YOL…

17.06.2022 13:05

Bazen bir arabanın direksiyonuna geçip, uzun bir yolculuğa çıkmak; hatta gittiğiniz yerden dönmemek üzere her şeyden uzaklaşmak istersiniz.

Bazen bir yelkenlinin güvertesinde bilmediğiniz denizlere doğru yelken açmak, daha önce ayak değmemiş kıyıları keşfetmek, ıssız bir adada Robenson olmak istersiniz.

Bazen yolunuz karanlık bir ormanın kıyısına düşer. Yürümek, ortasında su perilerinin dans ettiği bir gölü, tek gözlü cadının yaşadığı çikolata evi, kurşun asker hikayesindeki prensesi bulmak istersiniz.

Tek yapamadığınız şey uçmayı becerememek veya uçmaktan korkmak olduğu için Kaf dağının ardını keşfedemezsiniz.

Bütün bunlar masalsı isteklerdir ve asla gerçekleşmez. Çünkü insan gittiği her yere, neden kaçmak istiyorsa onları da beraberinde götürür.  Uzun süreli yolculuklarda çevrenizdeki ağaçlar, dağlar, geçtiğiniz şehirler, denizin doğuşu ve batışı, ay ışıklarının suların üzerinde oynaşan yakamozları, bazen eski bir kentin sokaklarında dolaşırken pencereden gelen yemek kokusu, ıslanmış bir odunun dumanı, yağmurun toprakla ilk buluşmasındaki ıslaklık sizi hemen geçmişe götürür.

Özlemeden sevmesini öğrenmek bazen bir ömür sürer.

Bencillik ve egoizm, öğrenilen bir davranış biçimidir. Çekilen acıların, açlıkların, yoklukların, yok sayılmanın, hakkı olanı alamamanın, hak edene kavuşamamanın bir öğretisidir.

***

Yol; insanın kendi seçtiği, koşullarını kabullendiği, zorluklarına katlandığı bir tercihtir. Her yol güzel, kolay ve sonuçta mükâfatı olan yol değildir. Zor yolun etrafında yaşayanlar, o yolu kullananlar mevcuda alıştıkları için şikayetçi olmadıkları gibi, başka bir yere gittiklerinde kendi köylerinin yolunu, çamurunu, kokusunu, kışın buzunu, baharın çimenini özlerler.

Pencereyi açıp bir dışarı bakın bakalım… Göreceğiniz manzarayı farklı algılayın. Damları saymaya çalışın. Ne kadar çok değil mi? Bir de o damların altında barınan, her öğün karnını doyurmaya çalışan, çocuk büyüten, ya da okuyan, geçerli bir iş sahibi olmak için çabalayan öğrencileri hayal edin…

Acaba o evlerde hangi hastalıklara, yokluklara, acılara  gark olmuş, ya da sevinçler yaşayanlar olduğunu düşünün. Acaba yüzde kaçı mutlu? Kaç tanesi bu akşam aç yatacak? Sabahı umutla bekleyen acaba kaç kişi var?

Dünyanın neresine giderseniz gidin, hep ayni sonuçlar ile karşılaşırsınız. Uzak Doğu’da çöpten evlerde, çöpten sokaklarda yaşayanların da sizinkilere benzer dertleri olduğunu fark edersiniz.  Mutlu ve müreffeh olarak kabul ettiğiniz ülkelerde belki insanların karnı toktur ama, gidecekleri bir yolları olmadığından yaşamın tadını özümseyemeden yaşıyor olabileceklerini düşündünüz mü?

Mutluluk, sevgi, saygı, yardımlaşma, birbirine değer verme, dertlerini paylaşma gibi kavramlar para ve pul ile, mal ve mülk ile bağlantılı değildir. Şişkin cüzdanlarına, pahalı mücevherlerine rağmen mutsuzluğun pençesinde olan, herkese korkarak bakan, kendini yalnızlığa mahkûm etmiş, kimseye güvenmeyen o kadar çok insan görürsünüz ki şaşırırsınız.

***

Seçtiğiniz yol sizi bir dağ başına da götürse, deniz kıyısına da ulaştırsa önemli olan o yolda yürüdüğünüz sürece gördüklerinizden aldığınız dersler, mutluluklar, sevgi kıvılcımları, yardımlaşmalar önemlidir.

Yaşadığımız her gün, attığımız her adım, kat ettiğimiz her mesafe bizim ruhumuzu özgürleştirir. Düşünce evrenimizi zenginleştirir. Yaradan’a güvenmeyi, geçmişi sorgulamak yerine önümüze bakmayı, geleceği güzelleştirmeyi sağlar.

En hızlı uçakla dünyanın ötesine kaçsanız bile, düşünceleriniz sizden hızlıdır. Oralara da yetişir, dert ve tasalarınızı getirir.

Oturun oturduğunuz yerde… Dünyanın hiçbir yeri ülkenizden daha güzel ve yaşanılası değildir. Önemli olan ülkenizi sevmek, onun değerlerini korumak ve geleceğe hizmet etmektir.

 

 

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları