Türkiye son yıllarda öyle bir siyasal iklimin içine sürüklendi ki, ülkenin bütün gündemi neredeyse tek bir başlığa, CHP’deki gelişmelere sıkıştırılmış durumda.
Kurultaylara itiraz, parti içi çekişmeler, liderlik tartışmaları, delegeler, kongre hesapları…
Televizyon ekranları, gazete köşeleri ve sosyal medya günlerce bunları konuşuyor. Sorulması gereken asıl soru şu:
Türkiye gerçekten CHP’yi mi konuşuyor, yoksa CHP “cendereye alınıp” gündemde tutularak yoksul halklara “cenk havası” mı çalınıyor?
Sadece CHP mi?
MHP’de yaşanan dönüşümler ve yeni siyasi konumlanışlar sürdürülüyor.
Diğer yanda DEM Parti’nin temsil ettiği siyasal alanın, “terörsüz Türkiye” ekseni etrafında yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı bir süreç yaşanıyor. Bu süreçte birçok kişi, DEM Parti’nin aktif bir siyasal özne olmaktan çok beklemeye alınan bir aktöre dönüştürüldüğünü düşünüyor.
AK Parti’de ard arda il başkanlarının değişimi yaşanıyor.
Partiler arasında milletvekili transferleri olağan hale gelmiş durumda. Seçmenin verdiği yetki ve temsil iradesi, siyasi mühendislik hesaplarının gölgesinde tartışılıyor. Bu gelişmelerin iyi okunması gerekiyor.
Bütün bunların da ötesinde çok daha önemli bir sorun var:
Toplumsal çürüme.
Yolsuzluk haberleri artık kimseyi şaşırtmıyor.
Uyuşturucu kullanımı her geçen gün daha geniş yaş gruplarına yayılıyor.
Organize suç, mafyatik ilişkiler, kadın ticareti ve fuhuş haberleri sıradanlaşıyor.
Bir zamanlar toplumun vicdanını ayağa kaldıracak olaylar bugün birkaç gün konuşulup unutuluyor.
Toplumsal duyarlılık aşınırken, vicdan yorgunluğu büyüyor.
Bir başka tehlikeli dönüşüm ise ekonomik ve kültürel alanda yaşanıyor.
Bugünün dünyasında zenginlik neredeyse tek başarı ölçütü olarak sunuluyor.
Nasıl kazanıldığı sorgulanmadan kısa sürede oluşan servet övülüyor.
Yoksulluk ise sistemsel “ Allah kurtarsın” denilerek bireysel başarısızlık ya da kader olarak gösteriliyor.
Oysa milyonlarca insanın yaşadığı yoksulluk kader değildir.
İşsiz gençlerin umutsuzluğu kader değildir.
Çocukların nitelikli eğitime ulaşamaması kader değildir.
Sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan eşitsizlikler kader değildir.
Bunların tamamı siyasi ve ekonomik tercihlerin sonucudur.
Ancak bütün bunlar konuşulacağı yerde ülke sürekli CHP tartışmalarına kilitleniyor.
Böylece büyük resim görünmez hale geliyor.
Türkiye’nin asıl gündemi; işsizliktir, yoksulluktur, eğitimdir, sağlıktır, çevredir, ekolojik yıkımdır.
Kuruyan nehirlerdir.
Yanan ormanlardır.
Betona teslim edilen kentlerdir.
Geleceğini başka ülkelerde arayan gençlerdir.
Bu sırada siyaset kurumu gözünü yaklaşan yerel seçimlere dikmiş durumda.
İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Adana, Mersin, Manisa ve diğer büyükşehirler bugünden siyasi hesapların merkezine yerleştiriliyor.
Partiler seçmen iradesini hiçe sayarak seçim kazanmanın formüllerini arıyor.
Belediyeler gelecek genel seçimlerin provası olarak görülüyor.
Halk seçim stratejilerinden çok çözüm bekliyor.
Mutfaktaki yangın seçim takvimine göre büyümüyor.
İşsizlik seçim hesaplarına göre azalmıyor.
Hayat pahalılığı siyasi taktiklere göre gerilemiyor.
Küresel sermaye Türkiye’de güçlü bir sol hükümet ister mi?
Burada daha büyük bir soru karşımıza çıkıyor:
Türkiye’de güçlü bir sol hükümet yalnızca seçim kazanmış bir parti anlamına gelmez.
Sosyalist, Sosyal Demokrat, Sol hükümet demek:
Bu nedenle emek ile sermaye arasındaki gerilim yalnızca Türkiye’nin değil, bütün dünyanın temel siyasal meselelerinden biridir.
Ortadoğu’da tablo daha da çarpıcı.
Bölge yıllardır savaşlarla, işgallerle ve vekâlet çatışmalarıyla şekillendiriliyor.
Halklar yoksullaşırken silah sanayileri büyüyor.
Gazze’de akan kan, Lübnan’daki gerilim, Suriye’nin parçalanmış yapısı ve bölgedeki güç mücadeleleri devam ediyor.
Böylesi bir coğrafyada barışı, halkların kardeşliğini, emeğin haklarını ve demokratikleşmeyi savunan güçlü toplumsal hareketlerin ortaya çıkması, bölgesel ve küresel güç dengelerinden bağımsız düşünülemez.
Türkiye’deki siyasi gelişmeleri yalnızca parti içi çekişmeler üzerinden okumak eksik kalır.
Mesele çok daha büyüktür.
Peki bütün bu tablo karşısında Türkiye halkları ne yapmalıdır?
Ortak sorunları birlikte aşmak
Bu nedenle:
Mesleki ve Akademik Odaları yaygınlaştırmak gerekir.
Gerçekçi siyaset, halkın yaşamına dokunan siyasettir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; korkunun yerine cesareti, umutsuzluğun yerine dayanışmayı, ayrışmanın yerine kardeşliği ve teslimiyetin yerine demokratik mücadeleyi koyabilmektir.
Türkiye’nin geleceği ne yalnızca iktidarın ne de yalnızca muhalefetin elindedir.
Türkiye’nin geleceği; haklarına sahip çıkan, örgütlenen, sorgulayan, üreten ve dayanışan milyonların elindedir.
Sonuçta mesele yalnızca CHP’nin geleceği değildir.
Mesele yalnızca bir sonraki seçim de değildir.
Asıl mesele, Türkiye’nin içine sürüklendiği ekonomik, sosyal ve siyasal cendereden nasıl çıkacağıdır.
Sonuç olarak!
CHP, “kim kazanacak?” yarışına sürüklenmekten kurtularak çözümü kendi içinde yaratmalı. Türkiye’nin gündemine yerleştirilmesine müsaade edilmemeli.
“Türkiye bu cendereden nasıl çıkacak?”
Bu soruya cevap: Yalnızca siyasetçilerin değil, bütün ülke halklarının ortak sorunlarının çözümü, yönetimde söz sahibi olmak için vereceği ortak mücadeleyle verilir.
Hadi hayırlısı…
ALMANYA
03 Haziran 2026ALMANYA
03 Haziran 2026ALMANYA
03 Haziran 2026ALMANYA
03 Haziran 2026ALMANYA
03 Haziran 2026ALMANYA
03 Haziran 2026ALMANYA
03 Haziran 2026