UTANÇ DUVARI

16.07.2021 21:32

Doğu Almanya ile Batı Almanya’nın birleşmesinden önce iki ülkeyi ayıran duvara utanç duvarı, deniliyordu.

İki Almanya’nın birleşmesinden sonra duvar kalktı. Fakat çok zaman geçmeden yurt içinde görülmez duvar inşa edildi. Türkiye kökenli insanlar önce evlerinde yakılarak, daha sonra vurularak öldürüldü. Doğu Almanya’dan gelenlere iş verildiği için ilk neslin çoğu işini kaybetti.

Batı ile komünist ülkeler arasındaki Demirperde kalktı. İnsanlık gezegenimize barış geldi, düşüncesiyle sevindi. Ama bu sevinç uzun sürmedi.

Silah ve savaş makineleri satan tüccarlara, yeni düşman gerekiyordu. Çeçenistan’dan başlayarak bulundu. Müslümanlar hedef olarak görüldü. Çoğunluğu Müslüman ülkelerde dalga geçer gibi, Arap Baharı adı verilerek, mezhep kışkırtmalarıyla terör grupları oluşturulmasına zemin hazırlandı.

Avrupa Birliği sınırları doğuya doğru açılım yaptı. Avrupa’da barış prensibi hâkim oldu. Asya ve Afrika bize uzak, oradaki savaşlara karşı üç maymun misali yerleşti. Ta ki, sığınmacılar Avrupa kapılarına dayanana kadar.

Susanne Scholl, Schäm dich Europa – Utan Avrupa kitabında, bir dostunun Avrupa’da yaşayan Müslümanlar Korona krizinde biraz nefes alırlar, dediğini acı bir şekilde anlatıyor.

Avrupa basın ve medyasında İslam düşmanlığı ikinci sırada anılıyor. Hep var olan Yahudi düşmanlığı su yüzüne çıktı.

Korona krizi aynı kürede yaşadığımızı hatırlattı. Sağlık bilim insanları uyarısını politikacılar duymaz oldular.

Bir insanın içinde iyi ve kötülük barınabilir. İşkence yapan, gaz fabrikalarında, dini başka olduğu için Yahudileri öldüren bir Nazi, elinde hediyeleriyle gelerek çocuklarına sarılıyor, sevgi gösteriyordu.

Savaştan sonra suçluları takip etme çok zordu. Tohumları kaldı, kötülüklerin üstü örtüldü. Savaş sonrası açlık ve sefalete karşı hayatta kalma mücadelesi vardı.

Bu nedenle, geçmişle tam yüzleşmeden Korona felâketi ortaya çıktı. Çevre ve Doğa bilimcileri bekliyordu. İnsanlık doğa ve çevreyi hoyratça kullandı. Diğer canlı bitki ve hayvanların yaşam alanlarını tahrip etti. Doğa ve çevre, iklimin aşırı ısınmasıyla, Epidemi ve Pandemi ile öcünü alacağı beklenmedi.

Yazar kitabında dil kirliliğine dikkat çekiyor. Dilin gücünü hatırlatıyor. Avrupa politikasında sığınmacı kelimesi kullanmadan Suriye’den Avrupa’ya sığınma zorunda kalanlarla, altmış yıl önce göç edenlerle birlikte hepsine göçmen diyor.

Savaş, açlık ve sefaletten kaçmak zorunda olanlara sığınmacı, mülteci denir. Göçmen ise, hayatî tehlikesi olmadığı halde, bulunduğu durumdan daha iyi yaşam şartlarına kavuşmak için yurt içinde veya yurtdışına gönüllü göç edenlerdir.

Mültecilerle göçmenleri aynı çekmeceye koyma nedeni, sosyal ve psikolojik sorundur. Var olan düşmanlığı dışa vurmaktır. Öteki bulursa, kendisi en aşağıda kalmayacaktır.

Bir insan öldürülürse, insanlık öldürülmüş sayılır. Terör olaylarında bir kişi bile cinayete kurban gitse, Avrupa ayağa kalkıyor. Doğru yapıyor, fakat Ege ve Akdeniz’de yüzlerce boğulan, ölen sığınmacılara karşı Avrupa üç maymunu oynuyor. Mültecilere karşı örülen görülmez utanç duvarı, her geçen gün biraz daha yükseliyor.

Dünya’da seksen milyon insanın göç yollarında olduğu sanılıyor. Elbette Avrupa hepsini kabul edemez. Sorunun olduğu ülkelerde BATI önderliğinde yapılan politikalarda hata yapıldı.

Demokrasi adı altında modern sömürme ve ticaret amacı güdüldü. Suriye ile komşu ülkelerle daha önce iyi ilişkiler kurulabilirdi. Şimdi para karşılığında halletmeye çalışılıyor.

Susanne Scholl, insan olduğumuzu hatırlasak çok şey kazanırız. İnsan olmaya yeteneği olmayanları, dışlarsak daha çok şey kazanırız, diyor. Ege ve Akdeniz’de boğularak ölenlerin çoğu, insan tüccarlarına tüm varlığını ödeyerek yola çıkıyor. Bu nedenle mülteciler göç yollarına çıkmadan, o ülkelerde insanca yaşamalarına yardım edilmelidir.

TV-Yurtdışı muhabiri, pandemi krizinde zamanı iyi kullanarak yirmi birinci yüzyılda Avrupa’da birlikte yaşam kültürünü mercek altına alıyor. Modern Avrupa’nın yapılanmasında tarihi yanılgılara değiniyor. Tarihi gerçekleri kabul edersek, gelecek için yaşlı kıtanın hâlâ şansı vardır, diyor.

Bu nedenle olsa gerek, çığlığını duyurmaya çalıştığı

kırk yedi sayfalık bu kitap çok okunan kitaplar listesinde.

 

İnsan kafasıyla yaşar.

Ona kendi kafası yetmez.

Senin kafandan ister

Onda ise sadece

Bir bit yaşar.

Fakat bu dünya için

İnsan aklı kâfi değil

Hiçbir zaman fark etmiyor

Bu yalanı ve yanılgıyı.                    Bertold Brecht 

 

İyi okumalar!

 

Tartışma kitabı:

Susanne Scholl, Schäm dich Europa! Warum wir nicht mit einer Lüge leben sollten, Edition Konturen, Wien 2021

ISBN: 978-3-902968-63-0

 

        

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları