Bir ülke düşünün…
Devleti koruyacağız dediler, devleti çürüttüler.
Demokrasiyi yaşatacağız dediler, sandığın ruhunu boğdular.
Millet adına konuştular ama milleti susturdular.
Yıllardır aynı düzenin içinde aynı oyun oynandı. Türkiye’de siyaset sadece seçim kazanma meselesi olmaktan çıktı; bir tasfiye savaşına dönüştü. Ve bu savaşın en büyük hedeflerinden biri de Cumhuriyet Halk Partisi oldu. CHP’yi halktan koparmak, etkisizleştirmek, kendi iç kavgalarına mahkûm etmek için yıllarca tırpan çalıştırıldı.
Bir ağacı kurutmak için gövdesine balta vurmazlar önce.
Dallarını budarlar.
Kökünü yalnız bırakırlar.
Toprağını zehirlerler.
Türkiye’de de aynısı yapıldı.
Cumhuriyetin kurucu damarını taşıyan bir parti, yıllarca içeriden ve dışarıdan darbelerle zayıflatıldı. Kimi zaman medya operasyonlarıyla, kimi zaman kasetlerle, kimi zaman korkuyla, kimi zaman satın alınmış kalemlerle… Halkın umudu olacak bir yapı, kendi içinde boğuşan bir enkaza çevrilmek istendi.
Çünkü biliyorlardı:
Eğer millet yeniden konuşursa, saltanat düzeni sallanacaktı.
Türkiye’de uzun süredir demokrasi sadece seçim günü hatırlanan bir kelimeye dönüştürüldü. Oysa demokrasi; yalnızca oy atmak değildir. Demokrasi, vatandaşın korkmadan konuşabilmesidir. Hukukun güçlüye değil haklıya hizmet etmesidir. Gazetecinin hapse girmeden yazabilmesidir. Gencin geleceğini başka ülkelerde aramamasıdır.
Ama ne oldu?
Devlet dediğimiz yapı, liyakatin değil sadakatin merkezi hâline getirildi. Makamlar bilgiyle değil bağlılıkla dağıtıldı. Eleştiren herkes düşman ilan edildi. İtiraz eden ya susturuldu ya da yaftalandı. Böyle bir yerde demokrasi yaşayamaz. Çünkü demokrasi korkunun olduğu yerde nefes alamaz.
Bugün insanlar adalete değil bağlantılara güveniyor.
Kanuna değil tanıdıklara inanıyor.
Çünkü sistem, vatandaşa eşit davranma özelliğini kaybetti.
İşte bu yüzden artık mesele yalnızca bir parti meselesi değildir. Bu mesele, devletin yeniden milletin devleti olup olmayacağı meselesidir.
CHP yıllarca budandı evet.
Kendi içindeki kavgalarla yıpratıldı.
Kimi zaman halka tepeden bakan anlayışlarla uzaklaştırıldı.
Kimi zaman da korkak siyasetle küçültüldü.
Ama unutulan bir şey vardı:
Bu ülkede millet bazen geç konuşur ama sert konuşur.
Bugün meydanlarda yükselen öfke sadece ekonomik kriz değildir. İnsanlar sadece geçim derdine isyan etmiyor. İnsanlar aşağılanmaya, yok sayılmaya, susturulmaya itiraz ediyor. Çünkü bu millet, kendisini sadece seçim zamanı hatırlayan siyasetçiden bıktı.
Artık insanlar gerçek devlet istiyor.
Tarafsız adalet istiyor.
Temiz siyaset istiyor.
Kibir değil hizmet görmek istiyor.
Ve şimdi yeniden o cümle yankılanıyor:
“Söz milletin.”
Bu söz basit bir slogan değildir. Bu söz, yıllarca susturulan insanların yeniden ayağa kalkma iradesidir. Çünkü hiçbir iktidar sonsuz değildir. Hiçbir propaganda gerçeği sonsuza kadar örtemez. Hiçbir korku düzeni milletin iradesinden büyük değildir.
Bugün Türkiye yeni bir yol ayrımında duruyor.
Ya korkularla yönetilen bir düzen devam edecek…
Ya da millet yeniden devleti kendi ellerine alacak.
Çünkü devlet; bir grubun malı değildir.
Cumhuriyet; bir zümrenin tapusu değildir.
Demokrasi; sadece güçlülerin oyuncağı değildir.
Bu ülke yeniden ayağa kalkacaksa, bunu ne saraylar yapacak ne holdingler.
Bunu ancak halk yapacak.
Ve halkın hafızası bazen geç uyanır ama unutmaz.
ALMANYA
22 Mayıs 2026ALMANYA
22 Mayıs 2026ALMANYA
22 Mayıs 2026ALMANYA
22 Mayıs 2026ALMANYA
22 Mayıs 2026ALMANYA
22 Mayıs 2026ALMANYA
22 Mayıs 2026