YABANCI OLMAK, ALMANCI OLMAK…

14.11.2021 14:26

Son yıllarda pandemiye rağmen yurt dışına göçme, okuma, çalışma gibi talepler oldukça fazlalaştı.  Görüştüğümüz pek çok aile çocuklarını evlerini satmak bahasına yurt dışında okuyup, Avrupa ülkelerine yerleşmeleri için teşvik ediyorlar.

Kalifiye eleman dediğimiz, yetişmiş iş gücü de Avrupa yollarında…

Özellikle doktor, mühendis, mimar, bilgi işlem operatörü gibi meslek sahipleri ile; maden veya inşaat elemanları Avrupa ülkelerinin ihtiyaç listesinde… Çoluk çocuk sahibi olanlar bile imkan olduğunda aileleri ile bu zorunlu Göç’e katlanıyorlar. Ya da çoluk-çocuk burada, Baba veya Anne tek başına yurt dışında…

Ebeveynler çocukları için “Gitsin de hayatını kurtarsın…” derken, okumakta olan gençler ise “Bunca yıl okuyup, asgari ücretle mi çalışacağım? Mesleğimle ilgili iş güvencem bile yok…” diyorlar.

Çevremizdeki genç neslin adeta boşaldığını, yalnız kaldığımızı hissediyorum.

Bu durumun Türkiye’nin geleceği açısından iyimi yoksa kötümü olacağını zaman gösterecek.

***

Bu gidişlerin dönüşünü yaşayanlarda var elbette…

Memlekette ki evini yapmış, tarlasını bahçesini, tarım aletlerini almış, araba sahibi olmuş ana-babalar vatan hasreti ile yanıp tutuşurken, yurt dışında doğmuş; doğduğu yerin kurallarını ebeveynlerinden daha iyi öğrenmiş, koşullara alışmış olan aradaki nesil geri dönmek istemiyor.

Türkiye’yi sadece ucuz tatil ülkesi olarak değerlendirme peşinde olanlar ise güney illerine geldiklerinde yabancı turist muamelesine maruz kalıyorlar.

Öyle ya, onlar Euro ile ücret aldıkları, Türk parası böylesine değer kaybettiği için Avrupa’nın fakiri, Türkiye’nin zengini oluveriyor. Bu nedenle de gittikleri her yerde fiyatlar yükseliyor.  Bu tür illerde oturan yerli halk pahalılıktan şikayetçi.. Sadece pahalılık değil, kalitesizlik te beraberinde sıkıntı yaratıyor.

Edremit körfezinden itibaren Antalya’ya kadar tüm kıyılarda yer alan bakir alanlar, köyler, buralarda mantar gibi biten yazlıklar genellikle yabancı ülkelerde yaşayan vatandaşlarımıza satılıyor. Yerli halk; bu tür bir istila ’ya hazır olmadığı için evlerini satmak veya yüksek bedellerle kiralamak sureti ile daha yukarıdaki köy evlerine veya başka şehirlere göçüyorlar.

***

Önemli bir sıkıntı var tabii… Bu evleri yapanlar daha çok arsa tapusu veriyorlar. İmar izni olmadığı veya kadastro geçmediği için sağlıklı değil. Genellikle Türkiye de ki kanunları bilmeyenler, satın aldıkları daire veya müşterek yapıların ölene kadar kendilerinin olduğunu zannediyorlar.

Şimdi bir de bilgi paylaşımına açıldığı için sosyal yardımdan faydalanan pek çok Türk ailesi Türkiye de yaptıkları yatırımları saklamak, başkasının üstünde göstermek, kısacası birisine güvenmek zorundalar.

Bunu fırsat bilenler de şimdi farklı dolandırıcılık yöntemleri geliştiriyorlar. Zaman, zaman basında çıkan haberler hoş olmuyor. Atasından kalan toprağına ev yaptırsa bile bir akrabasının üzerine verenler çeşitli sıkıntılara düşüyorlar.

Geldiklerinde ya evi bulamıyorlar, ya da birikmiş bir sürü borç ile karşılaşıyor, hatta çoğu evi yeniden tamir ettirmek zorunda kalıyorlar.

Uzaktan kumanda olunca üç liralık tamir bedeli on üç liraya çıkıveriyor…

Benden size söylemesi…

Türkiye’ye geldiğinizde lütfen “Almancı” olduğunuzu böbürlene, böbürlene anlatmayın. Hava atma devri geçti. Bir şeyi kıyaslamadan ve araştırmadan almayın. Kendi aklınızdan başkasına da güvenmeyin.

Yoksa bütün ümitleriniz, çocuklarınızın geleceği yok olur gider.

Sonda dövünür durursunuz…

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları