PANDEMİDE HASTANE GERÇEĞİ…

29.04.2021 07:44

Görmediğimizi görecek,

Duymadığımızı duyacak,

Hak etmediğimiz azarları işitecek günler yaşıyoruz.

Olay ayni ile vaki.

İzmir’in bir ilçesinde, yakınımızı rahatsızlığı nedeni ile devlet hastanesine götürüyoruz.

İnsan hastaneye niye gider?

Hele sokağa çıkma yasağının olduğu bir anda…

Her halde gezmek ve eğlenmek için gitmez. Bizde iyilik yapmak üzere götürüyoruz. Tekerlekli sandalyesini iterek Acil kapısından giriyoruz hastaneye. “Önce” diyorlar “gidin kapı girişinde ateşini ve tansiyonunu ölçtürün”. Upuzun bir kuyruk…  Uzatmayalım, ölçüm tamamlanıyor. “Bu hastanın yoğun bakımlık olduğu söylendi.” Diyoruz.  Sarı bölgeye gitmemiz söyleniyor. İlk defa geldiğimiz için sarı bölgeyi falan bilmiyoruz. Sora, sora buluyoruz. Nöbetçi hekimi görür görmez, kolundaki bilekliği, bu dünyayı ben yarattım tavrı ile dazlaklar motosiklet gurubunun bir üyesine benzetiyorum. 90 yaşındaki hastanın yakını elinde kağıtlarla perişan olmuş bir arkadaşımız. Bendeniz sadece iskemleyi yönlendiren bir şöfer…

Bizi karşısında görünce sinirleniyor. Bekletiyor bizi bir görevliyi çağırıyor. Sonradan öğreniyoruz ki, görevli girişteki güvenlikçilerden biri. Bağırıp çağırıyor. “Suçumuz ne?” diyoruz. Meğerse bir hasta ve bir hasta yakını girecekmiş. Eyvallah… “Bu kadar sinirlenmenize gerek yok, insan gibi söylersiniz girmeyiz, hem bizi uyaran” olmadı diyoruz. Kapıda yazıyormuş.  Hastayı yakınına bırakıp çıkıyorum. Arkamdan bağırması devam ediyor.

Sanırsınız adam doktor değil, oranın çiftlik ağası… Bizde ekinlerini çiğnedik.

İyilik yapmak isterken düştüğüm duruma sinirleniyorum.

İki saatlik bir mücadeleden sonra tahliller, filimler derken hastayı önce tecrit etmek ve her türlü tahlil sonuçlarını alıncaya kadar farklı bir servise yatırıyorlar.  Gece yarısına doğru çıkıyoruz gündüz gittiğimiz hastaneden. Sonuç yoğun bakıma yatırıyorlar hastayı…

Görevliler, “Aldırmayın, o herkesle kavga ediyor zaten… Hastanede hiç sevilmez” diyorlar. Hastane polisi bile alışmış duruma…

Bitti mi ?

Siz öyle zannedin. Aradan iki gün geçtikten sonra sokağa çıkma yasağının olduğu gün bir telefon. “Gelin hastanızı servise çıkaracağız, bulunduğu yer corona yoğun bakımı olacak. Tedavisi serviste devam edecek.” Diyorlar.

Maalesef yoğun bakımı ve Ameliyathanelerin bile pandemi nedeni ile corona yoğun bakımı olacağını, bu konuda bakanlıktan emir geldiğini, İzmir’de hastanelerde yer kalmadığını belirtmişler.

Sonuç?

Hasta yakını yine ricacı oldu. Gittik. Katta büyük bir telaş var. Sürekli malzemeler taşınıyor. Herkes bir yerlere koşuyor.

Hasta yakınına serviste her odada dört yoğun bakım hastası yatırılacağını, her hastanın başında da gece-gündüz bir refakatçi kalması gerektiğini belirtiyor.

Hasta yakını iki gözü iki çeşme… Özele götürmeyi teklif ediyorum. “Yer yok, özel odada iki gün için 2300 lira ödedik, yoğun bakımları da dolu” diyor.

Çaresiz gözlerle bakınıyor. Birde hemen hastanın alt kata götürülmesini istiyorlar. Millet dalıyor, hastasını alıp koğuşa götürüyor. Birisi ortamın steril olamayacağını, bir odada sekiz kişinin corona taşıyıp-taşımadığı kontrol etmeden nasıl refakatçi olacağını soruyor. Cevap yok…

Yoğun bakıma yatırmak için bile, 90 yaşındaki kadını, 6 saat corona testi dahil tüm testleri yaptırarak bekletmiş olmalarına, ziyaretçi kabul etmedikleri yoğun bakımdan sonra, steril olmayan ortamda nasıl bir tedavi uygulanacağını anlayamadık.

Hasta yakını;  “Hastamı burada bırakamam… Ölecekse evde ölsün” diyerek çıkartmaya karar veriyor. “Hastanızı eve götürebilirsiniz. Ancak her türlü sorumluluğu aldığınıza dair bir kağıt imzalayacaksınız…”

Bitti mi?

Hayır. Hastanın nakil sorunu var. Ambulans vermelerini istiyoruz. Yoksa hastayı yerinden kıpırdatamayacağımızı belirtiyoruz.  Bir saatlik bir mücadeleden sonra bir ambulans geliyor ve hastanın eve nakli sağlanıyor.

“Hasta ne oldu?” diye sorar gibisiniz. Yazayım.  Şimdilik yaşıyor. Ama nasıl olsa 90 yaşına merdiven dayamış…  Değil mi ya?

Bizzat yaşadıklarım, sağlıkta nasıl çağ atladığımızı ve insan hayatına verilen değeri öğrenmeme yardım etti.  Bazı doktorlar da kendilerini önce öfke kontrolü terapilerine yazdırmalı, hasta yakınlarına nasıl davranmaları gerektiğini öğrenmeliler.  Hastaneleri bir işletme olarak kabul etmek, bu işletme planının bilenlerce yapılmasının önemini anlamak lazım.

Özel hastanelerde, odalarını beş yıldızlı otellerden daha pahalıya kiralamamalı. Oralardan sade vatandaş ta yararlanmalı.

Bir yanda Doğuda 112 nin  kar makineleri ile hastaneye götürmek için yardıma koştukları hastaları, öte yanda egenin incisi sayılan bir şehirde yaşanan gerçekleri bir arada yorumlamak çok zor.

Tek temennim;

Allah hiç birimizi muhtaç etmesin. Sağlık çalışanlarına da böyle yöneticiler nedeni ile sabırlar versin.

 

 

Yorumlar

varyant ofset matbaa dedi ki;

2021-04-29 11:06:01

maalesef ülkemizin geldiği nokta ve yaşadığımız gerçekler şaşırdıkmı şaşırmadık inşallah düzelir ama kimsenin bu konuda gelecekle ilgili güzel düşünceler taşıdığını sanmıyorum sizin anlattığınız sadeec çok ufak bir kısım daha neleri var

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları