“SENİN GENÇLİĞİNDE DİNOZORLAR YAŞIYOR MUYDU?”

04.01.2023 21:24

Atacan’la (11) zaman zaman dereden tepeden konuşuruz. Merak ettiği konularda sorular sorar durur. En çok ilgi duyduğu alan tarih… Geçmişi çok merak etmekte.

Çoğu zaman, son yıllarda hızla gelişen teknolojiden söz ederiz eşimle. Günlük yaşamımızda kullandığımız birçok araç ve gerecin son yirmi otuz yılda yaşamımıza girdiğini anlatırız. İnsanlığın teknolojik alanda hızlı gelişimi, şüphesiz ki baş döndürücü. Özellikle yaşı ellinin üstünde olanların teknolojik gelişime ayak uydurmaları övgüye değer. Özellikle ülkemiz yurttaşlarının hangi yaş ve eğitim düzeyinde olursa olsun teknolojiye uyumu üst noktada. Bu; insanımızın çağa, gelişmelere, koşullara uyum yeteneğinin bir yansıması.

Atacan’a kimi zaman çocukluk ve gençlik günlerimi anlatmaktayım. Ona, televizyonu ilk kez lise ikinci sınıfta izlediğimi söyleyince gözlerini fal taşı gibi açtı. Çocukluğumda, ilk ve ortaokula gittiğimde yaşadığımız yerde elektrik olmadığını söyleyince şaşkınlığı iyice arttı. O da çocukluğumda ve gençliğimde nelerin olup olmadığını sormakta sık sık. Ben de anlatıyorum ona hangi teknolojilerin, nasıl ve ne zaman yaşamımıza girdiğini anlatmaktayım bıkıp usanmadan.

Teknolojinin içine doğmuş bir çocuğun, benim çocukluğumu anlamasını beklemiyorum. Zaten o da pek anlamıyor. Onu, elli altmış yıl öncesine döndürüp yaşatmak olanaksız. Bunu sağlayacak bir zaman tüneli henüz bulunmamış.

Özellikle çocukluğumda var olan olanaksızlıkları, ekonomik yetersizlikleri, ulaşım alt yapısının eksikliğini, günlük gereksinmeleri karşılamaktaki güçlükleri, yaşamımızı sürdürmek için gerekli olan mal ve hizmetlerin yetersizliğini, okulların iç burkucu durumunu ona anlatmaktayım. Her şeye karşın o dönemde çok mutlu olduğumuzu da eklemekteyim sözlerime.

Teknolojiye teslim olmadığımız dönemde insanlar arasındaki yardımlaşma, dayanışma, sevgi, saygı, güvenin çok yüksek olduğunu da belirtmekteyim söz arasında. İnsanların her nimetin değerini bildiklerini söylemekteyim. Yokluk ve yoksunluğun çoğu kişiyi çok tutumlu yaptığını da vurgulamaktayım. Günümüz savurganlığının o günlerde olmadığını anlatmaktayım sık sık.

Dediklerimin çok fazla işe yaradığını düşünmüyorum. Bazı gerçeklerin öğrenilip kavranılması için kişinin anlatılanları az da olsa yaşaması gerektiğine inanmaktayım. En azından sözü edilen koşullara yakın bazı olayların içinde bulunup bir kısım olanaksızlıkları yaşamak gerek. Çünkü en büyük öğretmen, yaşam. Bu nedenle Atacan’ı yaz dinlencesinde ülkemizin değişik bölgelerinde kırsal yaşamı görmesi için gezilere götürmekteyiz. Bu geziler, anlattıklarımdan daha etkili olmakta. Kimi zaman da İstanbul’un yoksulluk ve yoksunluğunun çok olduğu mahallerine gitmekteyiz.

Geçmişimi anlatırken çoğu zaman dalıp gitmekteyim o yıllardan belleğimde iz yapan anılarına. Atacan da anlattığım her ayrıntıyı sorgulamakta. Birkaç yıl önceydi, tam dalıp gitmişken ben geçmişimin zaman tünellerine o: “Senin gençliğinde dinozorlar yaşıyor muydu?” diye sordu. Ben “Hayır! Ancak şu anda benim kuşağım dinozor gibi. Soyumuz yavaş yavaş tükenmekte. En zor koşullarda yaşamda kalmayı başardık. Oysa, dinozorlar zor koşullara dayanamayıp yok oldular. Bu durumumuzla dinozorlardan üstün canlılar olduğumuz da söylenebilir.” deyince şaşırdı. Benim çocukluğum ondan o kadar çok uzaktaydı ki... Ona göre ilkel bir yaşamdı benim yaşadıklarım, bugünün çocuklarının düşleyemeyeceği kadar uzaktaydı benim çocukluğum ve gençliğim.

Durum böyleyken dinozor çağında doğup büyüyen yurttaşlarımızın değerlerini bilelim. Onların kısacık bir yaşama birkaç çağ sığdırdıklarını unutmamalı.

Adil Hacıömeroğlu

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları