SAKALLA BİLGELİK OLUR MU?

19.08.2022 20:14

Kapkara giyinen erkeklerin kapkara sakalları var. Giyimde tektipçiliğe tutsak olan erkekler, giyimlerindeki değişime koşut olarak sakal uzatmaktalar. Yolda izde, ekranlarda, işte güçte gördüğümüz erkeklerin çoğu sakallı. Sakallar bakımsız… Makas, jilet değmemiş; saldım çayıra, Mevla’m kayıra durumunda…

1980 öncesi sakal ve bıyık bırakmak, ideolojik nedenlerle biçimlenirdi. Devrimci, ülkücü ve İslamcı bıyıkları farklıydı. Halkın uzattığı bıyıklar ise hiçbirine benzemezdi. Gelen kişiye uzaktan baktığınızda bıyıklarına göre siyasal çizgisini de anlardınız. Yeni yetme gençler, henüz terleyen bıyıklarının çıkması için ivedilik gösterirlerdi. Bazı günlerde dört beş kez bıyık tıraşı olurlardı. Bazıları bıyıklarını kazıya kazıya üst dudaklarını kızartırlardı. Hatta dudağı yaralananlar da vardı. Kafayla değil de bıyıkla siyaset yapanlar, 12 Eylül fırtınasında darmadağın olup savruldular bir yerlere. Karşıt görüşlüler, birbirlerine silah çekenler, kendilerini liberalizmin sıcak görünen iki yüzlü kucağına attılar bilerek ya da bilmeyerek. Burada bıyıklarından vazgeçmeyerek liberalizmi keşfetmenin heyecanıyla omuz omuza dayanıştılar.

Bazı kişiler, Marks gibi sakal bırakarak bilge olacaklarını düşünmekteler. Bu sakaldan sonra konuşmalar, tavırlar değişmekte. Sakalın verdiği bilgeliği(!) göstermek için ikide bir sakalı sıvazlamayı savsaklamaz bu kişiler. Marks’ın sakalla değil, bilgiyle bilge olduğunu görmezden gelirler.

Kimileri sakal uzatarak eksiksiz bir Müslüman olduğunu düşünür nedense. Bu için sakalını uzatır. Hatta uzatmakla da kalmaz, sakalına hacı yağı da sürer. Bu kokunun Müslüman kokusu olduğunu düşünür, düşündürür. Sırtına geçirdiği cübbemsi giysi ve altına giydiği şalvarımsı pantolonla kendince İslam’ın kurallarına tam olarak uyduğunu sanır. Oysa iyi bir Müslüman olmanın yolunun akıldan ve yürekten geçtiğini düşünmez. İnancın giyimle değil, yürekle olduğunu usuna bile getirmez. Amaç, dış görünüşle durumu kurtarmak…

Günümüzde sakal bırakmanın asıl amacı “ağır abi” görünmek. Bu “ağır abiliğin” altında bir gizem de var. Karşısındakiyle ilgili duygu ve düşünceyi saklamak asıl amaç. Bunun yanı sıra sert bir görünüm takınarak aklınca vereceği korkuyla saygı uyandıracak çevresinde. Çünkü toplumumuzda saygı deyince karşısındakinden korkarak kendine çeki düzen vermek gelir usa. Çoğu kişi; sessiz kalmayı, düşüncelerini ve duygularını saklamayı, konuşulan bir konuda görüşlerini söylememeyi saygı olarak görür. Hatta toplum içinde ayak ayak üstüne atmamayı, büyüklerin karşısında sigara içmemeyi saygı olarak kabullenenler de var. Bu saydıklarım daha da uzatılabilir. Liste ne denli uzarsa uzasın saydıklarımın ya da sayacaklarımın akılla mantıkla bir ilgisi yok!

Saygı, göstermelik olmamalı. İnsanın içinden, yürekten gelmeli. Zora dayanan saygı olmaz. Kişinin benliğini, özsaygısını, özgüvenini hiçe sayan bir davranışa saygı adı verilemez.

Hangi görevde olursa olsun neredeyse herkesin sakalı var. Bu, önce kirli sakal biçiminde başladı. Bazı dizi oyuncuları, şarkıcılar, gazeteciler, futbolcular bunun öncüsü oldular. Birden kirli sakal modası yayılıp toplumu sardı. Sakal bırakmayla bir tembellik çöktü insanlara. Kişisel bakım savsaklandı. Yaptığı işe saygı gereği olarak giyinme, sakal ve saç tıraşı olma anlayışı bir yana bırakıldı. Böylece insanın kendisine saygısı yaralandı.

Özellikle devletin yüksek orunlarında bulunanlar, siyasetçiler, memurlar sakal bıraktılar. Türbanın devlet kurumlarında serbest bırakılmasıyla giyim özgürlüğü(!) getirildi. Bu; giyimde kuşamda, özbakımda, sakalda bıyıkta sallapatiliği yaygınlaştırdı. Bir devlet kurumuna gittiğinizde kimin memur, kimin işi için gelen yurttaş olduğu belli olmuyor. Bu süreçte birçok siyasetçi gibi memurlar da kravatı bir yana attılar. Bir işe özgü giyinme alışkanlığı nedense terk edildi.

Karalar giyinmiş, sakalını salmış bir erkek topluluğuyla karşı karşıyayız. Sakalın kendine yakışıp yakışmadığına bakılmaksızın uzatılmakta. Örneğin, yuvarlak yüzlü biri, sakalı koy veriyor koy vermesine de aynaya hiç bakmıyor. Bu kişi, olduğundan daha şişman görünüyor bu durumuyla. Kocaman bir kafa, sıska bir gövde. Karikatürlerdeki çöp adam gibi.

Kısa boylu şişman biri, sakalı uzatıp bir de ağı aşağılara sarkan pantolonu giydiğinde bit kadar göründüğünün farkında bile değil. Toplumda yaygın bir ikiyüzlülük var. İyiye iyi, kötüye kötü demekten nedense sakınmakta birçok kişi kadın olsun erkek olsun. Göz göre göre yalan söylenmekte. “Bu sakal sana yakışmadı.” ya da “Bu giysi seni iyi göstermiyor.” demek yerine: “Çok güzel olmuşsun.” denmekte. Gerçeği söylemek yerine, yalanı yeğlemek niye?

Birbirinden nefret eden siyasal kümeleri sakal birleştirmekte. 1980 öncesinde olduğu gibi siyasal farklılıklar bıyığa, sakala, giyime yüklenmemiş. Çünkü günümüzün siyaseti liberalizmin egemenliğinde. Egemenler; onların giyimlerini kuşamlarını, sakalarını bıyıklarını belirledikleri gibi düşüncelerini de belirlemekteler. Aslında yok birbirlerinden farkları. Ne yazık ki bu sakal işi, dağınık bir perişanlığa dönüşmüş durumda.

Sakalla kendini, duygusunu, düşüncesini, mimiklerini gizlemek niye? Bu, özgüvensizlik neden?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları