SEMADA FIRTINA

17.06.2022 14:41

Başlığı Asta Scheib’in yazdığı belgesel roman Sturm in den Himmel’den esinlenerek yazdım. Martin Luther’i İncil’i Latinceden Almancaya çevirmesi ve Katolik dinini reform ederek, diğer Avrupa dillerine örnek olmasıyla tanıyoruz. İstemediği halde otuz yıl savaştan sonra Protestan mezhebi kabul görüp insanlığa yol göstermiştir.

Reformundan sonra ölümle günahlar yok oluyor. Din görevlilerin evlenmesine izin veriliyor. Kadınların dini kuruluşlarda yükselmesine fırsat veriliyor.

Dil öğrettiğim için dile hizmeti dikkatimi çekmiştir. Almancayı yüksek Almanca yaparak, bilim dili olmasını sağlamıştır. İncil’i halka indirmiştir. Bir avuç din görevli iktidarın elinden almış, herkesin anlamasına hizmet etmiştir.

Din adamı olana kadar geçirdiği çocukluk ve gençlik yıllarına merakım yetmiş yıllarında başlamıştı.

Çalıştığım okula yakın Luther Cemiyeti, biz Türk işçi ve çocuklarına yardım eden ilk yurt olmuştu. Odalarını sınıf olarak bize verdiler. Papazlarıyla birlikte sokak ve parkta kalan öğrencileri toplayıp, ev ödevlerine yardım ettik. Almanca öğrenmelerine yardımcı olduk. Gençlere buluşma yeri açarak sokaktan kurtardık.

Bu çalışmalar esnasında ilçemizin bütün resmi dairelerinden yardım alıyorduk. Yetişkin Türk işçilerine Yüksek Halk Okulunda çeşitli kurslar açılmasını sağlıyorduk. Bu sosyal hizmetler esnasında kendi çocuklarımı ihmâl ediyordum.

Martin Luther 10.11.1483 tarihinde Eisleben kentinde dünyaya geldi. Daha dört buçuk yaşında iken Lâtin okuluna gitmeye başladı. On dört yaşında Magdeburg, daha sonra Eisenach kentlerinde orta öğretim ve üniversite tahsilini tamamladı.

O zaman, günün birinde Katolik kilisesini reform edeceğini hayal bile edemiyordu. Aşkına kavuşmanın tek yolu, iyi bir meslek sahibi olduktan sonra evlenmek olacaktır.

Her şehir bir prense aitti, yanı malıydı. Saraya, kuleye yakın olanın yaşam olanakları aileyi rahata kavuşturabilirdi. Bu nedenle baba Hans Luther, oğlunun hukuk okuması ve prens veya belediye meclisinde danışmanlık yapması şartını koymuştu. Böylece baba oğlunun başarısı sayesinde sosyal sınıfını yükseltecekti.

Baba zor maden işçisi olarak yer altında çalışıyordu. Evlendiği kadın, Martin’in annesi Margarethe iyi, saygı gören bir aileden geliyordu. Onunla sınıfı biraz yükselmiş, saygı görüyordu. Kadının evde sözü geçiyor, dayak yemeyen nadir kadınlardan biriydi.

Orta öğrenim yılına on dört yaşına kadar vücudunda ağrısız, yarasız yatağa giremiyordu. Evde anne baba, okulda öğretmen, kilisede din görevlilerinden fiziki ve ruhsal şiddet görüyordu. Çocuk eğitimi kutsal kitap İncil’de yazdığı gibi uygulanıyordu.

“Sopa ve dayak erkek çocuğu bilgeli yapar, kendi başına bırakılan çocuk annesine rezalet getirir.”

Kız çocukları yok sayılıyordu, onların eğitimi söz konusu bile olmazdı. Örf, adet ve dini inanç katı kuralları eğitimde yol gösteriyordu.

Kutsal kitapta çocuğun nasıl dövüleceği de yazıyordu. Çıplak olacak ki, acı çeksin. Sonra kucağa alıp, teselli edilecek. Öyle ya Tanrı kulunu hem cezalandırıyor hem de günahlarını affediyor ve sonra seviyor. Bir de aile varlıklı ise, kiliseye para ödeyerek günahından kurtuluyordu. Ödeme miktarı işlenen günaha göre değişiyordu. Halktan toplanan vergilerle kent sahibi prensler lüks içinde yaşıyordu.

Romanda bugün BATI dünyasında ulaşılan sosyal düzen, insan hakları, kadın ve erkeğe eşit muameleye kolay ulaşılmadığını anlatılıyor. Tuvaletin olmadığı zaman, pencerelerden sokağa atılan dışkılar çamura karışıyor.

Ayakkabıları kirlenmeyen sınıf prens ve meclis üyelerin aileleri, at arabasına sahip olan hanım ve beyler. Kâğıt kalem ve mürekkebi lüks hayatı olan, bilimi elinde tutan bir avuç iktidar üyeleri alabiliyor.

Martin Luther’e bakan bakıcı aileye sığınmış, okuma yazma bilen çok nadir rastlanan akıllı bir kadın. Berblin tek sığınağı, neden niçin sorularına cevap vererek Martin’i yetiştiriyor.

Bir dostu daha var, sorunlarını anlattığı ormanda bir ağacı. Martin’in tırmanarak çıktığı ağacın tepesinde gözlediği, bir genç kızı cinsel istismar etmek için zorlayan bir din görevlinin elinden kurtarıp, eve getiriyor. Bakıcının akrabası olarak anne babasına tanıtırlar. Madlen ana babasını bir kazada erken yaşta kaybetmiş, yetim yurdunda çok eziyet çekmiştir.

Martin Madlen’e âşık olur ve karşılığını da bulur. Fakat sevgililerin buluşması, evlenmesi mümkün değildir. Zira güzel kızın geçmişi babanın plânına uymaz.

Aşkından aldığı güç ve enerji ile babasının dayak atmasına karşı koyar. Derslerine çok iyi çalışır. Düşüncelerini geliştiren öğretmenler vardır. Magdeburg’da yüksek tahsil yaparken karşılaştığı okul müdürünün masasında sopa yoktur. Gençlere konuşma fırsatı verir. Baskı yerine bilinç geliştirme, sorumluluk kazanma, hayatın akışına aktif olarak katılıma teşvik edilir. Böylece gencin özgüveni gelişir, diğer insanların sorunlarını düşünme ve çözüm arama işlevine sahip olarak yetişir.

Kadınlar ev kadını, çok çocuk doğuran, tahsil yapmalarına fırsat verilmeyen, görülmeyen insanlardır. Ev işlerin ağır olması genç yaşta hasta olmalarına sebep oluyor. Aile’de çalışan hizmetçi genç kadınlar, sağlıklı ve güzel oldukça cadı diye yakılması cehaleti yaygındır. Buna bir de veba pandemi ölüm korkusu ilâve ediliyor.

Martin’in çocukluk ve gençliği bu korkularla geçer. Bir an evvel tahsilini başarıp, sevdiğine kavuşma hayali ile üniversiteyi bitirir.

Katolik kilisesini reform edecek bilgileri almış, geleceğin temelini sağlam atmıştır. Dinlediklerini, yaşadıklarını ve gördüklerini gelecek nesillere aktaracak birikime sahip olmuştur. Zamanla dinî inancın, örf ve adetlerin değişmesi, insanın içsel gelişmesiyle mümkün olur. Ülkesinin sosyal, ekonomik ve politik açılardan dolayı gelişmesi, Katolik kilisesinin kutsal kitap İncil’de yazılanların, yalnız pozitif olan nitelikleri kendisinde sonraki nesillere aktarmayı, Martin kendisine verilen bir görev olarak görüyor.

Ailede, okulda ve kilisede baskı ve şiddete karşı olan iyi insanları kendisine örnek olarak alıyor.

Bu belgesel romanın özeti, birçok makalemde dile getirdiğim gibi şiddet ve korku ile büyüyen gençlerin önünde seçecek iyi yol vardır. Kendisi de şiddet uygulayacak, kötü yola düşecek. İkinci olanak tam tersine, iyi örnekleri benimseyip, zihninde ve ruhunda dengeleyerek iyi insan olarak topluma faydalı birey olacaktır.

Martin Luther’e şiddet uygulayan, kötülük yapanların adı tarihe geçmedi. Ama Martin’in adı ölümsüz olarak tarihe geçti ve diğer ülkelere örnek oldu. Tek dil olan Latince, Avrupa dillerinde Anadili oldu her ülke kültürünü, inancını kendi toplumuna kendi anadiliyle işledi, Avrupa çok dilli, çeşitli kültürlere temel oldu. Lâik sistemin yapıtaşı atıldı. Yani kısaca bugüne kolay gelinmedi. Reformunun başarısına elbette en büyük katkı matbaanın icadı (1450) oldu. Bununla İncil’i kolaylıkla çoğaltma mümkündü.

Gökteki fırtına sonunda yeryüzünde sakinleşti.

Hoşça Kalın!

Bu konuda okuduğum ve kaynak olarak kullandığım kitap:

Asta Scheib, Sturm in den Himmel, Die Liebe des jungen Luther, Belgesel Roman, Hoffmann und Campe Verlag, Hamburg 2016

ISBN: 978-3-455-405587-3

 

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları