TEMBELLİK YARIŞMASI YAPILIYOR

TEMBELLİK YARIŞMASI YAPILIYOR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

-Dünyanın başka bir yerinde olmayan yarışma; tembellik yarışması. En uzun yatakta kalan kişi şampiyon oluyor. Tembellik tavsiye edilen bir şey-

Türk Eğitim Derneği senede bir defa “Kültür Gezisi” düzenliyor. En fazla 30 kişinin katılımıyla düzenleniyor bu geziyi. Amaç tarihin o küflü dehlizlerine bir an olsa bile girip çıkmak ve bizlere miras olarak bırakılan eserlere dokunabilmek. O topraklardaki yaşanmışlıkların hem acı veren hem de övünç kaynağı olan hikayelerini dinlemek, o insanların kültürel değerleriyle kucaklaşmak. Tuna boylarında Aliş’im ile Gülsüm’ün acıklı hikayelerini içselleştirmek.

“Aliş’imin kaşları kare
Sen açtın sineme yare
Bulamadım derdime çare

Aliş’imin kaşları kare
Sen açtın sineme yare
Bulamadım derdime çare

Görmedin mi ah civan alişimi tuna boyunda
Sarmadın mı ah aslan alişimi tuna boyunda”

Bizler bu türkülerle büyüdük. Balkanları hep hatırladık, hiç unutmadık. Tarih hafızamızı yok etmeye çalışanlar oldu. Yer yer, zaman zaman yok etmesini de bildiler. Gerçekleri yok etmeye çalışanlara inat bu sene 1 ila 11 Mayıs tarihlerinde 17’nci gezimizi aynı amaçla Balkan ülkelerine gerçekleştirdik. Sekiz ülkenin topraklarında mevcut olan önemli yerleri, Evliya Çelebi’nin torunlarına yaraşır şekilde gezdik dolaştık. Emin Oruç kardeşimle gerçekleştirdik bu turu da.

Sofya’dan başladık turumuza, şehir turundan sonra ikindi namazında Seyfullah Efendi Camii ile karşılaştık yolda, selamlaştık, kucaklaştık, dertleştik Seyfullah Efendi’yle. 1566 senesinden beri bizi beklermiş. Büyük kavuşma… Ne saadet. Kavuşmamızın şükrünü, rükûa vararak, secde ederek eda ettik.

Ertesi gün Belgrat’taydık. Kaleye İstanbul kapısından girdik. Kale bizleri hürmet ve saygıyla içeriye aldı ve gökyüzü de bu hürmete, saygıya gözyaşlarıyla eşlik etti. O kadar ki, biz oradan ayrılıncaya kadar gözyaşları dinmedi, göz pınarları kuruyacaktı neredeyse, sevinç gözyaşlarıydı bunlar. Göklerin daha fazla gözyaşı dökmesine ve ıstırap çekmesine gönlümüz razı olmadı, vedalaştık. Meğer kale, bizleri 1521 yılından beri beklermiş. Orada, ”Mora Fatihi’ olarak bilinen Damat Ali Paşa ile de karşılaştık. Yanında iki paşa daha vardı. Tepedelenli Selim Paşa ve Çeşmeli Hasan Paşa. Birlikte kahvelerini yudumluyorlardı. Belli ki savaş maceralarını anlatıyorlar. Sohbetleri oldukça hararetli idi. Biz de onlarla birlikte kahve yudumlama bahtiyarlığına eriştik.

Buraya kadar gelmişken, Osmanlının yıkılışına sebep olan anlaşmaya tanıklık eden Karlofça ’ya uğramadan geçip gitmek olmazdı. Yolumuzun üzerindeydi. Tarihle yüzleşmek gerek dedik ve çevirdik yönümüzü Karlofça’ ya. Anlaşma ogün çadırda yapılmış. Dört ay sürmüş imzaların atılması. O çadırınyerine sonradan kilise yapmışlar. Devlet-i Âliye, masaya oturduğu o çadırda ilk kez toprak kaybetmiş.
Bizi yanında görünce kilisenin eli ayağına dolaştı, o kadar mahcuptu ki, sanki o anlaşmanın bilerek ve isteyerek yapılmasına sebep olmuş gibi. “Ben böyle bir anlaşmanın yapıldığı yer olmaktan utanç duyuyorum, keşke elimden bir şey gelse de o Devlet-i Âliye’nin adaletini Balkanlara tekrar getirebilseniz diyordu Lisan-ı haliyle. Özledik o günleri” diye adeta günah çıkarıyordu. Besbelli o da çok acı çekmiş, aç susuz kalmış, perişan vaziyetteydi. Elbisesi eski püskü, etekleri ise yerlerde sürüne sürüne paramparça olmuş. Kendisiyle hatıra fotoğrafı çekinmemiz onu çok mutlu etti.

Oradan Bilge Kral Aliya’nın ülkesine geçtik. Bosna-Hersek’e. Önce, imkansızın başarıldığı o malum tünele gittik. Bosna’nın Şerife Bacısı, Kara Fatma’sı olan ev sahibi Şida Teyze’mizin elini öptük. Hayır duasını aldık. Avrupa Millî Görüş Teşkilatları Genel Merkezi’nde çalışırken Bosnalı İlyas kardeşimle birlikte lojistik destek sağlayanlardan birisi olarak gözyaşlarımı tutamadım. Allah’ım Sen nelere kâdirsin…

Tünelden sonra da Aliya’nın o mütevazı türbesine giderek kendisine saygılarımızı sunduk… “Beni şehitlerimle birlikte defnedin” diye vasiyet eden Aliya’nın türbesine. Fatih’in Bosna’ya indiği tepenin eteğine kurmuşlar şehitliği. Osmanlının şehitleriyle yan yana defnedilmişler. Aradan bir yol geçiyor Gerçek bir mücahid, Peygamber yolunun yolcusu, dava adamı görmek istiyorsanız yüzünüzü Bosna’ya çevirmeniz yeterli olacaktır. O dava eri, Boşnaklara imkansızlıklar arasında yoktan bir devlet inşa eden, o yiğit adam orada savaş arkadaşlarının tam ortasında sizleri bekliyor ve sadece beklemiyor çağırıyor da…

“Unutma, Türk’ün evladı!
Sömürgeciler, bütün ilkeleri kendi menfaatleri için koyuyorlar ve kendi çıkarlarını korumak için denklem kuruyorlar. Onların demokrasi dedikleri, hürriyet dedikleri, aidiyet dedikleri, barış ve hoşgörü dedikleri ilkeler, Saraybosna’da, Srebrenitsa’da, Mostar’da toprağın altına gömüldü.
Hem de çok acı hatıralarla? Biz, kendi çocuklarımız en azından tebessüm edebilsinler diye yaşadıklarımızı yeni nesillere anlatmıyoruz, anlatmayacağız. Ama sen, bizim yaşadıklarımızı sakın unutma!
Onlar askerleriyle, basın ve medyasıyla, kurumlarıyla çok güçlüler. Onların güçlerinden değil, ikiyüzlü olmalarından kork.
Biz, senin kardeşin olduğumuz için öldürüldük, boğazlandık, tecavüze uğradık.
Senin hafızana sahip olduğumuz için toplu mezarlara gömüldük, yok edildik.
Türk’ün Evladı,
Bizim korumaya çalıştığımız sancak, Yemen’de, Çanakkale’de, Filistin’de, Kırım’da, Açe’de, Türkistan’da korunmak istenen sancaktı. O, ne bir dinin, ne bir ırkın, ne bir dilin, ne bir mezhebin sancağıydı. İnsanlığın, tek başına insan olmanın temsiliydi.
Sömürgecilerin karşısında sakın yere düşme. Biz, Çanakkale’den sonra direnişi devam ettiren nesiliz. Sen, direnişin değil, dirilişin nesli olacaksın. Korumak için değil, düzen kurmak için çalışacaksın. Sen varsan biz olacağız. Sen ayaktaysan biz yaşayacağız.
Ama unutma!”

Onun bizim duamıza ihtiyacı yoktur. Bizim onun yaptıklarına şahit olarak yolumuzu onun ışığıyla aydınlatmasına ihtiyacımız vardır.
Hırvatistan’da Osmanlı’dan geriye tarihi miras olarak bir şey kalmamış, hepsini yok etmişler. Yüksek tepelerin başına birer haç dikerek minareleri gölgede bırakmanın peşindeler. Aliya İzzetbegoviç onlara hak ettikleri anlamlı cevabı şu şekilde vermiş. “Sizin tepelere diktiğiniz haçlar sadece Hırvatistan’ın her tarafından görülecektir, bu doğrudur ama bizim Ayyıldızımız dünyanın neresinden bakarsanız bakın her taraftan görünecek ve hiç sönmeyecektir.”
Karadağ’dayız. Mehmet Akif Ersoy hak ettikleri sözü söylemiştir o gün orada yaşayan Müslümanlara. Sadece onun şiirinden okuyalım, Karadağ’ı, Arnavutluk’u, Kosova’yı:
“Karadağ haydudu, Sırp eşşeği, Bulgar yılanı,
Sonra Yunan iti, çepçevre kuşatsın vatanı…
Târümâr eyleyiversin de bütün ordumuzu,
Bizi kovsun elimizden alarak yurdumuzu.
Kimsesiz ailelerden kimi gitsin bıçağa
Kimi bin türlü fecâ’atle çekilsin kucağa…
Birinin ırzı heder, diğerinin hûnı helâl…
İşte, ey unsur-i isyan, bu elîm izmihlâl,
Seni tahrîk eden üç beş alığın ma´rifeti!
Ya neden beklemiyordun bu rezîl âkıbeti?
Hani, milliyyetin İslâm idi… Kavmiyyet ne!
Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyyetine.”…

Karadağ’da dünyada olmayan bir yarışma yapıyorlar. Garip bir yarışma. Tembellik yarışması. Yatakta uzun süre kalabilen kişi şampiyon oluyormuş. İnanmayacaksınız ama doğru; tembellik tavsiye edilen bir şeymiş Karadağ’da. Tembelliğin önemiyle ilgili tavsiyeler şöyle:

1- İnsan yorgun doğar, dinlenmek için yaşar.
2- Yatağını kendini öper gibi öp.
3- Geceleri uyumak için gündüzleri dinlen.
4- Çalışma; çalışmak öldürür.
5- Dinlenen birini gördüğünde ona yardım et!
6- Çalışabildiğinin en azını çalış, mümkünse işi başkasına yaptır (itele).
7- Gölgeler kurtuluştur, dinlenmekten kimse ölmez (Tarlada çalışanlar için).
8- Çalışmak ölüm getirir, çalışarak erken ölme.
9- Olur da çalışma isteğin gelirse, otur, bekle göreceksin ki geçecek.
10- Yiyen birini görünce yanaş, çalışanı görünce uzaklaş, rahatsızlık verme.

Karadağ’dan sonra, Kosova’dayız. Prizrende. Sonrasında Mamuşa var. Balkanlar’ın tek Türk köyü olan Mamuşa. Köyün girişinde bir okul var. 1.000 öğrencisi olan bir okul. Anadolu İlköğretim Okulu.
Çocuklar Türkiye! Türkiye! şeklinde tempo tutarak karşıladılar bizi. O nasıl bir duygu seliydi öyle anlatamam. O çocukların sesleri hâlâ kulağımda çınlıyor. Türkiye Türkiye.
Kosova’da 365 tarihi eserden, camiden ayakta kalan sadece 25 taneymiş.

Oradan Mazgit köyüne geçtik. Sultan I. Murad’ın iç organları oraya gömülmüş. (1389) Birinci Kosova Savaşı’ndan sonra savaş meydanını gezerken Sırp asker Miloş Obiliç tarafından hançerlenerek şehit edilen Sultan. “Meşhed-i Hüdavendigar.” 22 yıllık türbedar Saniye teyzemizin elini öpmek de nasip oldu orada bizlere. Elhamdülillah. Dualarla uğurlandı Mazgit köyünden Saniye Teyzemiz bizi.

Üsküp’e geldiğimizde yine yağmur karşıladı. Hazır bekliyormuş şehre girmemizi zaten. Ama bizler o yağmura inat dolaştık Üsküp sokaklarını. Fazla da bir şey yok zaten orada. Kör Filip ile oğlu Büyük İskender’in selamlaşmasına şahit olduk. Avrupa Birliği 700 milyon Euro vererek bir gecede koydurmuş heykelleri oraya. Protestolar işe yaramamış. Ben yaptım oldu anlayışı. Bunun adına da demokrasi diyorlar.

Oradan Osmanlı Çarşısı’na gittik. Osmanlı’nın döşediği sokak taşlarını sökerek geçmişi yok etmeye çalışmışlar ama halk belli bir yerden sonra bu tarih katliamına mâni olmuş. Sonra Ohri. Rehber Levent tanıttı Ohri şehrini. 1930 yılında nüfus 30 bin iken bugün nüfus iki bine düşmüş. Bir şekilde düşmüş işte…!

Manastır‘da başka bir katliam yapılmış. Osmanlı’dan kalma bir cami bir saat kulesi bir de Askerî İdadî (1847-1934) kalmış. Saat kulesinin tepesine bir haç koymuşlar. Askerî Lisede de odalar sadece Mustafa kemal için tasarlanmış. Bari orada yetişen diğer önemli subayların isimlerine de yer verilseydi olmaz mıydı?

Selanik’te ise sadece Mustafa Kemal’in doğduğu ev var. On seneden beri devam eden bir de cami inşaatı. Osmanlı’ya ait olan eserler birer birer yıkılırken, yok edilirken Mustafa Kemal ile ilişkilendirilen binaların niçin dizayn edildiğini ve yaşatıldığını, tamir edildiğini anlamakta zorlanıyoruz. Anlayan varsa gelsin beri…

11 günün sonunda tarihi malumat heybemize bir şeyler ilave ederek ve de ibret alarak döndük Berlin’e. Bu kısa bir tanıtım yazısı idi. Bu seyahatin detaylı yazısını hazırladığımda onu da siz sevgili okuyucularımla paylaşacağım inşallah…

Rüştü KAM
ha-ber.com