SUPHİ GÜRSOYTRAK ANISINA (*)

04.10.2022 00:17

27 Mayıs 1960 İhtilali’nin kurmaylarından ve Atatürkçü Düşünce Derneği’nin genel başkanlarından Suphi Gürsoytrak’ı (24 Ocak 1925 - 30 Eylül 2011), ölümünün 11. yılında anmak için toplandık; hepiniz hoş geldiniz. Suphi Gürsoytrak adı anılınca aklımıza ilk gelen 27 Mayıs 1960 İhtilali’dir. Özellikle 1957 yılından sonra Demokrat Parti iktidarının, anayasa dışı tutum ve davranışlarına karşı bir oluşumun içerisinde yer almış, ülkenin Atatürk ilke ve devrimleri yolunda ilerlemesine hizmet edecek çalışmalar içerisinde bulunarak, 27 Mayıs İhtilali’ne katılmış ve ülke yönetimini üstlenen Milli Birlik Komitesi'nde görev almıştır. 25 Ekim 1961 tarihinde iktidarın seçimle iş başına gelen sivil otoriteye devredilmesiyle Cumhuriyet Senatosu Tabii Üyeliği görevine başlamış, parlamentoda verimli ve değerli çalışmalarda bulunmuştur. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra senatörlük görevi sona ermiştir. Bundan sonra siyasetle ilgilenmemiş, demokratik kitle örgütlerinde görev almıştır.

İlk olarak 27 Mayıs 1960 öncesine ve sonrasına bakmakta yarar var. 27 Mayıs 1960 ihtilali, seçimle gelen bir sivil iktidarın, demokrasi dışı tutum ve davranışlarıyla diktatörlüğe giden yönetimine karşı bir tepki olarak gerçekleştirilmiştir. 27 Mayıs 1960 sabahı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Atatürk devrimlerine sahip çıkmak ve demokrasiyi korumak için aşağıdan yukarıya doğru giriştiği bu hareketi, tartışmasız bir “ihtilal” olarak tanımlamak gerekir. Koşullar tamam olduğu zaman ihtilal kaçınılmaz olur. Her ihtilalin, onu yapanlar kadar onun koşullarını hazırlayanların da eseri olduğunu unutmamak gerekir. Askeri harekâtlar ve ihtilaller, topluma olumlu getirileri ya da olumsuz götürüleriyle önem kazanır. Devrim ya da darbe oldukları da ancak bu şekilde belirlenir.

Demokrat Parti iktidarında Atatürk Devrimleri, ‘tutan devrimler’ ve ‘tutmayan devrimler’ olmak üzere ikiye ayrılmış ve tartışma konusu yapılmıştı. Türkçe söylenen ezan Arapça’ya çevrilmiş, irticaya ödünler verilmiş, özgürlükler kısıtlanmıştı. TBMM’nin onayı olmadan emperyalist ABD’nin çıkarı için Kore’ye asker yollanmıştı. 6-7 Eylül 1955 olaylarındaki tahriklerin baş sorumlusu DP iktidarıydı. İsmet İnönü’yü öldürmek için Kayseri, Uşak ve Topkapı’da suikastlar düzenlenmişti. Muhalefeti cezalandırmak için 18 Nisan 1960 tarihinde Meclis Tahkikat Komisyonu kurulmuş, bu komisyonun yetkilerinin genişletilmesinden sonra, Ankara ve İstanbul’da olaylar çıkmış, ölen ve yaralananlar olmuştu. Ulusal bütünlüğümüz parçalanmış, yönetim partizanlaştırılmıştı. Basın ağır sansür altında tutulmuş, gazeteciler hapse mahkûm edilmişti. Enflasyon, pahalılık, dış borçlar, karaborsa giderek artmış, nüfuz ticareti, vurgun, rüşvet, keyfi yönetim ve baskı bu dönemin ana karakteri olmuştu. Vatan Cephesi kurarak, halkı birbirine düşürenlere, “odunu aday göstersem milletvekili seçtiririm” ve “siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz” diyenlere bugün “demokrasi yıldızı” denmektedir. Günümüzde ise aynılarını yapanlar buna ‘ileri demokrasi’ adını vermektedirler.

27 Mayıs 1960 Devrimi’nin topluma kazandırdığı en büyük yapıt olan 1961 Anayasası ile laik devlet yapısına sosyal devlet ve hukuk devleti kavramları girmiştir. Bu çağdaş anayasa ile ülkemizde ilk kez Anayasa Mahkemesi kurulmuş, yasaların anayasaya uygunluğu denetlenerek, anayasa ihlalleri yapılmasının önüne geçilmiştir. Cumhuriyet Senatosu kurularak, çift meclis ile yasama yetkisi daha demokratik hale getirilmiştir. Devlet Planlama Teşkilatı, Milli Güvenlik Kurulu, Yüksek Öğrenim ve Kredi Yurtlar Kurumu, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), Devlet Personel Dairesi, Türk Standartları Enstitüsü, Milli Prodüktivite Merkezi, İhracatı Geliştirme Merkezi, Basın İlan Kurumu, Ordu Yardımlaşma Kurumu gibi kurulan yeni kurumlar, amaçları doğrultusunda verimli çalışmalarıyla toplumsal düzenlemelere önemli katkılarda bulunmuştur. 1961 Anayasası’yla bağımsız yargı ve hâkim güvencesini sağlayacak Yüksek Hâkimler Kurulu, Yüksek Seçim Kurulu gibi kurumlar oluşturulmuş, grev ve toplu sözleşme hakkı kurumlaştırılmış, üniversiteye ve TRT’ye özerklik sağlanmıştır. Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Yasası, Basın - Fikir İşçileri Yasası, İlköğretim ve Eğitim Yasası, Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Yasası, Gelir Vergisi Yasası gibi yeni düzenlemeler yapılmıştır.

27 Mayıs 1960 Devrimi, gerek toplumsal dayanakları, gerekse yaratılan çağdaş ve devrimci anayasası ile baskıcı 12 Mart 1971 muhtırası ve devrim karşıtı 12 Eylül 1980 darbesi ile karşılaştırılamaz. 27 Mayıs’ı anlamak için, Anadolu’da başarılan Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı, Atatürk ilke ve devrimlerini, tam bağımsızlığı, emperyalizm karşıtlığını ve yurtseverliği özümsemek gerekir. Bu özümsemeden payını alamamış olanlar, 27 Mayıs 1960 Devrimi’ni darbe sayarlar ve yıllardır yaşadığımız sivil darbeyi görmek istemezler.

27 Mayıs 1960 Devrimi’nin tek olumsuz yanı; üç kişinin idam cezalarının onaylanmasıdır. İdamların yapılmaması için çırpınanların emekleri boşa çıkartılmış ve çeşitli baskılarla idamlar gerçekleştirilmiştir. İdam cezası insanlığa yakışmaz, insanlık onuruyla bağdaşmaz.

Şimdi 12 Eylül 1980 darbesinden sonra demokratik kitle örgütünde görev alan Suphi Gürsoytak’a gelelim. 19 Mayıs 1989 tarihinde Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) kurucusu olan Gürsoytrak, 1994-1998 yılları arasında da Atatürkçü Düşünce Derneği’nin 6. Genel başkanı olarak görev yapmıştır. Suphi Gürsoytrak zamanında, dernek kısa sürede büyük atılımlarda bulunmuştur. Bu atılımları şöyle sıralayabiliriz:

ADD şube sayısı 49’dan, 322’ye yükselmiştir, yurt dışında 26 şube açılmıştır; ADD üye sayısı yaklaşık 5 binden, 55 bine yükselmiştir; derneğin yayın organında, yaklaşan emperyalist tehlikelere dikkat çeken yazılar yazılmış, dergiler Anadolu’ya dağıtılmıştır; tamamı gönüllülerce karşılanacak biçimde 500 öğrenciye harçlık verilmiş, yaklaşık 200 öğrenci ise ADD’nin o dönemde kamuoyunda yarattığı saygınlığının sonucu, özel dershanelere ücretsiz yerleştirilmiştir ve halen hizmet veren ADD Genel Merkez binası, gönüllülerin de katkıları ile dernek adına satın alınmıştır.

Kemalist dik duruşuyla dikkat çeken Suphi Gürsoytrak’a karşı hain saldırılar düzenlenmiştir. ADD Genel Merkezi’ni bombalamak amacıyla, 27 Şubat 1995 tarihinde ADD Genel Merkezi tuvaletinde bomba düzeneğini hazırlayan bir kişinin elindeki bomba patlamış, kişi parçalanmıştır. Parçalanan cesedin parçaları, ADD’nin sembol isimlerinden eski genel sekreter Seher Yıldırım tarafından temizlenmiştir.

Ankara’nın gecekondu semtlerine gidilerek, toplumu aydınlatma görevi yerine getirilmiştir. Bu çalışmalar sonucunda ADD’ye gelerek kendi mahallelerine konuşmacı gönderilmesini isteyen her kesimden yurttaşlarımız olmuştur. Ankara Valiliğinden alınan izin doğrultusunda Ankara’da bulunan her seviyedeki okullara konuşmacılar gönderilmiştir.

Bir ayda, on bin başvuruya üye kaydının yapıldığı günler yaşanılmıştır, bu üyelerin uzmanlık alanları ve isteklerine göre ADD amaçları doğrultusunda görevler verilmiş ve yararlı sonuçlar alınmıştır. Ülkemizin birlik ve bütünlüğünden yana olan kuruluşlarla, iş ve güç birliği çalışmaları başlatılmıştır.

ADD amaçları doğrultusunda hizmet üretmek, ADD’ye ekonomik destek sağlamak amacıyla ATA Vakfı kurulmuştur. Daha sonra ATA Vakfına, Gölbaşı’nda kıymetli bir arazinin tahsisi sağlanmıştır. Ancak bu araziye sahip çıkılmadığı için arsa Hazine tarafından geri alınmıştır.

Bütün bunlar yapılırken Atatürkçü kuruluşların ulusal güç birliği oluşturma girişimlerinin başlatıldığı aşamada, Genel Başkan Suphi Gürsoytrak’a karşı, yönetim içinden muhalefet hareketi de başlatılmıştır. Bu muhalefet girişimi sonrasında, kendi listesinden yönetim kurulu üyeliğine gelen arkadaşları, Suphi Gürsoytrak’a güvensizlik oyu vererek Genel Başkanlıktan düşürülmesine yol açmıştır. 18-19 Mayıs 1996 tarihinde yapılan 4. Olağan Genel Kurulu sonucunda; Suphi Gürsoytrak’ın listesi kazanmış ve Gürsoytrak yeniden genel başkanlığa seçilmiştir.

Ancak içten içe yapılan saldırılar devam etmiş ve yönetime seçilen bazı üyelerin muhalefete katılmaları ile 24 Kasım 1997 tarihinde yapılan Genel Merkez Yönetim toplantısında, Gürsoytrak’a güvensizlik önerisi verilmiştir. 8 Şubat 1998 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurulda Suphi Gürsoytrak’ın listesindeki adayların çoğu yönetime seçilmiştir. Haziran 1998 tarihinde yapılan olağan genel kurulda Gürsoytrak, bu kez yönetime seçilememiştir.

ADD Dergisinin Şubat 1998 sayısında dernek içinde; “çağdaş mandacı” örgütlerden söz edilmiş olması, ADD’nin kuşatma altına alındığının bir anlamda habercisi olmuştur. Bu kuşatma daha sonra da zaman zaman görülmüştür. Suphi Gürsoytrak döneminde görüldüğü gibi Atatürkçü Düşünce Derneği, karşılık beklemeden çalışan ve yurtsever yönetimlerin elinde olduğu sürece, büyük atılımlar yapacak ve ülke politikasına yön verecektir.

Tüm hayatını ülkesi ve toplumu için yararlı işler yapmak için harcayan 27 Mayıs devrimcisi ve ADD eski genel başkanı Suphi Gürsoytrak’ı saygı ve özlemle anıyoruz. Huzur içinde uyusun. Sözlerime son verirken hepinize teşekkür ederim.

(*) ADD Çankaya Şubesi’nin 30 Eylül 2022 tarihinde düzenlediği “Suphi Gürsoytrak ve ADD” etkinliği konuşması.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları