YAŞAMAK GÜZEL ŞEY BE KARDEŞİM; DE…

YAŞAMAK GÜZEL ŞEY BE KARDEŞİM; DE…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ – WHO) göre; dünya genelinde, yılda 800 000 kişi yaşamlarına son verdiklerini,
16 000 000 kişinin yaşamına son verme girişimi ölümle sonuçlanmadığını söylüyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, her 40 saniyede, bir kişi yaşamına kendisi son veriyor.
Bu; dünyada her yıl sıtma, göğüs kanseri, savaş ya da kadın cinayeti nedeniyle yaşanan ölümlerden de çok bir sayı…
İntiharın Türkçedeki karşılığı özkıyım sözcüğüdür. İnsanın yaşamına kendisinin son vermesi anlamına gelir özkıyım ya da intihar.
Özkıyımın ya da intiharın 15-29 yaş aralığındaki gençlerde ikinci ölüm nedeni olduğuna dikkat çekiliyor.
Özkıyımın %70’ten fazlası düşük ya da orta gelir düzeyindeki ülkelerde yaşanıyor.
15 yaşında bir kız öğrenci düşünün. Daha yaşamının baharında.
Okulunda, sınıf boşken, kız arkadaşlarıyla Erik Dalı türküsünü de açarak oynuyor.
Onların bu oyunlarını arkadaşları, cep telefonlarıyla kaydediyorlar ve paylaşıyorlar.
Çocukların son derece doğal olan bu oyunları büyütülüyor, din bilgisi ahlâk dersinin öğretmeni bu çocukları çağırıyor, azarlıyor, bu durum çocukların ailelerine de duyuruluyor.
Çocuklardan adı N.E. olan bu durumu sindiremiyor, bir ders saatinde, „Nefes alamıyorum. Pencereleri açın!” diyor, okulunun 3. katındaki sınıfının açılan penceresinden aşağıya atlayarak canına kıyıyor.
R. S. 26 yaşında. Şanlıurfa Eğitim Araştırma Hastanesi’nde, gencecik, çiçeği burnunda, pratisyen doktor olarak çalışırken çalışma koşullarının ağırlığına dayanamayarak önce işi bırakıyor, sonra canına kıyıyor.
Son veriyor yaşamına.
M. Y.; Bursa Uludağ Üniversitesi, Tıp Fakültesi’nde görevli asistan doktordur. Özkıyımında bıraktığı notunda, “İronik olan şu ki; insanların birbirine tahammül edememesine tahammül edemez oldum.” diyor.
E. D. uzun çalışma saatleri ve yönetici baskısının ardından yaşamına son veren Yapı Kredi Teknoloji çalışanı…
Canına kıyan, yaşamına kendi kararları ve elleriyle son veren daha binlercesi…
Bireysel olaylar olarak görülen, toplumsal bir sorun olarak irdelenmeyen ve halı altına süpürülerek kapatılan dana nice özkıyım olaylar…
Oysa; gerçek hiç de bu kadar basit değil!
Bir insanın, özellikle de bir gencin, önünde daha uzun bir gelecek varken, yaşamına kendi kararı ve elleriyle kıyması kolayca kabul edilebilir mi?
Türkiye’deki özkıyım olaylarındaki artış; endişeye neden olması gerekli, zorunlu bir durum değil mi?
Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı 2021 verilerine göre, geride kalan 19 yılda, özkıyım olaylarındaki artış oranı % 54…
Yaşamaktan vazgeçen gençlerin sayısı endişe verici boyutlarda…
Sınav baskısı, aile ya da çevre baskısı, akran zorbalığı, ekonomik sıkıntılar…
Gerekçesi ne olursa olsun; tümünün, yeni olayların yaşanmaması için, tek tek ele alınmaları gereklilikten öte zorunluluktur.
Gençlerin özkıyım nedeni olarak karşı karşıya kaldıkları ekonomik ve toplumsal zorlukla, baskılar öne çıkıyor.
Bu olayların ardında yatan nedenleri anlamak, özkıyımla yaşamlarını sonlandıran insanlarımızın yaşadıkları zorluklarla başa çıkmak ve toplumsal bir çözüm üretmek olanaklıdır.
Ekonomik sıkıntının derinleşmesi, olağan duruma gelen işsizlik ve öğretilmiş yoksulluk gibi kökleşen sosyal sorunlar artan özkıyıma neden olarak gösteriliyorlar.
Doktorların ve polislerin özkıyımlarının artış göstermesinin nedenlerine ilişkin çok geniş çaplı araştırmalar yapılması kaçınılmazdır.
İstanbul Üniversitesi yaptığı araştırmada İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevliyken yaşamlarına son veren ya da yaşamlarını sonlandırma girişiminde bulunan 24 olayın nedeni olarak polislerin geldikleri sosyoekonomik çevre ve kent dinamikleri arasındaki uçurum olduğunu saptamış.
Bütün bu verilerin ışığında bu acıklı toplumsal olayı sonlandırma yönünde çözüm üretilmesi devletin ilgili kurumlarının görevidir.
Görev yerine getirilmeli ve insanlarımızın yaşamanın güzel şey, çok güzel şey olduğuna inanmaları sağlanmalı, özkıyımla ölümler sonlandırılmalıdır…
Yaşamaktır güzel olan…
Ölmek zamanı geldiğinde…