YAŞAMA TUTUNMAK…

13.01.2023 11:52

İnsanoğlu bir taraftan uzayın derinliklerine gitmek için çaba harcarken, bir yandan da birbirleri ile savaşma, harp sanayiini geliştirme derdinde… Oysa yeni umutlar yeşertmek için dünyada zaten yeterince dert var iken, birbirini öldürmek gibi ilkel tercihlerin oyuncaklarını geliştirmeye çalışmak hiç te mantık alır işler değil.

Zaten hızla geçen yaşam diliminde sonu erkene alma çabası son derece anlamsız. Oysa yaşarken fethedilecek o kadar çok güzellik var ki!

Zaten yaşamak için ister istemez bir savaş veriyoruz. Akşam eve ekmek götürme savaşı bunların başında geliyor. Bu sabah her zaman aldığımız içme  suyunun damacanasına 8 lira zam geldiğini öğrenince kendi kendime, “Allah’ın suyuna bile zam yaptılar ya, pes…” dedim. Sanki suyun kimyasına müdahale edip katkı sunmuşlar… On sekiz litrelik suya nasıl 48 lira ödenir anlamıyorum. Üretim yok, emek yok, gübre yok…

Gel de köylünün emeğine değer biç.

Bazı büyük kentlerde maalesef musluktan akan suyu içmek veya yemeklerde, Çay’da, kullanmak iyice imkansız hale geldi. Sadece temizlik için kullanıyoruz.

***

İnsanoğlu üzerinde yaşadığı dünyayı kemiren bir fareye döndü. Kendi öz kaynaklarını tüketiyor. Hem de hiç düşünmeden ve tedbir almadan…  Bizden önce dünyayı terk etmiş olanlar bu günleri görmedikleri için oldukça şanslılar… Ancak hiçbir şeyi umursamayan, gelecek kaygısı duymayan, bir gün pek çok gerçek ile yüzleşmek zorunda kalan genç nesil ne yapacak? Oldukça düşündürücü… Haydi bir geldik geçiyoruz. Şurada üç günlük ömrümüzü hoş etmeye, bilgimizi paylaşmaya, deneyimlerimizi ardımızdan gelenlere sunmaya çalışıyoruz. Ne kadar başarılı olacağımızı Allah bilir…

Geçen hafta yazdığım kitaplar üzerine yazımı oldukça karamsar bulanlar olmuş. Kitapların devrinin geçtiğini, benim de bayağı eskide kaldığımı belirtiyorlar. Evde okunmuş kitapların çöp yığını olmaktan öteye gitmediğini, her şeye sanal ortamdan rahatlıkla ulaşabileceğimizi yazmışlar.

Varol’sun, sağ olsunlar. Okuyorlar ki, yazıyorlar… Ya bir de okumasalar? Yazdığımız şeyler boşa gidiyor diye üzülürdüm. Birde yıllarca hizmet ettiğim halde uzaklaştığım izcilik uğraşı ile ilgili eleştiriler alıyorum. Bu başlı başına bir yazı konusu olduğu için nedenlerinin bende mahfuz kalması gerektiği düşüncesindeyim.

***

Yaşama tutunmak kolay bir iş değil. Hele yeni bir yaşam kuruyorsanız, çok fazla beklentileriniz yoksa, olanla yetinmek gibi bir yolu tercih etmişseniz daha da zor.  Elimdekiler ile yetineceğim der iken, yeni taleplerin oluşması kaçınılmaz oluyor. Özellikle bu güne kadar insanlara yönelik yaptığınız hizmetlerden her hangi bir ücret talep etmemeniz, kuru bir teşekkürden başka beklentinizin olmaması, bazen onunda esirgenmesi ister-istemez bir isteksizlik ve bıkkınlık yaratıyor elbette…

Bizim gibi yazın hayatından para kazanmayı beklemeyenlerin en önemli beklentisi önemli günlerde hatırlanmak, aranmak, çam sakızı çoban armağanı bir kutu şeker ile ağzınızı tatlandıracak düşünceye sahip insanlar ile beraber olmaktır.

Ancak yaşama tutunmak bazen hatırlanmak ile mümkündür.

Unutanlara ve unutulanlara küçük bir sitem göndermenin zararı olmasa gerek.

***

Yollarda, çarşı pazarda, berberde, manavda insanların yorgun yüzlerine şahit oluyorum. Yüzü gülen kimse yok. Ne E-ye-te, ne He-ye-te kar etmemiş. Türkçede çok kullanılan bir deyimde olduğu gibi herkes “koca olsun, bu gece olsun” telaşında… Sabahı nasıl çıkaracağı, beslenme çantasına ne zaman iki yumurta koyacağının derdine düşmüş. Bazen kendimi kapana kısılmış, ne kadar koşarsam koşayım dönen dolapta koşturan, ancak bir yere varması mümkün olmayan kobaylara benzetiyorum.

Her şey bizim irademiz ve isteğimiz dışında gerçekleşiyor. Bize sadece şükretmemiz söyleniyor.  Bakalım, her zaman ki gibi bekleyip görmek, payımıza düşene razı olmak durumundayız.

Gerçekler başka, beklentiler başka…

Hayaller ise yurt dışında…

 

Taner TÜMERDİRİM

[email protected]

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları