda başlayacak, o da işletme kurmak isteyenlere ya da mevcut bir işletmeyi devralmak isteyenlere verdiğimiz bir destek projesi. Bu projenin finansörü sanayi ve ticaret bakanlığıdır. Katılımcılar için ise ücretsizdir. Katılımcılar proje sonunda bizden birer katılım belgesi alabilecekler.

Bunun dışındaki hedeflerimizden biri de dil konusunda yetişkinlere yönelik akademik çalışmalar yürütmek. Fakat bu proje henüz o olgunluk aşamasında değil.

KUBI’DE GENÇ TÜRK YÖNETİCİ GÖRMEK İSTİYORUZ

– Türk işletmeciler genelde hangi alanda iş yapıyor olurlarsa olsunlar, Türk çalıştırsalar da yönetici seviyesinde Türkleri ve yabancıları pek  üst yönetimde göremezsiniz. Sadece Alman çalışanlara iyi pozisyonlar verilir, bu genel geçer bir Türk işletmeci politikasıdır. KUBI bu alanda bir istisna  yapmamış görünüyor. Türk çalışana karşı gerçekten bir güven sorunu mu var, Türklere şirket teslim edilemez mi? Sizce bu bir önyargı olabilir mi? Bunun asıl sebebi sizce  nedir?

ARİF ARSLANER – Aslında tam tersi, bizde Türk yöneticiler zaman zaman sayıca daha fazla olmuştur. Konjonktürel bir şey, bana bağlı bir durum değil. Mesela bir Türk  yöneticimiz annelik izninde, bir diğeri başka bir şehre taşındı, bir yöneticimiz de hastalık nedeniyle ayrıldı. Bizden kaynaklanmayan sebeplerle yani. Biz istiyoruz ki, gerçekten o vasfa sahip Türk yöneticiler o pozisyonları alsınlar, görevlerinin hakkını verebilecekler gelsinler. Bizim için tek koşul bu olsun. Ben yarın burayı Türkçe konuşan bir yöneticiye teslim etmek isterim. Hatta bizim tüzüğümüzde bile yöneticilerin vasıfları ile ilgili bir madde koydurduk. Genç yöneticiler yetiştirmek istiyoruz, ama bu şu demek değil: Sırf iyi dil biliyor diye o insan iyi yönetici olamıyor, başka hasletler de gerekiyor bir yöneticiye. Belirli bir konuda uzman olmak yetmiyor. Yöneticilik çok geniş bir kavram, vizyon sahibi olmanız, ikna edici olmanız ve aynı anda birçok alana yetişmeniz gerekebiliyor.

Biz gerçekten stratejik olarak Türk gençlerini yönetici olarak yetiştirelim istiyoruz, ama bu sırf bana bağlı değil. Ben işe alırken bile diğer arkadaşlara soruyorum; yöneticilik vasfı var mı, yapabilir mi diye. Takdir edersiniz ki, tam zamanlı çalışmayan bir insanı yönetici yapamazsınız, yarı-zamanlı çalışarak şirket yönetilemez.

KÜLTÜREL KAN UYUŞMAZLIĞI: ÇÖZÜMÜ VAR

– Bir “sosyal hizmetlerci” olarak göçmenlerin en temel sorunu sizce nedir, nasıl aşılacağına inanıyorsunuz?

ARİF ARSLANER – Bunu tek nedene bağlayamayız; ama şu bir gerçek ki, içinde yaşadığımız toplum ile biz Türklerin arasında kültürel olarak bir kan uyuşmazlığı var. Bunu inkâr edemeyiz. Davranışlarımızda, hayata bakışımızda, komşuluk ilişkilerimizde ya da çocuk yetiştirme modellerimizde. Tabii bu çeşitliliği alın, okul ortamına taşıyın, orta sınıf Alman bir öğretmenin Türk çocuklarını yetiştirdiğini düşünün,  arada ciddi sorunlar  doğabiliyor, bizlerin Türk olarak sorun addetmediğimiz birçok şey, o çocuk üzerinde orta sınıf kökenli öğretmen için kültürel ya da sosyal olarak sorun teşkil edebiliyor.

Önyargılardan muaf değiliz hiçbirimiz. Onların da, bizim de, hepimizin önyargıları var. Örnek vereyim:  Aykırı davranan ya da sınıf düzenini bozan bir Alman öğrencinin sosyal kodlaması ile bir Türk öğrencinin sosyal kodlaması o öğretmenin kafasında aynı değil. Bu bir gerçek, sorun hem sınıfsal, hem kültürel, hem de sosyaldir. Zaten orta sınıfların birbirleriyle anlaşması daha kolay oluyor, alt tabakadan biri ile üst tabakalar daha zor anlaşıyor. Bazen işin içine ayrımcılık ve ırkçılık da giriyor.

Bütün bunlar nasıl aşılır? Biz eğitimciler biliriz ki, karar verici pozisyonda olan her zaman öğretmendir, bu sebeple kendimizi onun yerine koymalı ya da hassasiyetlerini, kullandığı dili ve terminolojiyi iyi tespit etmeliyiz, iletişimi güçlendirmeliyiz.

TÜRKLER SIKIŞTI VE KUTUPLAŞTI

Başka bir sıkıntı da şurada oluşuyor: Bizler burada Türkler olarak sıkıştık ve kutuplaştık, Türkiye ile Almanya politikası arasında, bizler burada bir araya gelip ortak sorunlarımızı konuşabilme konusunda sıkıntılar yaşıyoruz. Farklılıklarımızı, makûl bir seviyede ortak paydada konuşabilmek, yaşayabilmek konusunda sıkıntılarımız var. KUBI ne yaptı bunun adına?  Bir ağ kurdu. “Göçmenler arası demokrasi ağı” projesiyle spor derneklerini, müzik derneklerini, kültürel dernekleri, Afrikalıların derneklerini, Faslıları ve değişik uluslardan grupları alarak bir ağ oluşturduk, bunun yanına bir danışma kurulu kurduk. Bunun içinde çeşitli isim yapmış akademisyen, politikacı, eğitmen, sendikalar birliğinden, Yahudi cemaatinden isimler yer aldı. Bu, işte KUBI’nin bir  gücü olarak ortaya çıktı. Irkçılığa karşı, antisemitizme ve islamafobiye karşı bir duruş sergiliyoruz.

Biz KUBI olarak farklı kesimleri bir araya getirebiliyoruz, bunun sebebi ise, kamplaşma kültürünün dışında kalmaya çalışmamızdır. Buna özen gösteriyoruz. 27 yıldır buna uğraşıyoruz. Yıllar evvel Frankfurt Çokkültürlülük Dairesi’yle birlikte ilk olarak  “velilerin eğitilmesi projesi”ni gerçekleştirdik mesela. Neden? Çünkü Alevi çocukların okul sorunlarıyla, Sünni çocukların okul sorunları birbirinden farklı değil ki, çözümleri farklı olsun. Biz hepsini kucaklıyoruz.

Sadece Türkleri değil Arapları, Rusları, Yahudileri ve diğer kültürleri, milletleri de katmak istiyoruz projelerimize.

MÜLTECİLERİN ELİNDEN TUTMAYA ÇALIŞIYORUZ

– Mülteci sorununa  gelecek olursak: Bundan 5-6 yıl önce yığınlar halinde  gelen Afgan gençler ve çocuklar,  Suriyeli aileler, Somali, Sudan, Eritrea ve Etiyopyalı gençler için bugün Almanya mesleki olarak ne sunuyor, bu gençler ne tür meslekler edinebildi ya da edinme şansları var? Üniversiteye gidebilen ya da meslek eğitimi yapabilenlerin oranı sizce nedir? Bu gençlerin hepsi gerçekten söylendiği  gibi sadece nitelik gerektirmeyen, ara ve yan mesleklerde çalıştırılmak için mi getirildiler sizce?

ARİF ARSLANER – Biliyorsunuz, bu insanlar 5-6 yıl önce akın akın geldiklerinde Frankfurt belediyesine ilk biz hizmet sunduk, son derece zor şartlar altında. Yerimiz bile  yoktu, sonra bir yer aradık, bulduk, şu anda yurdumuzda 18-25 yaş arası yaklaşık olarak 140 mülteci genç kalıyor.

Ben Frankfurt Belediyesi’ne farklı bir mülteci konseptiyle gittim. Burayı sadece bir yurt olarak değil, yaşam alanı ve eğitim merkezi olarak, danışma hizmeti alabilecekleri, mesleki ön hazırlık yapabilecekleri bir merkez olarak düşündüm. Mekânımızın avantajını da kullanarak bir mesleki geçiş hizmeti vermeyi planladım. Maalesef bunu tam istediğimiz gibi gerçekleştiremedik, şu anda sadece mesleki ve sosyal danışmanlık hizmeti, bunun yanında da Almanca kursu veriyoruz.

Bu gençler Almanya için bir kaynak da olabilir, tabii ki bu, sizin bu insanları nasıl yönlendirdiğinize bağlı. İyi yönlendiremezseniz kriminalite de üretebilirler. Hayat da hep böyle değil midir, ne verirseniz onu alırsınız. Tabii şu da bir gerçek: Siz isteseniz de onların her birinden istediğiniz modelde insan çıkaramazsınız, fakat onların arasından bazılarının, isteklilerin, azimlilerin, mücadelecilerin elinden tutup meslek edindirebilirsiniz.

Bu mültecilerin içlerinde meslek edinenleri var, üniversiteye gidenleri de var, ama büyük çoğunluğu ucuz iş gücü olarak kullanılıyor. Bu da bir gerçek. Aslında bu Almanya için büyük bir şans, çünkü Almanya yüksek teknoloji üreten bir ülke ve Frankfurt’u düşünün neredeyse yüzde 70’i göçmen kökenli insanlardan oluşuyor. Bunların yarısı vasıfsız olursa bu şehrin geleceği de tehlikeye  girer. Bu nedenle ne kadar nitelikli insan yetiştirebilirlerse, toplum dayanışma, barış ve huzur içinde yaşar. Bu tür bilgileri paylaşmaktan geri durmuyoruz.

– Buna yönelik projelere mi öncelik veriyorsunuz?

ARİF ARSLANER – KUBI’nin en önemli özelliği model projeler üretmesidir, yeni projeler üretmesidir. Şöyle düşünmek lazım: Biz mesleki ve eğitim alanında eksiğin nerede olduğunu soruyoruz, eksiğin üzerine yeni bir şey koymaya çabalıyoruz. Burada  KUBI’nin eğitim ve meslek edindirme dışında bir “düşünce kuruluşu” olarak varlığı ve önemi ortaya çıkıyor. Tabii ki idari mercilerden her zaman olumlu yaklaşımlar alamayabiliyoruz. “Sizin alanınız eğitim ve meslek edindirme, siz o işlerle uğraşın” dediklerini de duyuyoruz, ama bu tarz yaklaşımlar bizi yıldırmaz. Çünkü ben geldiğim yeri unutmadım, kendim işçi çocuğuyum. Benimle aynı şartları yaşayan gençlerin ellerinden tutmak isterim, onlara o elverişli şartların sağlanması için uğraşmak isterim, yarışta geri kalmamalarını isterim. Bu iyi bir eğitim almaktan, sosyalleşmekten geçer, meslek eğitiminden geçer. İnsan en çok meslek edinirken sosyalleşir, öğrenir, bu böyledir.

Biz KUBI olarak devletten yardım almaksızın ihtiyacı olan bazı mülteci gençlere ücretsiz Almanca kursu da verdik. Bunu yaparken devletten herhangi bir destek de almadık, tamamen KUBI’nin kendi bütçesini zorlayarak, kendi imkânlarımızla sağladık bunu.

DEMOKRASİNİN DEĞERLERİNE KATKI

– Biraz da Frankfurt şehir yönetimiyle birlikte yapmakta olduğunuz Mond projesi (“demokrasi için göçmen örgütleri ağı”) üzerine konuşalım. Bu konudaki hedefleriniz nedir, neden böyle  bir projeye  ihtiyaç duydunuz? Bu  projeden ne bekliyorsunuz? Sizce  yeterince göçmen derneği projeye  katılım  gösterdi mi? Projeyi  büyütme hedefleriniz var mı?

ARİF ARSLANER – Projeden bizim beklentimiz şudur: Dünyada ayrımcılık, ırkçılık, kutuplaşma, ötekileştirme çok fazla konuşuluyor ve her grup birbirine karşı düşmanlaşmaya, diğerini ötekileştirmeye başladı. Almanya’daki ırkçılık da üzerine tuz biber ekti. Fakat burada ırkçılıkla mücadele konusunda hem sendikalar, hem düşünce kuruluşları, hem üniversiteler zaten güzel işler yapıyorlar.

Ben özellikle şubat ayındaki Hanau katliamından sonra gözlemledim: Olay üzerine Alman Sendikalar Birliği (DGB) adına ve camiler birliği adına ardı ardına toplantılar düzenlendi. İkisine de gittim, şu dikkatimi çekti: İkisi de ırkçılığa, ayrımcılığa karşıydı, ama ikisi de kendisinden olmayanı ötekileştiren bir dil, tutum ve üslup kullanıyordu. Şunu söyleyeyim: Irkçılıkla bu şekilde mücadele edemezsiniz; bu böyle olmaz. Irkçılık mağduru katmanları, bileşenleri, bir araya getirdiğiniz gibi, o konuda hassasiyet duyan kurum, kişi ya da örgütlerin temsilcilerini de bir araya getirmeniz gerekir. İçlerinde fikir önderleri, akil insanlar da olmalıdır.

Biz tüm uluslardan göçmen derneklerini, spor derneklerini, kültür derneklerini, inanç derneklerini fark gözetmeksizin bir araya getirmek istiyoruz; Arapları, Afrikalıları, Türkleri, Yahudileri… Bilim Kurulu dediğimiz üniversiteden bilim insanlarını, partilerden siyasi temsilcileri, sendikalar birliğinden, Türk sivil toplum kuruluşlarından  toplumda belli bir yer edinmiş olan insanlardan oluşan bir danışma kurulu oluşturmak istiyoruz. Amacımız  demokrasiyi ve değerlerini güçlendirmek ve ırkçılığa karşı mücadele etmek. Bunun en sağlam yolu, demokratik değerleri güçlendirmektir. Siz, sizin gibi olmayanı ötekileştirerek, aşağılayarak ırkçılıkla mücadele edemezsiniz.

YENİ PROJE: DEMOKRASİ DEĞERLERİ 

Tam da bu sebeple yapacağımız bir çalışmada toplumdaki bu fikir ve düşünce gruplarına şu soruyu soracağız: “Sizler demokrasi ve değerlerinden ne anlıyorsunuz?” Bu soruyu mütedeyyin cami cemaatine de soracağız, kadın gruplarına da soracağız, sendikalar birliğine de soracağız. Mesela “Kadın-erkek eşitliğinden ne anlıyoruz?” Mesela mütedeyyin cami cemaati hep şu eleştiri ile gelir: “Sizler türbanlı hanımlara değer vermiyorsunuz…”

Şimdi burada bundan ne anlıyorsunuz? Biz de şunu öğrenmeye çalışacağız: “Mütedeyyin insanlar kadınlara karşı nasıl bir tutum izliyor, kadınlar orada ön saflarda  çalışabiliyorlar mı, baştacı ediliyorlar mı?” Bunları soracağız, öğreneceğiz. Tabii bütün bunları yaparken kendimize de ayna tutacağız, kendimizi de sınayacağız, soruşturacağız, “Doğru mu yapıyoruz, aynı ülkeden gelip farklı etnik kökenli insanımıza nasıl muamele ediyoruz, birilerini ötekileştiriyor muyuz?” gibi…

Bu projeyi ideolojik perspektifte bakan insanlara teslim etmek istemiyoruz. Böyle bir çalışmanın içinde biz ideolojik kampların içinde hareket etmeyeceğiz.

– Almanya’da yaşlanmakta olan bir göçmen nüfusu var. Bu popülasyon için projeleriniz nedir?

ARİF ARSLANER – Ben inanç bakımından değil, ortak kültürel alışkanlıklar ve kodlar olarak bakarım bu tarz projelere. Dil mesela önemli bir etkendir, ortak değerler önemli bir etkendir, kültür önemlidir. Tabii ki orada bir yurt sakininden namaz kılma talebi gelirse, oraya bir mescit de açarız.  Önemli olan kültürel ortak değerlerdir. Tabii çalışılabilecek birçok sosyal alan var şehirde, ama biz uzmanı olduğumuz alanda üretmeye devam etmek istiyoruz. Alanının uzmanı olan arkadaşlarımız olduğunda, biz hiçbir konuya kategorik olarak hayır demeyiz. Yeni sosyal alanlara her zaman olumlu bakarız.

– KUBI bugün piyasada  geçerli olan hangi mesleki sertifika ya da diplomaları katılımcılarına  verebiliyor? Bunlar piyasada hangi alanlarda insanların işine yarıyor? Gençlere hangilerini tavsiye edersiniz?

ARİF ARSLANER- Biz Oldenburg Üniversitesi ve Frankfurt Goethe Üniversitesi ile ortak bir çalışma yaptık. Kendi ülkelerinde üniversiteyi bitirmiş ama burada eğitim görmemiş ya da yarıda bırakmış insanlara 10 aylık bir eğitim veriyoruz. Bu projeyi de Oldenburg Üniversitesi ve Frankfurt Goethe Üniversitesi olarak birlikte kotarıyoruz; müfredatı Oldenburg Üniversitesi hazırlıyor. Katılımcılara pedagojik alanda üniversite kapısını aralayabilecek bir sertifika veriyoruz. Ama aynı zamanda bu sertifika programı pedagoji alanının alt birimlerinde çalışabilme imkânını veriyor.

GENÇ GİRİŞİMCİLERE DESTEK PROJESİ

– İş kurmak isteyen genç girişimciler, Start Up’çılar  için ne tür projeleriniz var?

ARİF ARSLANER – İş kurmak isteyen gençler için 1 Ocak 2021 de başlayacak bir “Start Up” projemiz var.  Sanayi ve Ticaret Odası (İHK)  tarafından onayı alındı. Hatta mevcut bir işletmeyi üstlenmek isteyen girişimciler için de yeni bir projemiz var. Bizden proje sonunda alacakları sertifikalar ile piyasada  iş bulmaları kolaylaşacaktır.

#

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Haberler