Sevmenin ve bunu göstermenin bile bir şiarı vardır.
Aleni ve açık olarak bu sevginizi seksle birleştirerek gösteremezsiniz. Bazı ilişkiler kapalı kapılar ardında veya çarşaf altında olur. Parklar ve umuma mahsus yerlerde bu tür davranışlar hoş karşılanmaz.
Sevgi güzeldir. Sevmek daha da güzeldir. Ama bunu ulu orta sergilemek veya ilan etmek güzel değildir. Düne kadar erkeklerin bir kızı veya kızların bir erkeği taciz edici, ya da davet edici bakışlar ile süzmesi sadece günah değil, ayıp sayılırdı. Bugün kızların bir kısmı -nedendir bilinmez- kısacık giyinmeyi, göğüslerini sergilemeyi, dudaklarını çilek kırmızısına boyamayı, yol boyunca kırıtarak yürümeyi marifet sayıyorlar.
Hoş, televizyonlara baktığınız zaman pek çok dizinin modayı takip etme gerekçesi ile dizi oyuncularını seyircinin ilgisini çekmek için özellikle bu şekilde giydirdiğini de unutmayalım. Sevgiyi başkaları ile paylaşmak güzeldir ama, cinselliği paylaşmak başka bir şey… Makbul olanı güzelliğini kendine saklamak, ulu orta teşhir etmekten kaçınmaktır.
Burada görev ebeveynlere düşüyor.
Çocuklarına giyinmeyi öğretirken ne karafatma gibi her tarafını çarşaflarla örtmeyi, ne de açık saçık giysilere izin vermeyi gerektirir. Okulda, iş yerinde, resmi dairede giyilecek olan kıyafetlerin çevresini rahatsız etmeyecek ve yaptığı görevi yerine getirirken aksatmayacak nitelikte olması, düğünde bayramda gezide giyilecek kıyafetin de ortama uygun olacak şekilde değerlendirilmesi gerekir.
Zaten önlük ve üniforma zorunluğu hangi akla hizmet ise kalktığı ve okullarda sadece kıyafet değil, saç-sakal-bıyık, açık örgüsüz saçlar kısa etekler serbest bırakıldığından bu yana iş pek çok yerde zıvanadan çıktı. Bazı okurlarım bu düşüncelerimi hoş görmeseler de dile getirmem lazım. Konunun kişisel ahlak anlayışından çıkıp, toplumsal hale geldiğini, hatta beklenti oluşturduğunu belirtmeliyim.
Cinsel açlığın bu kadar yüksek olduğu toplumlarda her zaman ahlaki çöküntüler, devlet iradesine itaatsizlikler, aile terbiyesi dediğimiz büyüğün küçüğe, küçüğün büyüğe olan sevgi ve saygısı yok olmaya mahkûmdur. Ve en acısı, karşılıklı güven duygusu azalır, sevgi biter. Büyük-küçük ayrımı kalmaz. Konuşma dili bozulur, ifadeler avamlaşır. Küçük yaştakilere kötü örnek teşkil eden davranışlar yaygınlaşır. Milli değerlerin oluşturduğu terbiye kalmaz. Allah korkusu kaybolur.
Güzellik algısı yozlaşır. Gizlilik ve yalan olgusu çoğalır.
Böyle bir tablo millet olmayı, bir arada kalmayı, güçlü olmayı sağlamaz. Aksine bizi birbirimize bağlayan dostluk, arkadaşlık ve imece duygusu biter. Yapı taşlarımız birer, birer dağılmaya başlar.
Çocuğunuzu tek başına köşedeki fırından ekmek almaya gönderirken gözünüz arkada kalır. Belediye otobüsüne, dolmuşa bindirmeye cesaret edemezsiniz. Okul dönüşü bir komşunun arabasına binmesine izin vermez olursunuz.
En önemlisi böyle yaparak onu kimseye güven duymayan, kendini toplumdan soyutlayan bir insan haline getirirsiniz.
Sırf topluma, mevcut ahlak kurallarına ve çevreye güvenmediğiniz için…
Eskiler böyle olumsuz durumlara meydan verenler için;
-“Edep ya huuu…” derlermiş.
Biz söylesek duyarlar mı acaba?
Taner TÜMERDİRİM
ALMANYA
29 gün önceALMANYA
14 Mayıs 2026ALMANYA
14 Mayıs 2026ALMANYA
14 Mayıs 2026ALMANYA
14 Mayıs 2026ALMANYA
14 Mayıs 2026ALMANYA
14 Mayıs 2026