PSİKOLOJİNİN SPORDA BAŞARIYA OLAN KATKISI

19.09.2022 00:44

Dünyada Avrupada ve dolayısı ile ülkemizde herkesin sabırsızlıkla beklediği Futbol sezonunu başladı, başlamasına başladı da özellikle kendi ülkemizde oynanan futbolun bazı birkaç noktasına değinmeden geçemiyeceğim. Öncelikle süperliğ takımlarımızda top koşturan sporcularımızın hemen hemen hepsinde yabancı sporcuların sayısal olarak hala çok fazla sayıda yer aldıklarını gözlemliyoruz ve bu konuda Futbolu yönetenlerin bunu önleme gibi bir çalışma yapmaması futbolumuza zarar vermektedir. Bu durum türk futbolunun kalitesine katkı koyduğu kadar gelişiminide o derece engellediği bir gerçektir.

Gölleri atan yabancılar birbirleri ile yarışıyorken, kendi öz evlatlarımız çok az sayıda takımlarda yer alıyor ve dolayısı ile oynamayan bu çocukların Milli takımda da çok başarılı olmasını beklemek hayal olur diye düşünüyorum!

Bu durumda bizler ne yapıyoruz; Avrupada yetişmiş oralarda top koşturan gençlerimize sarılmaktan başka bir çaremiz kalmıyor ve bunların oranı %60-70’e kadar çıkmaktadır. Buda şu anlama gelmektedir 85 milyon ülkemizden %30 ya da 40 oranında sporcu ulusal takıma girebilirken geri kalanı 5 milyona yakın yurt dışında yaşayan türk insanımızdan yer alıyor anlamı çıkıyor. Peki Futbolu ülke düzeyinde yönetenler nelerle uğraşır ve ne yaparlar?

Aslında bu günkü konumuz bu değil, ancak bunları söylemeden geçmek bizleri üzer diye düşünüyorum!

Gelelim asıl konumuza; İnsan organizması, bilindiği gibi fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik bir saç ayağı üzerinde iç ve dış dengesini kurmuş bir organizmadır ve bu durum dünyadaki tüm insanlar için geçerlidir. Bu ayakların her biri, insanın sağlıklı bir yaşam sürmesini ve sağlıklı davranışlar sergilemesine neden olduğu kadar sporda başarılı olmasında da önemli bir yer tutar. Ancak göz ardı edemiyeceğimiz ve başarıda önemi çok büyük olan bir başka konuda; yetenek, çaba ve çalışmanın çok önemli olduğudur.

Sportif başarı; Bedensel, zihinsel ve psikolojik performansın toplamı ile yakından ilişkili olduğunu söyleyebiliriz.  Özellikle önemli müsabakalarda takımları oluşturan bireyler, fiziksel üstünlük, kuvvet, sürar, dayanıklılık ve mükemmel tekniğe sahip olsalarda; özünde sporcular arasındaki müsabakaları kazanmak “psikolojik üstünlükle”yakından ilişkilidir ve müsabakalar bu üstünlüğe sahip olanların kazandığı olarak tarihe geçmiştir.

Bu gibi durumlarda başarılı olmak için gerekli olan ön koşulları bilen ve uygulayabilen sporcu ile antrenörlerin başarılı olacakları kaçınılmazdır. Müsabakalar hiçbir zaman; sadece kazanmak, yenmek ya da yenilmemek olarak düşünülmemelidir. Sonucu düşünmek ve ne olursa olsun galip gelmeye çalışmaya odaklanmak, sporcunun çoğu zaman doğru düşünmesini ve doğru davranmasını engelleyecektir. Sporcular sadece mevcut potansiyellerini sergilemeye odaklanmalıdırlar. Rakibin gücü, maçın önemi, seyircinin tezahüratı, basının izlemesi, sporcular izin vermediği sürece performanslarını olumsuz yönde etkilemeyecektir! Ve kuşkusuz bu çalışmaları yapan sporcu ve antrenörler genelde kazanırlar.

Sporculara; başarı ya da başarısızlıklarının altında yatan şeyin, yalnızca kendilerinden kaynaklandığı bilinci verilmeli, sporcular için genelde tek rakip, sporcunun kendisi olduğudur! Şayet sporcunun kendisine olan güveni ve inancı sağlanırsa ki! Böylesi bir eğitim alan sporcular; izleyicilerin, basının, rakibinin, hakemin, hatta hava ve saha durumunun başarısına tanık olmaya hazır beklediğine inandığı zaman kazanırlar. Bu güvenle sahaya çıkan sporcu her şeyin kendi kontrolünde olduğuna inandığı için ne gerekiyorsa onu yapacaktır. Çünkü, beyni ile vücudu arasında önlenemeyecek bir iletişim vardır. Aksini düşünürse vücut da o şekilde hareket eder ve vücut nasıl davranırsa beyin o şekilde düşünür. Bu bağlamda; başarıyı önemli düzeyde etkileyen kaygı, panik ve stress halinde hareket eden, telaşlı davranışlar sergileyen, hakeme sinirlenen el kol hareketleri yapan, takım arkadaşlarına bağıran bir sporcunun beyni, o gün kötü bir günde olduğunu, her şeyin ters gittiğini, bu kadar şansız bir günde kazanmanın mucize olacağına düşünmeye başlar. Kısacası müsabakaya hazır degildir.

En son tekniklerle, en iyi koşullarda ve en bilgili antrenörlerle çalışan, benzer yetenekli birçok sporcudan sadece bazılar şampiyon veya yıldız sporcu olur. Çünkü, onlar psikolojik olarak başarmaya hazırdırlar. Kendine güvenir, yenmek ya da yenilmemekgibi bir kaygı taşımaz, sadece elinden gelenin en iyisini yapmaya odaklanır. Yaptığı işten zevk alır ve kendisi izin vermedikçe hiçbir şeyi ya da kimsenin başarısını engelleyemeyeceğini bilir. Kendisi ile ilgili asla olumsuz düşünmez. Sadece o anı yaşar ve hata yapmaktan korkmaz. Olumlu davranışlara yol açacağına inanır. Her şeyden önce neşeli rahat ve kendinden emin olan bir sporcudur.

Dolayısı ile bir antrenör sporcularını seçerken ve antrenman planlaması yaparken onların fiziksel özellikleri kadar, psikolojik özelliklerini de göz önünde bulundurmalıdır. Birçok antrenör sporcuların neler hissettiğini çok iyi bildiğini, onları anlayabildiği çünkü daha önce (sporculuk yaşantısında) benzer şeyleri kendisinin de hissetmiş olduğunu düşünür. Ancak bu tür subjektif değerlendirmeler yanıltıcıdır. Sporcular hakkında doğru bilgiler elde edebilmek için bilimsel yöntemler seçilmeli ya da dışarıdan mutlak surette destek alınmalıdır. Spor psikolojisinde en çok kullanılan tanı koyma yöntemleri; vak’a tarihçesi, gözlem, deney, test ve sosyometri gibi konulardan mutlaka yararlanılmalıdır.

Böylesine bir yaklaşımla müsabaka izlemek bizlere hem zevk verir ve hemde rakip takımlara karşı saygılı olmamıza katkı koyar! Dolayısı ile sporda şiddettende uzaklaşmamıza neden olur diye düşünüyorum! Herkese Fair Play (Adil Oyun) dolu güzel bir futbol sezonu diliyorum

Saygılarımla

Prof. Dr. Seyhan Hasırcı

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları