12.1 C
Berlin
08:21 - 21/09/2020
Almanya Haber – Berlin Haberler – Son Dakika Avrupa Haberleri
ABD Ankara AVRUPA Bulgaristan GÜNCEL İspanya İsrail İtalya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti POLİTİKA Romanya Rusya Suriye TÜRKİYE Ukrayna Yunanistan

5 Soruda Doğu Akdeniz’deki Gerilimin Nedenleri?

5 Soruda Doğu Akdeniz’deki Gerilimin Nedenleri?

ANKARA — 

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’in doğal kaynaklarındaki hak iddiasını sahada sismik araştırmalarla sürdürmesi başta Yunanistan olmak üzere bölge ülkelerinin tepkisini çekiyor. Gelişmeleri uzun yıllardır yakından izleyen enerji uzmanı Necdet Pamir’e göre, NAVTEX (seyrüsefer bildirimi) ilanları Akdeniz’deki kıyıları düşünüldüğünde Türkiye’nin en doğal hakkı, Yunanistan’ın çıkışları ise aşırı iddialar içeriyor.

Türkiye, Kıbrıs’ın kıta sahanlığındaki ve Akdeniz’deki doğal kaynaklar konusunda sadece Rum kesiminin hak iddia edemeyeceği görüşünü koruyor. Türkiye, Kıbrıs’ın kuzeyinde son yıllarda yürüttüğü sismik araştırma çalışmalarını Libya ile de işbirliğine giderek Akdeniz’de arama yapma hakkına dönüştürdü.

Türkiye, bu çerçevede Libya’da Birleşmiş Milletler’in kabul ettiği hükümet arasında 27 Kasım 2019’da “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” ve “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Anlaşması” imzalamıştı.

Türkiye’de CHP başta olmak üzere muhalefet, Türkiye ve KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki yetki alanını karşı kıyıdaki Libya’yla birlikte tescil etme girişimine destek vermiş; deniz yetki alanlarıyla ilgili anlaşma, TBMM’de 5 Aralık 2019’da HDP dışındaki tüm partilerce verilen destekle yasalaşmıştı.

Türkiye’nin Libya’yla yaptığı anlaşmanın ardından Yunanistan da, Mısır’la uzun zamandır yürüttüğü işbirliği arayışını anlaşmaya dönüştürdü. Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri tarafından 6 Ağustos’ta Kahire’de Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge anlaşması imzalandı. Türk Dışişleri Bakanlığı ise, yaptığı yazılı açıklamada “Bugün imzalandığı açıklanan sözde deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması, Türkiye için yok hükmündedir. Bu anlayışımız sahada ve masada ortaya konacaktır” görüşünü savundu. Bunun ardından Türkiye, Doğu Akdeniz’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın sahaya gönderdiği Oruç Reis Gemisi dolayısıyla peş peşe NAVTEX’ler ilan etti.

Peki, Doğu Akdeniz’de Yunanistan ile Türkiye arasında gerilime yol açan süreç ne anlama geliyor? Doğu Akdeniz’de yaşananları VOA Türkçe’ye, Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi kıdemli öğretim görevlisi ve aynı zamanda TMMOB Petrol Mühendisleri Odası Eski Başkanı Nedcet Pamir değerlendirdi.

“NAVTEX bağlayıcıdır, sivilleri de kapsayan askeri uyarıdır”

VOA: NAVTEX nedir ve bir ülke ilan edildiğinde uluslararası hukukta sonuçları nedir?

Pamir: NAVTEX, İngilizce Navigational Telex’in kısaltılmış hali. Belli bir alana, ister münhasır ekonomik bölge deyin ister kıta sahanlığı, ister kara suları deyin belli bir alana hakim olan bir devletin — bizde özellikle Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın ilgili daire başkanlığınca Deniz Seyir ve Oşinografi Dairesi tarafından ilan edilen — tüm askeri ve sivil tüm gemileri kapsayıcı olan uyarılardır diyebiliriz. Bunların sadece bizim gündemimizde olan hidrokarbon aramalarına ilişkin olması gerekmiyor, aynı zamanda meteorolojiyle ilgili, herhangi bir güvenlikle ilgili olabilir ya da askeri tatbikatlarla ilgili olabilir. Tüm bu konularda sivil ve askeri gemilere olabilecek gelişmeleri bildiren dolayısıyla onların emniyet içerisinde seyretmesini sağlamasına çalışan bir sistemdir. Bu tabii ki de bağlayıcıdır dolayısıyla Türkiye’nin ilan ettiği NAVTEX’te önceki NAVTEX’te hükümran bir ülke olarak diğer ülkelere de bağlayıcıdır. Onlar için yapılmış bir uyarıdır.

“Mısır anlaşmasıyla Yunanistan Meis Adası iddiasından vazgeçti”

VOA: Doğu Akdeniz’de Libya-Türkiye anlaşmasının ardından Mısır’la Yunanistan arasında varılan anlaşma ne anlama geliyor?

Pamir: Biz yarı kapalı bir denizden söz ediyoruz. Doğu Akdeniz’de birden fazla kıyıdaş ülke var. Türkiye ile başlayacak olursak saatin ters istikametinde Suriye bunun hemen altında Lübnan, İsrail, Mısır daha önce gündemde olmayan Libya. Yeterince gündemde olmayan derken genelde haritalara sanki iki boyutluymuş gibi bir dikdörtgen gibi bakarak, kıyıdaş ülkelerin karşılıklı birbirleriyle kıyılarına bakarak genel olarak, adalarla ilgili sorunları yoksa ortadan geçen bir hat üzerinden bunların paylaşımı yapılır. Gerek kıta sahanlığı gerek münhasır ekonomik bölge konusunda… Fakat Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda uzun süredir devam eden çalışmalar var. Dünya da yuvarlak daha doğrusu geoid diyebileceğimiz şekilde olduğundan bu eğim, yuvarlak dikkate alınarak Libya ile Türkiye’nin karşılıklı kıyısı olduğundan hareketle Kasım 2019’da Türkiye ile Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması imzalandı. Deniz Yetki Alanları sözcüğü hem kıta sahanlığını hem de münhasır ekonomik bölge hem de kıta sahanlığını daha kapsayıcı bir terim olduğu için o doğru terimi kullanmak yerinde olur. Çünkü kıta sahanlığı ile münhasır ekonomik bölge arasında deniz suyu, deniz kolonu ve bunun içindeki zenginlikler de iki ayrı konu olduğu için belli farklılıklar var. Onun için ikisini de kapsayan bir anlaşma imzalandı. En önemli sonucu Doğu Akdeniz’de kıyısı olmayan ama maksimalist iddialarla Türkiye’nin kıta sahanlığının olası münhasır ekonomik bölgesine tecavüz eden Yunanistan’ın belli emellerinin önü kesilmiş oldu. Bu anlaşmayla BM’nin yasal olarak kabul ettiği Ulusal Mutabakat Hükümeti’yle Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanması ve parlamentomuzdan geçmesi gerçekten hiçbir şey olmasa psikolojik bir üstünlük sağladı Türkiye’ye. Yıllardan beri Mısır’la Yunanistan arasında bu görüşmeler sürüyor. Yunanistan çok çok uzak bu coğrafyaya. Ama adalar üzerinden maksimalist iddialarda bulunuyor. Yunanistan bir mevzi kazanabilmek için ya da kaybettiği mevziyi yeniden kazanabilmek için en azından iç politikada yedirebilmek için çok acele bir teşebbüse geçti. Nitekim, ilgili bakan tarafından ABD ile yaptığı bazı görüşmelerden sonra bu anlaşmanın şekle şemale bürünmüş olması da bunun göstergesi. Nitekim, Yunanistan bu anlaşmayı imzalarken özellikle Meis Adası’ndaki — ki Türkiye’ye iki kilometre mesafede — iddialarından da fiili olarak vazgeçmiş oluyor. Yani çizilen sınır dikkate alındığında… Yunan gazetelerinde yayınlanan haritalara dayanarak bunu söylüyoruz, onu da göreceğiz anlaşmayı ama Yunanistan, daha önce İtalya ile de böyle acele içinde anlaşma imzalamıştı orada da görüyoruz ki, adalara münhasır ekonomik bölge tanınacağı iddialarından vazgeçmiş, geri adım atmış oldu. Bu hukuki anlaşmalar ileride bir kez daha gündeme geldiğinde tamamen Yunanistan’ın aleyhine somut bir veri olarak ortaya çıkacaktır.

“Yunanistan’ın adalar nedeniyle Türkiye’nin haklarını engellemesi mümkün değil”

VOA: Türkiye ile Yunanistan arasındaki durumu nasıl yorumluyorsunuz, kim hangi açıdan haklı veya haksız?

Pamir: Doğu Akdeniz’in bir kıyıdaş devleti değil Yunanistan. İşte Girit gibi, işte Katellerizon — bizim Meis Adası dediğimiz – adası üzerinden düşünün ki Türkiye’ye iki kilometre mesafede Meis Adası, 500 küsur kilometre Yunanistan’a mesafesi var. Bu ada üzerinden Yunanistan, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge tanıyarak hak iddia ediyor. Yani, adanın kendi alanından binlerce kez fazla münhasır ekonomik bölge hak iddia ediyor. İşte, Girit ve diğer adalar üzerinden de aynı şeyi yapıyor. Bu kesinlikle kabul edilemez Uluslararası Adalet Divanı ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre dava konusu olan bir çok örnek var. Türkiye gibi 1800 km kıyı şeridi olan Doğu Akdeniz’e bakan bir devletin anakarasının önünde bizim deniz mili 370 km bir hakkımız var münhasır ekonomik bölge olarak. Bunun önünü kesmesi mümkün değil. 500 km ötedeki ana kara bir Yunanistan, bizim iki km uzaklıktaki bir ada üzerinden bir takım teoriler geliştirmeye çalışıyor, maksimalist dediğimiz budur, kesinlikle böylesi bir durumda bu tür adalara ya hiç münhasır ekonomik bölge unvanı verilmiyor ya da çok sınırlı münhasır ekonomik bölge veriliyor. İspanya, Fas’ın hemen dibinde olan bu adalar için hiçbir şekilde münhasır ekonomik bölge talebinde bile bulunamıyor. AB gereksiz yere burnunu soktuğu için bu işlere sanki çok yetkili bir kurummuş gibi, hani bunun anımsatılmasında yarar var. Dolayısıyla Yunanistan’ın bu konuda haklı hiçbir konum yok. Tamamen ağabeylerini arkalarına alarak çocuk gibi de ağlayarak sürekli şikayet halinde. Uluslararası hukuka göre hak ettikleri hiçbir şey yok Doğu Akdeniz coğrafyası içerisinde.

“Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin hamleleriyle süreç tırmanmaya başladı”

VOA: Doğu Akdeniz’deki gerilim sizce neden tırmanıyor ve nereye varacak?

Pamir: Bu işin tırmanmasının temel nedeni özellikle son yıllarda değerli doğalgaz rezervlerinin keşfedilmiş olması bu coğrafyada. 1970’lerden beri örneğin İsrail, karada ve deniz alanında aramalar yapıyor. Fakat en son 2010 yılından itibaren Leviathan ve Tamar gibi görece büyük sahaların keşfedilmesinin ardından bölgeye olan ilgi özellikle büyük şirketlerin ilgisi arttı. İsrail’de olan bir takım şirketler Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin 2003 yılından itibaren münhasır ekonomik bölgesi anlaşmaları imzalamaları ama özellikle 2007’den sonra Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin sanki adanın tek başına sahibiymişçesine uluslararası ihalelere çıkmaları — 2007, 2013 ve 2016’da üç ayrı uluslararası ihaleye çıktılar. İşte NOBEL gibi DELEC gibi British Gas gibi şirketler geldiler bu coğrafyaya. Buna paralel olarak Doğu Akdeniz’deki basen yani petrol ya da doğalgaz içermesi ihtimali bulunan yapılar bunlar, Nil Deltası baseninde özellikle bir çok keşif oldu ama bunları içinde Zor sahası keşfi öne çıktı. 1 trilyon metreküpe yakın bir keşif söz konusu tüm İsrail denziel alanında… Sadece Zor sahası Mısır’ın 850 milyar metreküp. Türkiye büyük bir tüketici mesela yılda tükettiği rakama bakarsanız en çok 50-52 milyar metreküp civarında gaz tüketmiş yılda. Bütün bunlara paralel olarak da tabii hem ekonomik anlamda hem de güvenlik anlamında bütün aktörler bu bölgeyle daha fazla ilgilenmeye başladı. Tabii Rum tarafı bunları sadece ekonomik değil aynı zamanda siyasi kart olarak yani sopa-havuç politikasına bir altlık yapıyor kendi aklınca. Hem bu şirketleri çağırıyor, hem rakamları abartıyor –o şirketlerin arkalarındaki devletler de zaten arkalarında. Müşteri kızıştırıyor, yenilerini davet ediyor. Böylesi bir oyun var açıkçası. Hem KKTC hem de Türkiye bu hukuksuz uygulamalara karşı gereken çıkışları başından beri yapıyor. Kendi münhasır ekonomik bölgesi ve kıta sahanlığını tanımlayarak buraya girişler olması halinde NAVTEX ilan ediyor, ama onun dışında da KKTC’nin hakkı olan alanlarda bunların hepsini Birleşmiş Milletler’e tescil ettiriyor. Başta belirttiğim BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin emredici hükümlerinden bir tanesi ihtilaflı sularda ki Kıbrıs civarı ihtilaflı sulardır yani burada ilgili tüm taraflar anlaşmaya varmamışlardır münhasır ekonomik bölge konusunda oysa Karadeniz’de Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Rusya, Gürcistan, Türkiye birbirinden çok farklı ülkeler çıkarları çok farklı. Burada anlaşma olmuştur herkes kendine düşen bölgede münhasır ekonomik bölgede faaliyet gösteriyor ama ihtilaflı bölgelerde, 2007, 2013, 2016’da üç tur ihaleye gitmişler, keşif ilan etmişler, (Kıbrıs Rum kesimi) fiili durumu yaratıyor ondan sonra da ‘Türkiye’nin eylemleri hukuksuzdur’ durun bakalım bu kabul edilecek bir şey değildir.

“Ezberleri bozacak, Avrupa’ya yarayacak bir doğal kaynak rezervi söz konusu değil”

VOA: Doğu Akdeniz’de bu gerilime değer doğal kaynaklar söz konusu mu, nedir mevzu bahis olan?

Pamir: Petrol ve doğalgaz aramacılığında belli tabirler var. Bunlardan bir tanesi tahmini rezerv. Tahmini rezerv derken bazı jeolojik ve jeofizik etüdlerin akabinde çevrede yapılmış bir takım keşifler ve üretimle ilgili olarak belli alanlara yönelik belli varsayımlarda bulunursunuz. Leviathan sahalardan biri Levant Baseni ve Mısır Deltası Basenlerini toplamı olarak Amerika’daki saygın bir jeolojik etütler kuruluşu United States Geological Survey bu dediğim çerçevelerde yaptığı çalışmalarda toplamda 10 trilyon metreküplük tahmini bir rezervden bahsediyor….Peki, 10 trilyon metreküp rezerv nedir dediğiniz zaman dünyada ispatlanmış doğalgaz rezervleriyaklaşık 200 trilyon metreküp, dünyaya oranladığınızda bu rakam — yani 10 trilyon metreküp — bunun yüzde beşi kadar. Bölge için önemli ama dünyanın dengelerini değiştirecek bir boyutta değil. Rusya’da ve 38 trilyon metreküplük bir rezerv söz konusu. Bunlarla da kıyasladığınızda yine önemli ama bütün ezberleri bozacak, bir başına Avrupa’nın kaynak çeşitlendirmesine yardımcı olacak bir miktardan söz etmiyoruz.

Amerika’nın Sesi tarafından geçilen tüm haberlerde ha-ber.com editörlerinin hiçbir editoryal müdahalesi yoktur. Haberler web sayfamızda otomatik olarak haber sitelerinden geldiği şekliyle yer almaktadır. Bu alanda yer alan haberlerin hepsinin hukuki muhatabı haberi geçen web siteleri ve ajanslardır.

İlgili haberler

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çerezler (cookie), ha-ber.com web sitesini daha etkin bir şekilde kullanmanızı sağlamaktadır. Anladım daha fazla