Ankara’da NATO zirvesine hazırlıklar devam ediyor.
Caddeler yenileniyor.
Asfaltlar dökülüyor.
Binalar boyanıyor.
Peyzaj çalışmaları hızlandırılıyor.
Bazı yollar ulaşıma kapatılıyor.
NATO zirvesi katılımcılarının kullanacağı yol güzergahında yer alan mahallelerin yoksulluğu brandalarla gizleniyor.
Yoksulluk da mı yasaklanıyor?
Yoksul mahalleler görünmesin isteniyor.
İnsanların günlük yaşamı ikinci plana itiliyor.
Küresel sermayenin pazarlarını koruyan askeri ittifakın temsilcileri geliyor. İran’ı, Ortadoğu’yu, Venezuela’yı, Başkanlar’ı kana bulayanlar zirve NATO zirvesini Ankara’da gerçekleştirecekler.
Bu sorunun tam da yeri:
Yıllardır “kaynak yok” denilen hizmetler, NATO zirvesi söz konusu olunca nasıl bir anda mümkün olabiliyor?
Bu yalnızca bir protokol hazırlığı değildir.
Bu, aynı zamanda bir tercih meselesidir.
NATO ve Türkiye’nin Değişen Rotası
Türkiye, 1952 yılında NATO’ya üye oldu.
Dönemin yöneticileri bunu güvenlik açısından tarihî bir adım olarak değerlendirdi. Aradan geçen onlarca yıl boyunca NATO üyeliği yalnızca dış politika tartışması olmadı. Türkiye’nin siyasal hayatını, güvenlik anlayışını ve iç politik dengelerini de etkileyen bir süreç yaşandı.
Bu nedenle NATO denildiğinde yalnızca Brüksel değil; Türkiye’nin yakın tarihi de akla gelir.
Koreli Hasan, Koreli İsa, Korali Memet…
Türkiye’nin NATO üyeliğinin yolu Kore Savaşı’ndan geçti.
Binlerce genç Anadolu’dan kalkıp, binlerce kilometre ötedeki Kore’ye gönderildi.
Yüzlercesi geri dönemedi.
Binlercesi yaralandı, engelli kaldı.
Pek çok aile çocuklarını hiç göremedi.
Bugün hâlâ şu soru soruluyor:
O savaş gerçekten Türkiye’nin savaşı mıydı?
Türkiye, emperyal hesaplaşmanın bir parçası mı oldu?
6. Filo’ya gençlik barikatı.
1960’lı yılların sonunda Türkiye’de gençlik hareketleri yükselirken, en büyük tepkilerden biri ABD’nin 6. Filosuna yönelikti. İstanbul’da on binlerce genç, “Tam Bağımsız Türkiye” sloganıyla meydanlara çıktı. Bu gençlerin ön saflarında Deniz Gezmiş ve arkadaşları vardı. Onların mücadelesi yalnızca bir filo protestosu değildi. Onlar, Türkiye’nin yabancı askeri, siyasi ve ekonomik etkiden uzak, bağımsız bir ülke olmasını savunuyorlardı.
Ankara’da NATO zirvesinin yapılacağı koordinatta görünür olan evleri, dükkanları boyanma, geçiş güzergahındaki yolları asfaltlama hazırlığı aynı şekilde 1969’da 6. Filonun İstanbul’a gelişi için yapılmıştı.
Kürecik’te Yarım Kalan Hayatlar
1971 yılı…
Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan’ın Kürecik yakınlarında güvenlik güçleriyle çıkan çatışmada yaşamlarını yitirmelerinden sonra Türkiye’de NATO radar üssü olduğu geniş kesimlerce öğrenildi.
Kimileri için burası Türkiye’nin savunma sisteminin önemli bir parçasıdır.
Kimileri için ise Türkiye’nin küresel askeri stratejilerin içine çekilmesinin sembollerinden biridir.
Kimileri de sesli soruyor: Yabancı üstlerin ülkemizde ne işi var?
“NATO’nun notaları…”
1950’li yıllardan itibaren Türkiye’de Komünizmle Mücadele Dernekleri kuruldu.
Resmî olarak amaçları komünizmle mücadeleydi.
Eleştirmenlere göre ise bu yapıların faaliyetleri, Soğuk Savaş atmosferinde sert bir antikomünist iklimin oluşmasına katkı sağladı. Sonraki yıllarda ülke gündemini belirleyen siyasal kutuplaşmayı besledi.
Türkiye’de siyaset mühendisliği yapan emperyalist bloka karşı 1960’ların sonundan itibaren ABD ve NATO’ya karşı anti emperyalist – anti faşist devrimci gençlik hareketi gelişti
12 Mart ve 12 Eylül
1971…
Ardından 1980…
İki askerî müdahale…
İdam sehpaları…
İşkenceler…
Cezaevleri…
Sürgünler…
Kayıplar…
1972 yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildi.
1980 sonrasında yüz binlerce insan gözaltına alındı, gözaltında kayıplar, işkenceler, idamlar, yargısız infazlar…
Bugün hala ülkenin dört bir yanında derin izleri, acı anıları olan 12 Eylül 1980 askeri darbesini ABD’nin “ bizim çocuklar başardı” sevinciyle kutlamaları, hala Türkiye halklarının yüreğinde yangındır.
Sanayi Tartışmaları
Türkiye’nin yerli uçak ve otomobil girişimlerinin engellenmesi de yıllardır konuşuluyor. Nuri Demirağ, Vecihi Hürkuş ve Devrim gibi girişimlerin tam da NATO’ya üye olma sürecinden sonra neden sürdürülemediği tartışılıyor.
Kesin olan şudur:
Türkiye, uzun yıllar kendi sanayisini geliştirme konusunda önemli fırsatları değerlendiremedi.
NATO Rotası!
Başkent NATO zirvesine hazırlanıyor. Yollar düzenleniyor, asfaltlar yenileniyor, binalar boyanıyor, çevre düzenlemeleri hız kazanıyor. Güvenlik önlemleri artırılıyor, bazı yollar trafiğe kapatılıyor, bazı bölgelerde günlük yaşam kısıtlanıyor.
Bütün bunlar devletlerin uluslararası toplantılarında görülebilecek olağan uygulamalar olarak değerlendirilebilir.
Soruyoruz:
Neden böylesi günlerde “yaz- boz” yapılıyor. Yollarımızdan, mahallerimizden ve evlerimizin görünürlüğünden “utanma” geçici “makyaj ”yerine kalıcı hizmet yapılmıyor?
Ülkeye hizmet: Yoksulluğu ortadan kaldırmak mı, yoksulluğun üzerini perdeleyerek görünmez yapmak mı?
Bir ülkenin itibarı, yalnızca konuklara gösterilen güzergâhlar mı, yoksa vatandaşlarının yaşam koşullarıyla mı ölçülür?
Türkiye halkları önceliklerin ne olduğunu tartışıyor.
Ankara’da NATO güzergâhları için gösterilen hassasiyetin, yıllardır emekliler, işçiler, çiftçiler, öğrenciler ve dar gelirli yurttaşlar için de gösterilmesini isteyenlerin sayısı hiç de az değil.
Nedenler…
Bir ülkenin itibarı yalnızca zirve salonlarıyla ölçülmez.
Gerçek itibar; halkının refahı, hukukun üstünlüğü, demokratik kurumları ve bağımsız karar verebilme kapasitesiyle ölçülür.
Türkiye’nin NATO ile ilişkileri ise yalnızca bugünün konusu değildir.
Kore Savaşı’na gönderilen binlerce Türk askeri, NATO üyeliği sürecinin önemli dönüm noktalarından biri olarak tarihe geçti. O savaşta yüzlerce asker yaşamını yitirdi, binlercesi yaralandı ya da sakat kaldı. Bu tarihsel gerçek, Türkiye’nin dış politika hafızasının önemli bir parçasıdır.
Soğuk Savaş boyunca Türkiye, NATO’nun güney kanadındaki en kritik ülkelerden biri oldu. Bugün de askeri üsler, savunma planlamaları ve stratejik iş birlikleriyle bu ilişkinin devam ettiği biliniyor.
Öte yandan NATO’nun farklı dönemlerde yürüttüğü askeri operasyonlar da dünya kamuoyunda uzun yıllardır tartışılıyor. Destekleyenler bu operasyonların güvenlik amacı taşıdığını savunurken; eleştirenler ise bazı müdahalelerin ağır insani sonuçlar doğurduğunu, uluslararası hukuk ve siviller üzerindeki etkileri nedeniyle ciddi eleştirilere konu olduğunu dile getiriyor.
Tam da bu nedenle Ankara’da yükselen NATO gündemi, yalnızca diplomatik bir toplantının değil; aynı zamanda Türkiye’nin dış politika tercihleri ve toplumsal öncelikleri üzerine daha geniş bir tartışmanın da kapısını aralıyor.
Asıl soru:
NATO zirvesi için hazırlanan organizasyon kabiliyeti, neden yoksullukla mücadelede, eğitimde, sağlıkta, deprem güvenliğinde ve sosyal adalette aynı ölçüde hissedilmiyor?
Bir ülkenin vitrini, yabancı konukların göreceği caddeler değildir.
Bir ülkenin gerçek vitrini; ahalinin yaşam standartları, sosyal-siyasal- ekonomik özgürlükleri, parasız sağlık hizmeti, vatandaş olma bilincini, üretme becerisini ve değer yaratma bilincini geliştirecek parasız, bilimsel, özerk eğitim veren sosyal devlet vizyonudur.
Halkların; inanç, ulus, milliyet, renk ve dil farklılıklarına hoş görü göstererek birlikte özgürce yaşamıdır.
Hadi hayırlısı…
ALMANYA
01 Temmuz 2026ALMANYA
01 Temmuz 2026ALMANYA
01 Temmuz 2026ALMANYA
01 Temmuz 2026ALMANYA
01 Temmuz 2026ALMANYA
01 Temmuz 2026ALMANYA
01 Temmuz 2026