LVM Fikret Odağ

2020 Türkiye-ABD Açısından Zor Yıl Oldu 

30.12.2020 23:25
ABD

2020 yılı dünya için zor bir yıl oldu. Bu boyutta bir benzerine yüz yıl önce rastlanan bir pandemi, tam 102 yıl sonra…

2020 Türkiye-ABD Açısından Zor Yıl Oldu 

2020 yılı dünya için zor bir yıl oldu. Bu boyutta bir benzerine yüz yıl önce rastlanan bir pandemi, tam 102 yıl sonra tüm dünyayı vurdu. Salgının etkileri sadece ekonomi ve sağlıkla sınırlı kalmadı, ülkeler arası ilişkilerden küresel jeopolitiğe kadar her alanda derin yansımaları hissedildi.

Bu yıl dünya açısından zor geçtiği gibi Türk-Amerikan ilişkileri için de hiç kolay bir yıl olmadı. Salgının ikili ilişkilere etkisi, sorunların belki bir kaç aylığına ‘buzdolabına’ alınması şeklinde kendini gösterdi ancak ilişkilerin son yıllarda gerilmesine neden olan sorunlar 2020’nin son günlerinde de hala varlığını sürdürdüğü gibi bu yıl yenileri de eklendi.

Kongre’yle gergin hava da 2020 yılı boyunca devam ettiği gibi yılın son aylarına doğru daha da arttı. Kongre üyelerinden, özellikle S-400 ve Doğu Akdeniz gerilimi nedeniyle Türkiye’ye yaptırım çağrıları daha yüksek sesle dile getirilirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, “bölgede saldırgan politikalar izlediği ve demokrasi dışı tavırlar sergilediği” gerekçesiyle Kongre üyelerinin sık sık hedef tahtasında yer almayı sürdürdü.

Özetle, 2020 yılı da Türkiye’nin gerek bölgesel politikalarına gerek içerideki uygulamalarına ABD’den eleştirilerin gelmeye devam ettiği bir yıl oldu. Eleştirilerin en çok duyulduğu yer son yıllarda olduğu gibi yine ABD Kongresi olsa da yönetimden de özellikle Pompeo’dan Türkiye’yi hedef alan sert açıklamalar oldu. Türkiye’ye eleştirel tavırlarıyla zaten bilinen Demokrat Senatör Robert Menendez başta olmak üzere Kongre üyeleri, kimi zaman bizzat Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’ya mektup göndererek, kimi zaman da açıklamalar ya da tasarılar yoluyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikalarını sert biçimde hedef aldı.

Senatör Bob Menendez

Kongre’de Türkiye konusunda nasıl bir bakışın olduğunu -doğrudan Türkiye’yi hedef almasa da – en iyi yansıtan açıklama belki de Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’den geldi. Pelosi, Eylül ayında yaptığı açıklamada, seçimleri kaybederse Beyaz Saray’dan ayrılacağını taahhüt etmeyen Trump’a hitaben, “Kendisine hatırlatırım. Kuzey Kore’de değilsiniz, Türkiye’de ya da Rusya’da değilsiniz Sayın Başkan. Bu arada Suudi Arabistan’da da değilsiniz. Amerika Birleşik Devletleri’ndesiniz. Burası bir demokrasi” dedi.

Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi

İlişkilerde 2020’deki en çarpıcı gelişmeyse yılın bitmesine birkaç hafta kala yaşandı, ABD Türkiye’ye Rusya’ya S-400 alımından dolayı yaptırımlar getirdi.

S-400 krizinde ABD’den beklenen yaptırımlar yıl sonunda geldi

2020’de ilişkilerde en çok konuşulan konular aslında birkaç yenisinin dışında önceki yıllardan çok farklı olmadı. İki ülkenin de birbirlerinden beklentileri değişmedi. ABD’nin Türkiye’den bir adım beklediği S-400 konusu, özellikle yılın son ayında ABD’nin yaptırım kararıyla birlikte 2020’de en çok öne çıkan konu oldu. Yılın başında İdlib’de Türk askerlerini hedef alan saldırı sonrası ABD’den destek ve dayanışma mesajları gelse de, her destek açıklamasının arkasına “S-400’den vazgeçin” koşulu eklendi. Türkiye S-400 alımı nedeniyle F-35 savaş uçaklarının ortak üretimi ve satışı programından çıkarılmıştı. Yıl içinde, satın almış olsa da Türkiye’ye teslim edilmeyecek olan uçakları ABD Hava Kuvvetleri’nin alacağı açıklanırken, Türkiye’nin adı da projenin resmi internet sitesindeki katılımcı ülkeler listesinden çıkarıldı.

S-400 hava savunma sistemi parçalarının Ankara’ya gelişi

Türk hükümeti yıl boyunca, ABD’den eski Başkan Barack Obama yönetiminde Patriot alamadıkları için S-400’e yönelmek zorunda kaldıklarına işaret ederek, “S-400 alımı tercih değil gereklilik” mesajını verdi. Trump yönetimiyle Patriot alımı konusundaki görüşmeler de, Türkiye’nin S-400’den vazgeçmemesi nedeniyle ilerleyemedi. Türkiye’nin ABD’nin kaygılarını gidermek için ortak çalışma grubu kurulması önerisi de Washington’da olumlu karşılık bulmadı.

Türkiye’nin Eylül ayında Karadeniz açıklarında S-400 füze savunma sistemini test ettiği haberleri ise ABD’de adeta “bardağı taşıran son damla” oldu. ABD yönetiminin sert biçimde kınadığı bu denemenin ardından Kongre’den yönetime Türkiye’ye yaptırım uygulaması için baskılar daha da arttı. Kısaca NDAA olarak bilinen savunma bütçesi tasarısı, S-400 alımı nedeniyle CAATSA yaptırımlarının Türkiye’ye karşı uygulanması maddesi eklenerek Aralık ayında Kongre’den geçti. Bu yaptırımların NDAA’nın yasalaşmasından sonraki 30 gün içinde uygulamaya konulması öngörülüyordu ancak Trump yönetimi bunu beklemeden Türkiye’ye CAATSA kapsamında uygulanacak yaptırımları açıkladı ve Savunma Sanayi Başkanlığı (SSB) ile SSB’nin Başkanı İsmail Demir’i yaptırım listesine aldı.

Türkiye yaptırımlara sert tepki gösterirken, TBMM’den yayınlanan ortak bildiride Washington müttefiklik ruhuna aykırı hareket etmekle suçlandı. ABD ise eleştirilere, “Türkiye bize yaptırımdan başka seçenek bırakmadı” yanıtını verdi.

Yaptırımlar neden getirildi?

Peki, Trump, bu kadar zamandır Kongre’nin ağır baskısına rağmen Türkiye’ye yaptırım getirmezken neden son dönemde yaptırımlara yeşil ışık yaktı? Amerikan Alman Marshall Fonu Ankara Ofisi Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı’na göre bunun üç nedeni var:

(ARŞİV) Amerikan Alman Marshall Fonu Ankara Ofisi Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı

“Birincisi, artık Trump yönetiminin topal ördek olması. Şimdi aslında Amerika’da şu anda gerek Türkiye gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan çok popüler değil ve ne olursa olsun, hangi gerekçeyle olursa olsun Washington’da Türkiye’ye yaptırım uygulama konusunda partiler üstü bir konsensüs var ve buna karşı çıkan da pek kimse yok. Bugüne kadar Trump yönetiminin yaptırımı uygulamamış olmasının sebebi yönetim olarak Türkiye’yle ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’la beraber çalışmak ihtiyaçlarıydı. Ama Trump yönetimi sona ermek üzere olduğuna göre, artık böyle bir yük taşımadığına göre Türkiye de Washington’da bu kadar popülaritesi düşük bir ülkeyse gider ayak Türkiye’ye yaptırım uygulayıp bir kaç puan toplamak istemiş olabilir. İkincisi, NDAA de var, NDAA zaten başkanı yaptırım uygulamaya mecbur bırakacaktı. Üçüncü bir faktör de, aslında siyasi boşluk olan bir dönemdeyiz. İşte var olan başkan gitmiş sayılır gelecek başkan da gelmedi. Dolayısıyla siyasi otorite boşluğunun olduğu bir dönemde Amerikan bürokrasisi ağırlığını daha kolay hissettirmiş olabilir bu konuda.”

PYD anlaşmazlığı ve Gülen’in iadesi ilişkilerde pürüz oluşturmaya devam etti

Türkiye’nin daha önceki yıllarda da olduğu gibi 2020’de ABD’den bir adım beklediği konuların başında, ABD’de Fethullah Gülen yapılanmasına karşı adımlar atılması ve Gülen’in iadesinin yanı sıra, Washington’un PYD/YPG’ye desteğini sonlandırması geldi. Ancak bu iki konu da ABD’nin duruşunda değişiklik olmamasıyla 2020 yılında da ilişkilerde pürüz oluşturmaya devam etti.

YPG üyeleri

Şubat ayında ABD’nin PKK’yla mücadelede Türkiye’yle işbirliği programını durdurduğu haberi Türkiye’de yankı bulurken, yaz aylarında da Ankara bir Amerikan şirketiyle Suriye’nin kuzeyinde YPG arasında petrol çıkarma konusunda anlaşma imzalanmasını kınadı. Ünlühisarcıklı, Washington’da PYD’yi PKK’dan ayırıp Türkiye’yle PYD’yi yakınlaştırma gayreti olduğu yönündeki haberlere işaret ederken, bunun çok kolay olmadığına da dikkat çekiyor:

“Detaylarını aslında şu anda çok da bilmiyoruz, PKK’yı baskı altına alıp PYD’yi PKK’dan bağımsızlaştırıp Türkiye’yle PYD’yi bir ‘modus vivendi’ye ulaştırma çabası var gibi görünüyor Washington’da. Türkiye de buna henüz daha açıkça yüksek perdeden itiraz etmiş değil. Dolayısıyla bana göre bu gelişmelerin çok yakından takip edilmesi gerekiyor. Çünkü bu çabaların başarıya ulaşması durumunda Türkiye’yle ABD arasındaki önemli bir pürüz zaten ortadan kalkmış olacaktır.” Ancak Ünlühisarcıklı “ABD’nin PYD’yi PKK’dan bağımsızlaştırıp bu pürüzü ortadan kaldırma girişimi olsa da, ben çok iyi bilmiyorum ama PKK ideolojisi ve yapısını bilen uzmanlar bunun pek de o kadar kolay bir iş olmadığını dile getiriyorlar“ diye ekledi.

İlişkilerde yeni gerilim alanı: Doğu Akdeniz

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri ve bölgede yaşanan gerilim de 2020’de gerek Türk-Amerikan ilişkileri, gerekse Türkiye-AB ve özellikle de Yunanistan ve Fransa’yla ilişkileri önemli derecede meşgul etti.

(ARŞİV) Türk sondaj gemisi Yavuz

Amerika başta dengeli mesajlar vermeye gayret etse ve diyalog çağrıları yapsa da zaman içinde Ankara’ya yönelik eleştirilerinin dozunu arttırdı. Yönetimde Türkiye’ye karşı bu konuda sesini en çok yükselten isimlerin başındaysa Dışişleri Bakanı Mike Pompeo geldi. Pompeo özellikle yaz sonundan itibaren Türkiye’yi çeşitli platformlarda sert eleştiren açıklamalar yaparken, Washington’un Eylül ayında Güney Kıbrıs’a silah ambargosunu kaldırması da Türkiye’de derin öfkeye neden oldu. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın siyasi işlerden sorumlu müsteşarı David Hale de Senato’da katıldığı bir oturumda, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de attığı adımları “problemli” olarak niteledi. İki senatör Robert Menendez ve Chris Van Hollen Ağustos ayında Pompeo’ya mektup yazarak Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerinden dolayı Türkiye’ye yaptırım uygulanması çağrısında bulundu.

Türkiye Dağlık Karabağ konusunda da eleştirildi

Türkiye’ye bu yıl boyunca Washington’dan gelen eleştiriler sadece Doğu Akdeniz ve S-400’le de sınırlı kalmadı. Dağlık Karabağ’daki çatışmalar konusunda da Ankara hem yönetimin hem Kongre üyelerinin hedefindeydi. Eleştirilerin odak noktası, Dağlık Karabağ ihtilafında Türkiye’nin Azerbaycan’a Suriyeli savaşçı gönderdiği iddialarıydı.

Erdoğan ve Aliyev Bakü’de Dağlık Karabağ zaferi askeri törenini izliyor

Pompeo Ekim ayındaki bir basın toplantısında “Türkiye’nin Azerbaycan’a destek sağlamaya başladığını gördük. Uluslararası aktörlerden bölgeden uzak durmalarını, sorunu körüklememelerini istedik” açıklamasında bulunurken, Türkiye’nin yaklaşımının bölgedeki durumu daha da kötüleştirdiğini savundu.

Ekim ayı başında da 49 Kongre üyesi Pompeo’ya mektup göndererek, “Türkiye’nin dahil olmasıyla daha geniş bir bölgesel çatışma riskinin arttığı” kaygılarını dile getirdi.

Demokrat Senatör Bob Menendez’in öncülüğünde bir grup senatör Ekim ayında sundukları iki tasarıda, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’dan “Azerbaycan ve Türkiye’nin hem Güney Kafkasya’daki hem de kendi içlerindeki insan hakları ihlallerini” ayrıntılı şekilde anlatması talebinde bulundu. Tasarıda Türkiye, Irak, Suriye ve Libya’da da insan hakkı ihlalleri işlemekle suçlandı.

Pompeo-Çavuşoğlu NATO toplantısında sözlü atıştı

Yönetimler arasında gerilimin en çok gün yüzüne çıktığı anlardan biriyse Aralık ayı başında NATO dışişleri bakanları toplantısı sırasında, Pompeo ile Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu arasındaki sözlü atışmayla yaşandı.

(ARŞİV) Mevlüt Çavuşoğlu ve Mike Pompeo

Avrupa medyasına konuşan diplomatik kaynaklara göre Pompeo toplantı sırasında Türkiye’yi “Doğu Akdeniz’de tek taraflı saldırgan tutumu ile istikrarı bozmak; Suriye’de, koalisyonun müttefiki Kürt güçlerine saldırmak; Libya’da savaş hükümetine askeri destek olmak ve Rus yapımı hava savunma sistemi alarak Moskova yönetimine hediye vermekle” suçladı.

Çavuşoğlu ise bu eleştirilere malzeme olan her bir konuyu tek tek ele alarak Pompeo’ya yanıt verdi. Libya eleştirilerine karşılık, Türkiye’nin NATO’dan Libya’daki duruma müdahale etmesini istediğini, ancak NATO’nun bu isteği reddettiğini; Suriye’de, Türkiye IŞİD’e karşı savaşırken, koalisyon güçlerinin “terör örgütüne” destek verdiklerini; Doğu Akdeniz’de Pompeo’nun Avrupalı dışişleri bakanlarını telefonla arayarak, Türkiye’ye karşı, “bölgesel anlaşmazlıklarda körü körüne Yunanistan’ın tarafını tutmaya ve mal satmayı reddetmeye çağırdığını”; Rusya’dan S-400 suçlamasınaysa, “Amerika’nın kendilerine hava savunma sistemi satmayı reddettiği için Rusya’dan aldıklarını” söyledi.

Pompeo’nun Kasım ayında bir bölge turu sırasında uğradığı Türkiye’de hükümetten hiçbir yetkiliyle görüşmemesi ve sadece Fener Rum Patrikhanesi’ni ziyaret etmesi da yıl içinde dikkat çeken gelişmelerden biriydi. Bu durum Türkiye’de diplomatik teamüllere aykırı olarak yorumlandı.

Pompeo ve Fener Rum Patriği Bartholomeos görüşmesi

Trump-Erdoğan ilişkisi de Kongre’de dikkatle izlendi

ABD’nin eski ulusal güvenlik danışmanı John Bolton’ın yaz aylarında piyasaya çıkan anı kitabında, Halkbank davası özelinde Erdoğan-Trump ilişkisiyle ilgili ortaya attığı iddialar Amerikan medyasında da yankı yarattı. Bolton kitabında, Trump yönetiminin Halkbank davası ve Türkiye ile ilgili bazı konularda yargıya siyasi baskılar yaptığını öne sürmüştü. Bolton, 2018 yılının Mayıs ayında Erdoğan’ın Başkan Trump’a, İran yaptırımlarını ihlal ettiği gerekçesiyle New York Güney Bölgesi Savcısı’nın soruşturması altındaki Halkbank’ın suçsuz olduğunu savunan bir not verdiğini, Trump’ın da Erdoğan’a, meseleyi halledeceğini söylediğini öne sürdü. Bolton, Trump’ın New York Güney Bölgesi savcılarının kendisine değil Obama’ya yakın kişiler olduğunu anlattığını, bunların yerine kendisine yakın kişiler geldiğinde sorunun çözülebileceğini belirttiğini iddia etti.

Trump’ın Erdoğan’ı kayırdığı yönünde yıl içinde Amerikan medyasında da iddialar yer alırken, bazı Kongre üyeleri de bu konunun üzerine gitti. Başkan Donald Trump’ın yakın ilişkisi ve kişisel çıkarları nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ‘siper’ olduğu yönünde özellikle bazı Kongre üyelerinden ardı ardına eleştiriler geldi.

(ARŞİV)

Senato Dış İlişkiler Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi Bob Menendez’in Ekim ayında yayınladığı bir raporda, Trump’ın Başkan olmadan önce İstanbul Trump Towers dahil olmak üzere Türkiye’deki özel ticari çıkarları nedeniyle bir “çıkar çatışması” yaşadığını kabul ettiği hatırlatıldı, Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilişkisiyle gelişen bir dizi etkileşimin, birçok kişinin Trump’ın kararlarının gerekçesini sorgulamasına neden olduğu belirtildi. Raporda, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine şahsen kulis yapmasından sonra, Trump, Maliye Bakanlığı’na ABD’nin yaptırımlarının Türk devlet bankası Halkbank üzerindeki etkisini araştırması emri verdi. Trump, Erdoğan’la bire bir telefon görüşmesinin ardından aniden ABD’nin Suriye’den asker çekeceğini açıkladı” satırları dikkat çekti.

Halkbank davası

Halkbank davası da ilişkilerin sürekli gündeminde yer almayı sürdürdü. Bankanın New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde devam eden davada reddi hakim başvurusu Hakim Richard Berman tarafından reddedilmişti. Hakim Berman, Halkbank’ın daha önce ABD’de yargılanamayacağı, özel ve ayrıcalıklı yargılanma ve davanın düşürülmesi talebi konusunda yaptığı başvuruları da reddetmişti. Halkbank’ın bundan sonra üst mahkemelere yapacağı yeni bir başvuru şansının da bulunmadığı açıklandı.

New York Güney Bölgesi Mahkemesi

Şimdi 28 Şubat’ta 12 kişilik jüri heyetinin seçilmesinin ardından 1 Mart’ta seri duruşmaların başlaması ve Halkbank davasının karara bağlanması bekleniyor

Açıklamaların tonundaki yumuşama normalleşme sürecinin işareti mi?

Diğer yandan, son haftalarda Ankara’dan yapılan açıklamalarda, hatta yaptırım kararından sonraki açıklamalarda bile, eleştirilerin arkasında iyimser bir ton da göze çarpıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere, Türk yetkililerden ilişkileri normalleştirme arzusunu dile getiren mesajlar dikkat çekiyor. Bu durum yeni dönemde ilişkilerde nihayet bir normalleşme sürecinin başlayabileceği yönünde iyimserlik de uyandırıyor.

Ancak, son yıllarda yaşanan sorunlar sadece iki ülke ilişkilerini etkilemekle kalmadı, iki ülke kamuoyları da bu olumsuz gidişattan etkilendi. Türkiye’de 2020 yılı boyunca yapılan farklı anketlerde Amerika’nın Türk halkının gözünde ciddi ölçüde değer kaybettiği gözlenirken, Amerikan medyasında da Türkiye’yle ilgili olumlu bir yazıya rastlamak çok zor. Trump ve Erdoğan yıl boyunca hemen hemen her ay telefon görüşmesi yapmış olsa ve aralarındaki iletişim kanalını sürekli açık tutsalar da, yılın yaptırımlarla bitmesi önlenemedi.

2020’de ilişkileri etkileyen bir diğer önemli gelişme de, Türkiye’deki ABD konsolosluğu çalışanlarının hapis cezalarına mahkum edilmesi oldu. Biden yönetiminin insan haklarına çok daha ağırlık vereceği tahminleri düşünüldüğünde, bu konu da ilişkilerde önemli pürüz oluşturmaya devam edecek gibi görünüyor.

Türkiye’den ABD’ye tıbbi malzeme yardımı

Diğer yandan, Corona salgınının ilk zamanlarında Türkiye’den ABD’ye tıbbi malzeme yardımı bu yıl ilişkilerde yüzleri güldüren unsurlardan biri olarak hatırlanacak.

Türkiye’den ABD’ye yardım getiren uçak

Türkiye ABD’ye 2020’de iki uçak dolusu yardım gönderdi. İlk yardım uçağı, 28 Nisan Salı günü ulaştı, 500 bin cerrahi maske, 500 yüz koruyucu siperlik, 400 N95 tipi maske, 1500 koruyucu gözlük, çok sayıda tulum ve 2 bin litre dezenfektan getirdi. Türkiye’den ABD’ye yardım taşıyan ikinci askeri kargo uçağı da 1 Mayıs’ta ABD’ye ulaştı. İkinci uçakla birlikte ABD’ye gönderilen toplam tulum sayısının 400 bin olduğu açıklandı.

VOA tarafından geçilen 2020 Türkiye-ABD Açısından Zor Yıl Oldu  haberinde ha-ber.com editörlerinin hiçbir editoryal müdahalesi yoktur. 2020 Türkiye-ABD Açısından Zor Yıl Oldu  haberi web sayfamıza otomatik olarak VOA sitesinden geldiği şekliyle yer almaktadır. Bu alanda yer alan 2020 Türkiye-ABD Açısından Zor Yıl Oldu  haberinin hukuki muhatabı haberi geçen web siteleri ve ajanslardır.

#

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Haberler