KADIN, ANNE, BİREY

KADIN, ANNE, BİREY

ABONE OL
20:37 - 11/05/2025 20:37
KADIN, ANNE, BİREY
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Kaplan
Best

Erkek egemen toplumlarda kadın olmak, çoğu zaman görünmez olmak demektir. Var olmanız için ya susmanız ya da bir başkasının gölgesine sığınmanız beklenir. Sesinizi yükselttiğinizde “fazla” olursunuz; hakkınızı aradığınızda “huysuz”, özgürlük istediğinizde “ayıplanacak” biri ilan edilirsiniz. Ama ne zaman anne olursunuz, işte o zaman yüceltilirsiniz.

Yılın sadece bir günü, Anneler Günü’nde çiçekler gönderilir, şiirler yazılır, gözyaşı dökülür. Sosyal medyada herkes “baş tacı” eder kadınları. Ama o kadın, anne olmadığı sürece çoğu zaman ya eksik ya da yok sayılır. Toplum, kadını ancak doğurduğunda hatırlar.

Oysa kadın, anne olmadan önce de insandır. Onun hayalleri, emeği, üretimi, mücadelesi vardır. Kadını yalnızca doğuran, sabreden, katlanan bir varlık olarak tanımlamak, onu insan olarak değil, görevli bir makine gibi görmektir. Bu anlayış, ne kutsaldır ne de adildir.

Kadını sadece annelik rolüyle tanımlamak; onun bireysel tercihini, yeteneklerini, başarılarını görmezden gelmektir. Anne olan kadın elbette saygıyı hak eder. Ama bu saygıyı yalnızca doğurduğu için değil, insan olduğu için hak eder. Tıpkı anne olmayan kadın gibi.

Toplumun her kesiminde bunu görmek mümkün. Akademisyen Zeynep Hoca, 38 yaşında. Çocuğu yok. Hayatını bilime, öğrencilere ve toplumsal projelere adamış biri. Ama çevresi ona hâlâ “Çocuk yapmayı düşünmüyor musun?” diye soruyor. Başarıları bir kenara bırakılıyor. Çünkü anne değil.

Ayşe, tekstil atölyesinde çalışan üç çocuk annesi bir kadın. Sabah ezanı okunmadan uyanıyor, çocukları hazırlıyor, işe koşuyor. Akşam eve dönüp yemek yapıyor, ödev kontrol ediyor. Eşi ona bazen “Senin çalışmana gerek yok” diyor. Sanki onun emeği bir hobiymiş gibi… Oysa Ayşe’nin yaşadığı şey bir mucize değil, her gün tekrar edilen bir hayatta kalma savaşı.

Bu iki örnek, toplumun kadınlara bakışındaki çarpıklığı gösteriyor. Anne olmayan kadın eksik, anne olan kadın ise “şanslı” ama sessiz olmalı. Çalışan kadın yadırganıyor, çalışmayan kadın değersizleştiriliyor. Kadın ne yaparsa yapsın bir kalıba sığmazsa eleştiriliyor.

Toplumda anne olmayan kadına “eksik” muamelesi yapılması sadece nezaketsizlik değil, aynı zamanda psikolojik bir baskıdır. Kimi kadın çocuk sahibi olmak istemez. Kimi ister ama olamaz. Kimi yalnız yaşamak ister, kimi ailesiyle. Her biri kendi yolunu seçme hakkına sahiptir.

Berlin’de yaşayan Elif, bu konuda şöyle diyor: “Çocuk istemediğim için yıllardır ya ‘bencil’ oldum ya da ‘ne zaman fikrin değişecek’ sorusuna maruz kaldım. Oysa ben bir çocuğun sorumluluğunu almaya hazır olmadığımı açıkça söyledim. Bu bile bazılarına göre suç gibi.”

Elif’in sözleri aslında birçok kadının ortak sesidir. Kadının hayatı üzerinde toplumun bu denli baskı kurması, onun özgürlük alanını daraltır. Ve bu baskı, çoğu zaman “annelik kutsaldır” maskesiyle süslenir. Oysa kutsallık, dayatma ile değil, tercihle mümkündür.

Evet, annelik kutsaldır. Çünkü bir hayatı büyütmek, ona yön vermek kolay değildir. Ancak bu kutsallık, kadının diğer varoluş biçimlerinin üzerine çıkamaz. Kadın sadece anne olduğu için değil, kadın olduğu için değerlidir.

Ayrıca annelik de bu toplumda gerektiği kadar desteklenmiyor. Doğum sonrası işten çıkarılan kadınlar, süt izni yüzünden terfi alamayanlar, kreş bulamadığı için çalışmayı bırakanlar… Kadını sadece doğururken yücelten ama doğurduktan sonra yalnız bırakan bir sistem ne kadar samimi olabilir?

Kadın hem çocuk baksın, hem çalışsın, hem güzel kalsın, hem şikâyet etmesin istiyoruz. Ama ona ne destek veriyoruz, ne özgürlük. Sonra da Anneler Günü’nde bir demet çiçekle her şeyi affettireceğimizi sanıyoruz. Hayır. Bu bir gün yetmez.

Bir kadının değeri, doğurduğu çocuk sayısıyla ya da gösterdiği fedakârlıkla ölçülemez. Kadının yaşam hakkı, özgürlük hakkı, eşitlik hakkı tartışmaya açık değildir. Kadınlar, anne oldukları için değil, insan oldukları için değerlidir.

Bugün, anneliğiyle gurur duyan kadınlara saygıyla bakıyorum. Ama aynı saygıyı, anne olmayan ya da olmak istemeyen kadınlara da sunuyorum. Çünkü kadının hayatını hangi yolda sürdüreceğine yalnızca kendisi karar verir.

Siyasette, sanatta, bilimde, sokakta, evde; nerede olursa olsun, her kadın kendi varoluşuyla değerlidir. Kadını sadece annelikle yücelten zihniyet, onun çok yönlü yaşamını küçültür. Oysa kadın; öğretmendir, doktordur, gazetecidir, mühendistir, sanatçıdır, işçidir. Kadın sadece doğurmaz, yaratır. Sadece sabretmez, direnir. Sadece bakım vermez, yön verir.

Anneler Günü vesilesiyle kutlanan her kadın, bize bir sorumluluğu da hatırlatmalı: Kadını yalnızca yılda bir gün hatırlamayacağız. Onu her gün hatırlayacak, görünür kılacak, hayatın her alanında eşitlik sağlayacağız.

Anne olan, olmayan, olamayan ya da olmak istemeyen tüm kadınlara selam olsun. Kadınlara saygı, koşullu değil, koşulsuz olmalıdır.

Inal

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP