Son yıllarda her yanda Allah adına konuşanlardan geçilmiyor. Bir kişinin imanlı olup olmadığını belirleyen sözde din adamları var, tıpkı Ortaçağ Hıristiyan rahipleri gibi. Kulun işlediği günahın ölçüsünü bilenler caka satmakta. Kendini Allah dostu olarak gören tarikat ve cemaat liderleri bulunmakta. Bu kişilere yakın olanların cennete gideceği söylenmekte. Tarikat ve cemaat yöneticileri bu yolla yoksul halkın bağış ya da yardım adı altında parasını alıp varsıllaşmakta. Ne yazık ki din çoğu kişi için geçim, varsıllaşma kapısı oldu.
İslam’da ruhban sınıfı yok! Bu yönüyle diğer dinlerden ayrılır. Ne yazık ki özellikle Haçlı seferlerinden sonra bir ruhban (din adamları) sınıfı oluşmaya başladı İslam’da. Özellikle İslam dünyası emperyalizmin güdümüne girdikçe ruhban sınıfının çoğalıp etkili olduğunu görmekteyiz.
“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız. (Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1993, Kaf Suresi, 16. Ayet, s. 518)” Allah, insanlara şah damarından daha yakın olduğuna göre onunla Yaratıcı arasına herhangi biri girebilir mi? Girerse bu şirk (Tanrı’nın birden çok olduğuna inanma, Tanrı’ya ortak tanıma, eş koşma. [TDK Türkçe Sözlük]) koşmak değil de nedir? Üstelik bu ayette belirtildiği gibi insan nefsinin kendisine fısıldadıklarını bilen bir Allah varken kişi ile O’nun arasına girmek, bu ilişkiye müdahale etmek kimin haddine?
İhlas suresinde bulunan dört ayette söylenenler bir uyarı, ders niteliğinde: “De ki: Allah birdir. Allah sameddir (Samed, hiçbir şeye muhtaç olmayan, aksine her şey kendisine muhtaç olan demektir.)” Burada Allah’ın maddi ve manevi hiçbir şeye muhtaç olmadığı kesin bir dille anlatılmakta. Yani Allah’ın kendini din adamı gösteren kişiler de olsa kimsenin dostluğuna gereksinmesi yoktur. Dostluk eşit düzeyde ilişki demek. Bu nedenle Allah’ın yarattığı hiçbir varlık, O’nunla eş düzeyde ilişki kuramaz. Sonsuz evreni var eden bir kuvvetin kulunun dostluğuna ihtiyacı olur mu?
“[Yahudiler] Allah’ı bırakıp bilginlerini [hahamlarını]; [Hıristiyanlar] da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i [İsa’yı] rabler edindiler. Hâlbuki onlara ancak tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu. O’ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır. (Aynı yapıt, Tevbe 31, s. 190)” Bu ayetle Allah, Müslümanlara tarihsel bir uyarıda bulunmakta. Sözde bilginleri, din adamlarını, devlet yöneticilerini rabler olarak görmek büyük yanlış. Kutsal kişilermiş gibi onların her sözünü ve davranışını sorgusuz sualsiz kutsayıp kabul etmenin Kur’an’da yeri yok! Üstelik Hz. İsa’ya bile tanrısal bir kimlik kazandırmanın yanlışlığından söz etmekte. Bir peygambere tanınmayan dinsel ayrıcalık kendine din adamı diyen birine niye tanınsın? Bu durum karşısında kendini adamı din sananların nasıl bir aymazlık, yanılgı içinde olduklarını da belirtmeliyim.
“Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resulüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız. (Aynı yapıt, Enfal 24, s. 178)” Allah kişi ile kalbi arasına giriyorsa kişinin dini anlayıp duyumsaması için bir aracıya gereksinimi yoktur. Bu ayette asıl anlatılmak istenen şey, vicdandır. Kişinin usu, vicdanın sesine kulak verdiğinde doğruyu yapar, ilahi adaletten ayrılmaz. Yaşam verecek şeyler Allah tarafından kulun önüne çıkarılır. Bu konuda Allah dışındaki varlıkların yönlendirmesi bu ayetin ruhuna aykırı.
Yukarıda birçok ayetten örnekler verdik. Bunlardan da anlaşılacağı üzere bazı kişilerin kul olduğunu unutarak kendini Allah’a eş koşmaları kabul edilemez. Hele din üzerinden kendine ayrıcalık, çıkar sağlamaya çalışmak ise son derece yanlış.
Ne diyelim? Allah, Kur’an’da ayırmasın!
Adil Hacıömeroğlu
ALMANYA
01 Haziran 2026ALMANYA
01 Haziran 2026ALMANYA
01 Haziran 2026ALMANYA
01 Haziran 2026ALMANYA
01 Haziran 2026ALMANYA
01 Haziran 2026ALMANYA
01 Haziran 2026