VAH ZAVALLI ÇOCUKLARIM…

16.01.2023 14:30

Şimdi düşünüyorum da; Bursa Tophane Meslek Lisesindeki günlerimizde, merhum okul müdürümüz Orhan SAVAŞERİ ile çalışmış olmak bir ayrıcalık imiş. O dönemde  okulda önemli değişikliklere ve ilklere ortak olmuştu.

O yıllarda Sanat okullarından yetişen öğrencilerin sanayi ’de ara eleman olarak biran önce hayata atılacak, donanımlı,  iş güvenliği ve teknik bilgi bakımından iyi yetiştirilmiş olması adeta bir yarış niteliğini taşıyordu. İstanbul Sultanahmet, Maçka Sanat Enstitüsü, Eskişehir Yunus Emre, Ankara Motor sanat, Zonguldak Meslek gibi liselerin başında; izcilik çalışmaları nedeni ile  benimde tanışma şansını bulduğum son derece değerli müdürler vardı. Bursa’da yıllar içinde Orhan Alper’in Hürriyet Meslek Lisesi, Yeniyol’da Veysel Tarakçı’nın başında olduğu Matbaa ve Motor bölümleri bulunan Meslek Lisesi, Organize Sanayi Bölgesinde Selami Şarman’ın Atatürk Endüstri Meslek Lisesi ve Çıraklık okulu Bursa Sanayisine hizmet eden elemanların yetişmesinde önemli rol oynamışlardı.  Onları değerli kılan, müdürlerinin ufuklarının açık olması, gelecekle ilgili öngörülerinin bulunması idi.

Bu işlerin en önemli destekçisi ise Teknik öğretim Genel Müdürlüğü ve Müsteşarlık yapmış eğitimci Abdullah Nişancı’nın başını çektiği,  Bursa’da iş adamı ve Sanayici Kemal Coşkunöz’ün desteklediği,  laboratuvar görevini yaparak ilk uygulamanın yapıldığı Bursalı teknik eğitim kadrosu idi. Bugün çoğu aramızdan ayrılmış olan bu duayenleri rahmet ve özlemle anıyoruz ve arıyoruz.

O yıllarda özellikle müfredatın çok ve değişik programlardan oluşması, her yıl talim terbiyenin yaptığı değişikliklerin kabul edilerek ders kitaplarının baskıya verilmesinin gecikmesi, bir sonraki yıl yine değişiklikler olduğu için basılmış kitapların ıskartaya çıkması büyük sorundu.  Bu nedenle okullarda kullanılan kitaplar “ders notu” olarak ihtiyaç kadar basılırdı.  Bu baskılar okulun güçlendirme vakfı aracılığı ile oluşturulan matbaa veya teknik resim atölyelerinde çoğaltılırdı.  Öğrenciler, kendi kitaplarını kendileri üretirlerdi.

***

Gelelim konumuza…

Sanat okulu öğrencilerinin eski makineler ile okulda eğitim görmeleri, devletin yeni makine alımlarına yetişememesi, günün teknolojisine ulaşmaya el vermiyordu. Bunun yerine Bursa Sanayi bölgesindeki fabrikalarda öğrencilerin yeni makineler ile buluşturulması için “OSANOR” adı verilen Okul-Sanayi işbirliği projesi üniversite ile işbirliği yapılarak o yıllarda gerçekleştirilmiş; Tofaş ve Renault otomobil fabrikaları, bunların yan sanayileri dahil pek çok büyük kuruluş kapılarını staj niteliğindeki bu programlara açmıştı. Bugün bile,  haftanın üç günü öğrencilerin sanayide eğitim görmesi ne kadar yozlaştırılmış olursa olsun işyeri eğitimleri devam etmektedir.

Sonuç olarak bugün tartışılan bu staj ve çıraklık dönemi sigortalılıklarının çarpıcı gerçeğidir.

Hatırlıyorum da o uygulamalarda iş kazaları ön görülerek, öğrencilerin sigorta girişleri yapılmıştı. Bu sigortalar ihtiyarlık değil, kazalara karşı bir tedbir olarak düşünülmüştü.  Son derece de isabetli bir teşhis olduğunu belirtmek lazım.

Sanat okullarına girmek o dönemlerde sınavla yapılırdı. Kaliteli ve işinin ehli meslek öğretmenleri vardı. Şimdi ise Meslek okullarına girişte sınav uygulanamıyor. Çünkü yeterli müracaat yok. Kısacası kimse Sanat okulunda okumak istemiyor. Çünkü çoğu üniversitelere girişte tercih kategorisinde önce  eşit daha sonra Anadolu İmam hatip liselerinden daha sonra gelir oldu.

Kısacası Sanat okullarına müracaat olmayınca pek çoğu İmam Hatip Anadolu lisesi oldu.

***

Tabii, böyle yeni bir düşüncenin yaygınlaşması ilginçti. Daha sonra Fiat’ın Torino’daki tesislerini görmeye ve bilgi alış verişinde bulunmaya giden öğretmenler gördükleri yenilikleri de okullarına taşımışlardı. Ancak bugün her birinin yerinde yeller esiyor.  İş gücü yoğun bölümler öğrenci bulamadı. Bilgisayar gibi bölümler ise her okulda açıldığı için hükmünü yitirdi.

O zamanlar  yapılan sigorta girişleri yaşlılığı içermese bile, öğrencilik yıllarında  o gün sigortalı olan, yağ pas içinde çıraklık, stajyerlik, adına ne derseniz deyin çalıştırılan bu insanların eksik olan emeklilik payını gün sayısını tamamlamak için dışardan ödemelerine izin verilmeli ve haklarının zayi olmasına engel olacak düzenlemeler yapılabilirdi.

EYT mağduriyetini gidermek için gerekli düzenlemeleri yapanların, meslek liselerinde dışarda geçirdikleri, çalışma sürelerinin de bu işlev kapsamında düşünülmesi gerekir.

Yoksa ilerde yapılacak düzenlemelerde biz sadece “Vah  zavallı çocuklarım” demekten kurtulamayız.

Taner TÜMERDİRİM

[email protected]

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları