SÖZDE MÜTTEFİK ALMANYA

SÖZDE MÜTTEFİK ALMANYA

ABONE OL
19:21 - 04/06/2026 19:21
SÖZDE MÜTTEFİK ALMANYA
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Kaplan
Best

Osmanlı Devleti, son dönemlerinde Almanya ile ilişkilerini geliştirdi. İki ülke, özellikle askeri alanda işbirliği yaptı. II. Mahmut’un Harp Okulu’nu kurmasıyla bu işbirliği ilgi çekici bir duruma geldi. Danimarka asıllı Alman General Moltke, 1835-39 yılları arasında Harp Okulu’nda görev aldı. Okulun eğitiminin biçimlenmesinde önemli rol oynadı. Ardından birçok Alman subay geldi ülkemize.

Osmanlı, ilk olarak ordusunda Alman subaylara I. Dünya Savaşı’nda görev vermedi. Moltke, 24 Haziran 1839’da Osmanlı Devleti ile kendisine bağlı Mısır Eyaleti arasında yapılan Nizip Savaşı’nda danışman olarak yer aldı. Böylelikle askeri işbirliği savaş alanlarına da taşındı.

Colmar von der Goltz Paşa liderliğindeki Alman subayları, 1882 yılında ülkemize gelerek Osmanlı Ordusunun modernizasyonu çalışmalarını yürüttü. 1895’te bu subaylar, ülkemizden ayrıldı. Osmanlı hizmetlerinden ötürü Goltz Paşa’ya mareşallik unvanı verdi. Bu arada bazı Türk subaylar da Almanya’ya eğitim için gönderildi. Zaman geçtikçe bu işbirliği gelişip başka alanlara da yayıldı. Balkan Savaşı sırasında da çok sayıda Alman subayı Osmanlı ordusunda savaşırken görmekteyiz. I. Dünya Savaşında ise Türk Genelkurmayı’nın neredeyse her kademesinde Almanlarla karşılaşıyoruz.

Birinci Dünya Savaşı’nda birçok Türk subayının Almanlarla anlaşamadığını görüyoruz. Bu subayların başında Atatürk gelmekte. Almanların kazara savaştan yengiyle çıkması durumunda Türk-Alman çatışmasının kaçınılmazlığından söz etmekte.

1917’de Rusya’da Bolşevik devrimi oldu ve Sovyet yöneticileri savaştan çekildi. 5 Aralık 1917’de Osmanlı ile Bolşevikler arasında Erzincan Ateşkes Anlaşması imzalanarak doğu cephesinde savaş bitti. Ancak Güney Kafkasya’daki bazı güçler bu anlaşmayı tanımadı. Trans Kafkasya yönetimi Osmanlı’ya savaş ilan etti.

Almanların asıl amacı, Bakü petrollerini ele geçirmekti. Bu nedenle Güney Kafkasya’nın Türklerin eline geçmesine karşıydılar. Bu bölgeye asker sevk ettiler. 10 Haziran 1918’de Vehip Paşa komutasındaki 9. Kafkas Tümeni, Almanlarla karşılaştı. Çıkan çatışmada çok sayıda Alman askeri tutsak edildi.

Kafkas Ordusu Kumandanı Nuri Paşa, 15 Haziran 1918’de Türk askerlerinin pusuya düşürülerek 200 yakın şehit verilmesinden Almanları sorumlu tuttu. Atatürk, Almanlar konusundaki öngörüsünde de haklı çıktı.

Birinci Dünya Savaşı sona erer. Alman subaylarının ülkelerine dönme zamanı gelir. “Osmanlı yönetimi müttefiklerinin çıkarını bu çok kötü anda bile düşünürken aynı hassasiyeti von Seeckt [Dönemin Osmanlı Genelkurmay Birinci Başkanlığı görevinde-AH] ve Alman karargâhı subayları göstermeyecekti. Mütarekenin imzalanması sonrasında İstanbul’daki panik ve kaos büyümüştü. Enver Paşa ve İttihatçı liderler mütareke sonrasında da siyasette etkisini devam ettirmek için kaçış öncesinde yeni bir parti kurmakla yetinmeyip gizli bir teşkilatlanmaya gittiler. Bu esnada von Seeckt İstanbul’daki Alman subaylar gidiş Hazırlıklarına başlamıştı. Mütarekeye göre von Seeckt’in görevlendirilmesi 1 Kasım’da sona ermişti. Bu tarih itibarıyla bütün görev ve sorumluluklarını bu arada evrakı teslim etmek yükümlüğü altındaydı. Bu ateşkes hükmünü dikkate almadığı gibi 31 Ekim tarihli Genelkurmay’ın bütün evrakını Merkez Şube’ye veya başyavere devredilmesini emreden Harbiye Nezareti yazısına da aldırış etmedi. Alman yaveri Binbaşı Rohrscheidt’a bütün evrak sandıklarını kendilerini Odessa’ya götürecek gemiye nakletmesi emrini verdi. (Binbaşı Abdürrauf’un Harp Günlükleri Osmanlı Genelkurmayı’nda Alman Komutanların Emrinde, Abdürrauf Bey, Hazırlayan: Prof. Dr. Mesut Uyar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, I. Baskı: Haziran 2022, İstanbul, s.152-153)” Görüldüğü gibi cephe arkadaşlığı yaptığımız Alman subaylar, resmi evrakları kendi ülkelerine kaçırma peşindeler. Oysa bu evraklar Osmanlıya aitti.

Binbaşı Abdürrauf Bey, evrakların 2 Kasım 1918’de taşınması sırasında engel olmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. 3 Kasım sabahı evraklar Alman gemisine yüklendi. Abdürrauf Bey’in girişimleri iki gün sonra sonuç verdi ve Osmanlı Genelkurmay’ı harekete geçti. Ne yazık ki evraklar çoktan girmiş ve iş işten geçmişti. Kaçırılan evrakların sonunun ne olduğu belli değil. Bu konuda türlü söylentiler var.

“Peki bu gizli arşivin içinde ne tip belgeler ve bilgiler vardı? Abdürrauf Bey’in raporu bize genel bir fikir vermektedir. O, özellikle Süveyş Kanalı harekâtı, Filistin, Galiçya ve Bulgaristan cepheleriyle deniz harekâtı belgeleri ve Bakü, Kırım ve benzeri konularla ilgili özel dosyaların bulunduğundan bahsetmiştir. Abdürrauf Bey’in verdiği bilgiye ilave olarak şu an askeri arşivlerde Dünya Savaşı’nın önemli seferberlik, yığınak ve harekât planlarının Genelkurmay nüshaları, hazırlık çalışmaları, toplantı tutanakları ve bunlarla ilgili diğer dosyaların bulunmadığını biliyoruz. (Aynı yapıt, s. 157)”

Almanların Türk Genelkurmay’ının arşivini kaçırmalarında iyi niyet aramak olanaksız. Bunun art niyetli bir girişim olduğu çok açık… Demek ki emperyalist devlerle işbirliği yaparken bin kez düşünmek gerek. Hele onları devlet örgütü içine sokarken, karar verici orunlarda söz sahibi yaparken on bin kez düşünmeli. Bu olaydan ülkemiz yöneticileri gerekli dersleri almışlar mıdır acaba? Hiç sanmıyorum. Benzer yanlışların Atlantik sürecine girdiğimiz günden başlayarak yapıldığını üzülerek görmekteyiz.

Emperyalizm, kendi çıkarları için işbirliği yapar diğer ülkelerle. Kısacası, kendi egemenlik alanını büyütmek için geri kalmış ülkeleri kullanır. Bu gerçeği iyi gören Atatürk: “Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir” sözüyle bizlere yol göstermekte. Ne yazık ki birçok siyasetçimiz ABD’den, onun güvenlik örgütü NATO’dan medet ummakta. Bazıları ise bu emperyalist saldırgan örgütün savunucusu olmakta gönüllü olarak. Delinin bile düştüğü çukura iki kez düşmeyeceğini söyleyelim. İkinci kez çukura düşenlere Allah akıl fikir versin.

Adil Hacıömeroğlu

Inal

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP