LVM Fikret Odağ

SÜT, EKMEK VE GAZETE…

12.01.2021 23:09

“Karlı bir Londra sabahı… Pansiyon ile gazete bürosu arasındaki ağaçlı yolda düşmemeye gayret ederek yürüyorum. Bu mevsimde yağmura alışkın olan İngilizler, beyaz…

“Karlı bir Londra sabahı… Pansiyon ile gazete bürosu arasındaki ağaçlı yolda düşmemeye gayret ederek yürüyorum. Bu mevsimde yağmura alışkın olan İngilizler, beyaz örtü nedeni ile biraz şaşkın…

Kapalı kasa bir kamyonet sabahtan beri kapıları çalıp süt, ekmek ve gazeteden oluşan siparişleri dağıtmaya devam ediyor. İyi havalarda kapının önüne bırakmalarına rağmen yağış onlarında programını değiştirmiş.

Bir an gazetede ki ilk günlerimde üstatların beni sınamak için sordukları soru aklıma geldi.

“Söyle bakalım… Süt mü, gazetemi yoksa Ekmek mi çabuk bayatlar?”

Muhabirlerin daktilo şıkırtıları arasında sorulan bu sorudan bir an sendelemiş ve doğal bir biçimde ekmek diye cevap vermiştim.

Oysa ekmeği ve sütü dolaba koydunuz mu ertesi güne kadar dayanır.

Gazete öyle değildir. Sabahki tazeliği öğle haberleri ile bayatlar gider…”

***

Bu nedenle gazetecilik zor ve meşakkatli bir iştir.

Bir dönemin ustaları; zamanında gelmeyen gazete kâğıtları nedeni ile Babıali de rekabet gözetmeksizin, kâğıt-mürekkep, yedek parça ve silindir temizleyicisi gibi eksikler oluşunca birbirleri ile yardımlaşırlardı. Aksine, haberciler; diğer gazetelerdeki meslektaşları ile ne kadar rekabet içinde ise, teknik servisler o kadar çok dayanışma içinde idi. Hatta cumartesi günleri kurulan çilingir sofralarında makine arızaları tartışılır, araya sıkıştırılan komik olaylar ve fıkralar tüm yorgunluğu alırdı.

Bugün yazılı basın can çekişiyor. Çoğalan okur kitlesine rağmen pek çok gazete baskı ve dağıtım ağında kısır kaldı. Dağıtım şirketleri yanlış politikaları nedeni ile nokta satışlarında başarısız oldular. Bir ara bizim gazetenin satış ve maliyet hesaplarına şahit olmuştum. Belli bir adette, başa baş olan reklam ve satış gelirlerinin; baskı, dağıtım payı, kâğıt artışı nedeni ile zarara sebep olacağını öğrenmiş; çok şaşırmıştım. Çünkü gazeteler neredeyse harcanan kâğıt bedelinin bile altında “bedava” bir fiyatla satılıyordu. Eğer reklamlar olmasa kimsenin gücü gazeteleri yaşatmaya yetmiyordu.

Günümüzde gazete okuma oranı oldukça düştü. Alanların çoğunluğu bunu okuma alışkanlığına, günlük bulmaca takibine borçlu. Yoksa telefonlardan tüm yorum ve haberleri izlemek mümkün.

Tabii ki, gazeteler çıkmaz, haberler yazılmaz ise telefonda neyi okuyacağımızı da merak ediyorum.

İnternet sitelerini destekleyenler yine gazeteler…

Abartılı satış rakamlarına inanmayın. Kimisi basın ilan kurumundan pay almak, müşteri reklamlarını kaçırmamak, kimisi de ticari itibar, siyasi beklentiler nedeni ile yüksek rakamlar telaffuz ediyorlar. Oysa köklü gazeteler zor durumda…

***

Her gazetenin sadık bir okuyucu kitlesi vardır.

Yazarların da…

Bu sadakat, yazarlar için yazdıkları yazıların ne kadar gerçeği dillendirdiği ile gazetelerin de attıkları manşetlere göre hangi doğruları dillendirdikleri ile yakından alakalıdır. Hele-hele köşe yazılarını hiç atlamayan, noktasına-virgülüne kadar okuyan, yazarı ile buluşma noktası arayan bir kitle vardır ki tarifi zordur.

Köşe yazılarını, gazete binasının taşıyıcı sütunlarına benzetirim. Köşe yazarlarının dile getirdiği konular, gazetenin haber toplantısında şekillenmez. Aksine gündemdeki konular ile haberleri destekler.

Köşe yazarları tek başlarına yazdıkları ile gündem oluşturuyorsa, haber merkezi iyi çalışmıyor demektir.

Her gazetenin farklı bir yayın politikası vardır. Pek çok gazetenin haber başlıklarının ayni olması, bu gazetelerin etki altında olduğunun bir göstergesidir.

Kalemşor olmak ile yazar olmak arasında önemli bir çizgi vardır.

Kalemşorlar patronların istediğini, yazarlar kendi tespit ettiklerini yazarlar.

Kalemşorlar bir müddet sonra unutulur ve gözden düşerler, yazarlar ise yazdıkları yazılar ile bir ömür boyu anılırlar.

Eski basın bayramlarını düşününce bu yıl çalışan gazeteciler gününü kutlamak hiç içimden gelmedi.

Çünkü,

Eskiden meslekte çalışacak eleman bulamazken, şimdi basın emekçilerinin çalışacağı gazeteler kalmadı…

Umarım bir gün bizlerin dönemindeki gibi basın kuruluşlarında çalışma şansını bulurlar.

Basın emekçileri de, süt ve ekmek gibi dayanıklı olmak zorundadır.

Bir gün yine süt, ekmek ve gazetenin bayatlamadan birlikte tüketildiği huzurlu bir dünya diliyorum.

Taner TÜMERDİRİM

[email protected]

#

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Haberler