YUMURTA YAHNİSİ

18.04.2021 19:47

Şu salgın döneminde, bir yandan endişe, bir yandan olan bitenler, bir yandan da sürekli evde kapalı olmak, hepimizin psikolojisini bir hayli bozdu malumunuz.

Çıkıp gönlünüzce alışveriş yapamıyor, en yakın marketten bulabildiğinizi alabiliyorsunuz ancak. Pazara gidip de göre göre, seçe seçe canınızın istediğini alıp pişirerek yiyemiyorsunuz. Dolayısıyla da kısıtlı oluyor yapabileceğiniz yemekler. Hele bir de yalnız yaşıyorsanız, zaten tek başına yemenin yarattığı iştahsızlıkla, iştahınız daha da azalıyor. Yarım kilo bir sebzeden yaptığınız bir yemeği günlerce yemek durumunda kalıyorsunuz. Aynı yemeği yemekten bıkarken, bir yandan da, onu da bulamayan, alıp da yiyemeyenleri düşünüyor, sızlanmaktan vazgeçiyor, yanı sıra da üzülüp iyice iştahtan kesiliyorsunuz…

Bir yandan bulabildiklerinize şükrederken, diğer yandan da, farklı ne pişirebilir de, zevkle yiyebilirim düşüncesine bürünüyorsunuz…

Yine öylesi günlerden birini yaşamaktaydım bugün, çok sevdiğim ama dört gündür yemekten usanıp soğuduğum yemek nihayet dün akşam bitmişti. Yine aldı beni bir düşünce, 2 gün sokağa çıkmamız da tümden yasak. Evde olanlarla ne yapabilirim ama onları da yakın zamanda yedim, canım hiçbirini istemiyor…

Düşün düşün… Aklıma çocukluğumdan bu yana hiç yemediğim, babaannemin yaptığı o lezzetli ve bayılarak yediğim yumurta yahnisi geldi. Mal bulmuş gibi sevindim. Öyle ya yıllardır yememiş, üstelik o lezzeti çok da özlemişim… Bu akşam kim bilir ne hazla yiyecek ve doyacaktım. Çünkü insan severek yemediği yemekle doymuyor da. Zaten sebze sevmem, sürekli et yemek de sağlıklı değil, et dışında hiçbir yemeği severek ve doyarak yiyemiyorum ama mutlaka ve sıklıkla da sebze yemem gerek…

Babaannem, bu yahniyi mangalda, yani kömür ateşinde yapardı. “Lezzeti öyle çıkar” derdi. Çok miktarda soğanı dilim dilim doğrar, bakır sahanda, çok uzun süre kavururdu. “Babaanne, neden kendine bu kadar eziyet ediyorsun, koy ocağa, beş dakikada kavur, bu ne böyle saatlerce uğraşıyorsun” derdik. “Ocakta beş dakikada olan, bu lezzette olmaz” derdi ve ardından anlatırdı: Eskiden saraylara aşçı alınacağı zaman sınavları yumurta yahnisi yapmaktı. Soğanı mum ışığında ne kadar uzun sürede kavurursa, o denli başarılı olurdu aşçılar, en uzun sürede kavuran, en lezzetlisini yapmış olur ve sınavı kazanırdı. Kavrulan soğanların üzerine de, yumurtalar dikkatle kırılır, beyazı pişene kadar takip edilir, sarısının ise, katılaşmasına izin verilmediği gibi, çok da cıvık olmamasına dikkat edilirdi, ekmeği banacak kıvamda olacak yani ama tamamıyla değil, yarı yarıya. Üzerine de tuz, arzuya göre, karabiber, kırmızıbiber, pul biber, kekik, kurutulmuş kereviz yaprağı tozu… Deneye deneye, kendi ağız tadına hangisinin daha uygun olacağını da kendin bulacaksın derdi.

Anlattığı tarif üzere yaptım ama mangal ve kömür ateşinde olmadığı gibi, bakır sahanda da değil tabii. Ocak üzerinde ve teflon sahanda. Soğanları da çok kısık ateşte uzun süre kavurdum, yumurtaları tarifince olsun diyerek başında nöbet tutarak pişirdim ki hiç değilse, o tada yakın bir tat elde edebileyim.

Ama nafile… Gerçekten de ona esas tadı veren, kömür ateşi ve bakır sahanmış. Belki de, kullanılan malzemelerin o günkü nitelikte olmadığındandı, malûm her gıdanın niteliği bozuldu, dolayısıyla o eski lezzeti ve tadı da kalmadı. Her konuda olduğu gibi, yemek konusunda da ağzımızda tat bırakmadılar çünkü…

Belki de çocuklukta her şey daha güzel geliyordu insana. Belki o zamanki tatlar daha güzeldi, belki de bir masa etrafında, aile bireyleriyle birlikte yiyor olmanın tadı yansıyordu yemeklere de… Kim bilir hangisi, denemek de mümkün değil artık, o aile bireylerinin neredeyse hiçbiri kalmadı hayatta, kalanlarla bir araya gelmeye de salgın izin vermiyor…

Gerçi pek fena da olmamış, epeyce benzemiş. Birebir aynı tat olmasa da hiçbir açıdan, yine de o günlere, çocukluğuma götürmesinin hayaliyle, kısmen de olsa, zevkle yiyebildim diyebilirim…

Sabah kahvaltısı için de, yumurta dolması yapardı rahmetli. O da yıllardır yapıp yemediklerimden, bir sabah onu da yapmalıyım… Gerçi yumurta fiyatları da her gıda maddesi gibi ve her Ramazanda kuralmış gibi aldı başını gidiyor, zam üstüne zam… Ama nihayeti bir tane yapacağım… Bakalım onda o tadı birebir bulabilecek miyim? Çünkü hem peynirler eski peynirler gibi değil, hem de, tavuklar suni ve GDO’lu yemlerle beslendiğinden, organiklikleri de sadece etiketlerindeki yazıdan ibaret!

Çok şükür büyük ölçüde benzerliğiyle verdiği lezzet yanı sıra, karnım da doydu ve yemek bitiminde de aklıma ihtiyaç sahiplerine dağıtılan birer çuval soğan geldi. Hiç değilse, bol bol yumurta yahnisi yaparlar demeye kalmadan, aklıma yumurta fiyatları geldi. O soğanların kavrulabilmesi için gereken ama zam üstüne zam gelen sıvı yağların fiyatları geldi… Yine üzüldüm, yine kahroldum, yine doyduğumdan utandım… İş sadece birer çuval soğan ve patatesle de bitmiyordu ki!..

Dert çok ülkede, göz göre göre doymak mümkün değil, ne kadar yazarsanız yazın, bitecek gibi de değil…. En iyisi, Allah alamayanların, asgari ücretlinin, işsiz kalanların, iş bulamayanların, bir ekmeğe muhtaç edilenlerin yardımcısı olsun duasıyla bitireyim yazımı…

Tüm ibadetlerinizin kabul olması dileğiyle, hepinize hayırlı Ramazanlar dilerim efendim.

Selam ve saygımla…

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları