ORUÇ 2021

30.03.2021 23:46

Ramazan ayı geldi. Kur’an’ın bin aydan daha hayırlı olduğunu bizlere haber verdiği aydır gelen. Recep, Şaban ve Ramazan diye hürmet edilen ayların üçüncüsü. Kitabımız Kur’an, Ramazan ayında indirilmiştir. Âdem Peygamberimizden beri devam edegelen bir dinin (İslâm Dini) son kitabıdır Kur’an. Mükemmel bir Kitap’tır. Anlaşılır bir Kitap’tır. Belirli bir zümrenin, grubun, milletin değil herkesin Kitab’ıdır. Okunsun ve anlaşılsın diye indirilmiştir. Allah kelâmı olduğu konusunda hiçbir şüphe yoktur. Hem kendisi hakkında hem de içeriği hakkında şüphe yoktur, lâ raybe fîhtir. Bu ifade Kur’an’ın ifadesidir.

-“Bu kitabın, âlemlerin Rabbi tarafından indirildiğinde hiçbir şüphe yoktur.” (2/Bakara 2; Çeviri Suat Yıldırım)

-“Bu Kitap’ın indirilişi, hiç şüphe yok ki âlemlerin Rabb’indendir...” (32 /Secde 2-3; Çeviri Muhammed Esed)

Oruç Müslümanlara işte bu Kitap’ta farz kılınmıştır. Buyruk şöyledir: “Ey Mü’minler! Günahlardan sakınıp arınmanız, sorumlu ve duyarlı bir Mü’min olmanız için oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” 2/Bakara 183; Çeviri Mustafa Öztürk)

“Oruç size de farz kılınmıştır” buyruğunun hemen arkasından farz kılınışın sebebi olarak “arınmanız, sorumlu ve duyarlı bir Mü’min olmanız” içindir, vurgusu yapılmaktadır. Amaçlanan; oruç tutarak Müslümanların günahlardan arınmalarıdır. Sorumlu ve şuurlu bir Mü’min olduklarının farkına varmalarıdır. Yani Mü’min, bir aylık süre içinde kendisiyle sıkı bir hesaplaşmanın içine girecektir. Sorumluluklarını hatırlayacaktır, günahlarıyla yüzleşecektir ve sonrasında orucu niçin tutması gerektiğinin şuuruna varacaktır. Bu yüzleşmeden sonra nasuh (samimi ve içten) bir tövbe yapacaktır, bilerek veya bilmeyerek işlediği günahlardan dolayı Yaratıcı’dan af/özür dileyecektir. Böylece arınacaktır. İşte, orucun amacı budur.

İyi insan yetiştirmek 

Orucun amacının içinde aç kalmak, susuz kalmak ve cinsellikten uzaklaşmak yoktur. Aç kalmak susuz kalmak, cinsellikten uzaklaşmak amaca ulaşabilmek için alınması gereken ön tedbirlerdir, yapışılması gereken sebeplerdir, amaca ulaşmak için baş vurulması gereken vasıtalardır. Tedbirler, vasıtalar amaç haline getirilmemelidir. Eğer vasıtalar abartılırsa, araçlar amaç haline getirilirse oruç tutmak sağlık açısından zararlı hale gelebilir. Allah’ın böyle bir isteği yoktur. Allah’ın bütün gayreti, çabası, yırtınıp-didinmesi, iyi insan yetiştirmektir.

Kur’an, tedbirlerin abartılmaması, araçların amaç haline getirilmemesi için Müslümanları uyarır ve onlara bazı kolaylıklar önerir:

-“Bu farz oruç (sürekli olarak değil) başı-sonu belli bir süre zarfında, (Ramazan ayı boyunca) tutulur. İçinizde her kim (Ramazan ayında) hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca daha sonra oruç tutsun. (Hasta veya yaşlı olmadıkları halde), oruç tutmaya dayanamayan kimseler ise tutamadıkları her gün için bir fakiri doyuracak kadar fidye versin. Fidye miktarını gönlünden koparak artırırsa, kendisi için elbet çok daha hayırlı olur. Bununla birlikte, orucun manevi değerini düşünürseniz, (fidye ödemek yerine) oruç tutmanın mutlak hayrınıza olduğunu anlarsınız.” (2 Bakara 184, Çeviri, Mustafa Öztürk)

-“Ramazan o aydır ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir. O halde bu aya ulaşanınız onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez, tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır. (2 Bakara 185; Çeviri Yaşar Nuri Öztürk)

-“(Gündüz) tutulan oruçtan sonraki gece boyunca kadınlarınıza yaklaşmanız helaldir: Onlar sizin için bir elbise gibidirler ve siz de onlar için bir elbise gibisiniz. Allah bu konuda kendinizi sıkıntıya sokacağınızı bilir; bu yüzden O size mağfireti ile yönelmiş ve bu zorluğu üzerinizden kaldırmıştır. Şimdi öyleyse onlara yaklaşabilir ve Allah'ın sizin için uygun gördüğünden yararlanabilirsiniz ve gecenin karanlığından tanyerinin aydınlığı fark edilinceye kadar yiyip içebilirsiniz. Sonra gece çökünceye kadar oruca devam edersiniz. Ama mescidlerde itikafta iken kadınlara yaklaşmayın. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır: O halde bu sınırları ihlal etmeyin; (İşte) böylece Allah mesajlarını insanlara açıklıyor ki O'na karşı sorumluluklarının bilincinde olabilsinler. (2 Bakara 187; Çeviri Muhammed Esed)

Kur’an’ın bu ifadelerinden anladığımız şudur; 

1- Orucu sağlıklı olan Müslümanlar tutacaktır. Hasta olan Müslümanloar tutmayacaktır. Hastalığından kurtulunca tutacaklardır. Kronik hastalığı olanlar ise hiç oruç tutmayacaktır.

2- Yolculuk yapanlar, sıkıntıya girmemeleri için oruç tutmayı erteleyebileceklerdir.

3- Yaptıkları işin verdiği sıkıntıdan, stresten dolayı, oruç tutmaya güç yetiremeyenler ise, maddi olarak yeterli birikime sahiplerse “fidye” vereceklerdir. Değillerse oruç da tutamayacaklarsa dua edeceklerdir. ‘Allah’ım benim durumum ve niyetim sana malumdur, çok istediğim halde işim gereği oruç tutmaya gücüm yetmiyor, beni affet’ diye yakarışta bulunacaktır. Hepsi bu kadar. Allah zalim değildir. Merhametlidir. Affedicidir. Fidye; fakir-fukarayı görüp gözetmek için verilir. Hastanın veya özür sahibinin, mazeret sahibinin kendisi fidye almaya layık bir Müslüman ise, bu durumda sadece yine dua edecektir.

4- Oruçlu kalınacak süre, güneşin doğmasının hemen öncesinden itibaren gece karanlığına kadardır. Güneşin doğması ve batması orucun şartlarından değildir. Orucun süresi, insanların işe gitme ve işten gelme saatleri göz önünde bulundurularak tayin edilmiştir. “Tan yerinin ağarmasından gece karanlığına kadar” ifadesinin kullanılması gözden kaçırılmamalıdır. Yoksa, güneşin doğmasıyla imsak ve güneşin batmasıyla da iftar ediniz denilirdi.

5- Bu sürenin dışında kalan zamanlarda, alınan tedbirlerden, kişinin kendisini uzaklaştırdığı şeylerden vazgeçilecektir. Hayat normale dönecektir.

6- Oruç, Ramazan ayı boyunca tutulacaktır. Ayın dünyanın etrafındaki hareketine göre 29 veya 30 gün tutulacaktır.

Kıraldan fazla kıralcı olmak 

Kural Koyucu, oruç ibadetiyle ilgili kuralları böyle koymuştur. Oruçlu kalınacak süre içinde, hiçbir yiyecek yenilmeyecek, içecek içilmeyecek, cinsel ilişki kurulmayacaktır. İnsan onuru zedelenmeyecek, yalan söylenmeyecektir. Hoşgörü sahibi olunacak, muhtaç olanlar görüp gözetilecektir. Bu kuralların koyulduğu coğrafya, Hicaz bölgesidir. Özelde Medine’dir. Medine gece ile gündüzü eşit olan bir bölgededir. Hitap, özelde o bölge insanınadır. O bölgenin dışında yaşayan Müslümanlar oruç ibadetinin süresini o bölgedeki süreyi takdir ederek kendi bölgelerine uyarlayacaklardır. Allah’ın iradesi bu yöndedir. 

Müslümanlar, bilhassa süre açısından Medine şartlarını gözardı ederek oruç tutarlarsa hem kendilerine zarar verirler hem de oruç ibadetinin amacının dışına çıkmış olurlar. Bu durumda Yaratıcı’yı unutkanlık, bilgisizlik ve zulüm sıfatları ile töhmet altında bırakmış olurlar.

İlim sahiplerinin, kanaat önderlerinin, yöneticilerin Yaratıcı’ya karşı dürüst olmaları gerekir. Kur’an buyruklarını akıl ile işleyerek insanlığın istifadesine sunmaktır onların görevi. Kıraldan fazla kıralcı olmak değildir. İnsanların içinde bulundukları şartlar göz önünde bulundurularak bu çalışma yapılmalıdır. İnsanlar ibadetlerini zorlanmadan gönül rahatlığıyla yapmalıdırlar. Çok sevap kazanmanın veya iyi bir Müslüman olmanın yolu ibadetleri zorlaştırarak yapmaktan geçmez. İbadetleri zorlaştırmak dinin katolikleştirilmesidir. Ne kadar acı çekilkirse o kadar sevap mantığı Kur’an’ın buyruğu değildir. İslâm’ın temel kaynağı olan Kur’ân’ın ibadetler için kolaylaştırıcı ve çözüm sunan bir kitap olması, onun yaşanabilir olmasını sağlayan en önemli hususlardan biridir.

Kur’ân ibadetler konusunda yapması gerekeni yapmıştır, tanınabilecek kolaylıkları tanımıştır. Müslümanlara yetkiler vererek de (içtihat) İslam’ın yaşanabilir hale getirilmesi için tavsiyelerde bulunmuştur. Aklı ön plana almıştır. “Aklınızı çalıştırmazsanız sizi pislik içinde bırakırım.” (10 Yunus 100; Çeviri, Yaşar Nuri Öztürk) demiştir. Allah’ın kolaylıklar olarak Müslümanlara sunduğu imkanlar, yapılması gerekenin nasıl yapılacağını bilmekle alakalıdır. Önemlidir. Eğer bunlar bilinmezse yapılması gerekenler yapılmaz ve akletmeden yapılanlar ibadeti ibadet olmaktan çıkarır ve ibadet çileye dönüşür. Din Katolkikleşir.

Mesela;

1- Uzun günleri olan yerlerde yani, gündüzün süresi 12 saatten fazla olan yerlerde yaşayan veya kutuplarda yaşayan Müslümanlar, Medine’deki oruç süresini esas alarak oruçlarını tutmalıdırlar. Bu süre yaz-kış değişmez. Yazın da kışın da yaklaşık 12-14 saat oruç tutulur. Öyleyse orucun süresi de yaklaşık 14 saat olmalıdır. Bu doğru bir yaklaşımdır, akılcı bir yaklaşımdır.

2- Böyle yapılmaz ise, akıl çalıştırılmaz ise, Allah yarattığı diğer bölgeleri; kutupları ve gündüzü uzun olan coğrafyaları unutmuş olur; o bölgelerde yaşayan Müslümanlarla ilgili bir açıklama yoktur. Oysa Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. Allah unutkan değildir.

3- Böyle yapılmaz ise, Allah Hicaz bölgesinde yaşayan insanları koruyup kollamış olur. Onlara 12-14 saat oruç tuttururken, diğer bölgelerde yaşayan Müslümanlara 19- 22 saat oruç tutturarak kendi koyduğu adalet ilkesini zedelemiş ve onlara zulüm yapmış olur. Oysa Allah adalet ilkesini ayakta tutmak ister, zalim değildir.

4- Böyle yapılmaz ise, Hicaz Bölgesi dışında, uzun günleri olan yerlerde ve Kutuplarda  yaşayan Müslümanlara, şartlar oluşmadığı için oruç farz değildir denilmelidir ki; bu da mümkün değildir. Çünkü “oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi sizin için de farz kılınmıştır” buyruğu genele şamildir.

5- Bu durumda fetva şöyle olmalıdır; zamanları tam teşekkül etmeyen, 12 saat gündüzü 12 saat gecesi olmayan coğrafi bölgelerde yaşayan Müslümanlar, Medine’yi esas alarak oruçlarını takdir ile tutmalıdırlar. Evet o bölgelerde yaşayan Müslümanlar için fetva böyle olmalıdır. 

İbadetleri Allah’ın iradesinin dışına çıkarak, basitlkeştirmek gibi bir niyetim yoktur. Aksine Allah’ın iradesi, irade ettiği şekliyle tecelli etsin diye bir gayretim vardır. Daha fazla Müslümanın Ramazan ayının bereketinden istifade etmesi için bir gayretim vardır. Aynı maksadı hadislerde yapılan uyarılarda da görmek mümkündür. Örneğin Allah Resul’ünün şu sözü dinde itidalin önemini açıkça ifade etmektedir: “Dinde aşırı davranmaktan sakınınız. Muhakkak ki sizden öncekiler aşırılıkları sebebiyle helak oldular.” (Dârimî, Siyer 45; Ahmed bin Hanbel, 4/127, 5/318, 330)

Kulun, uzun ve bıktıran bir ibadetin sonunda usanmış bir ruh haliyle Allah’a münacatta bulunması Peygamberimiz tarafından doğru görülmemiştir. Böylesi bir psikoloji ile, tükenmişlikle yapılan ibadetin ve duanın Allah katında makbul olması pek de mümkün olmasa gerektir.

İslam’da ibadetin temel ilkelerini şu şekilde sıralamak mümkündür: 

Birinci sıraya, isteklilik ve samimiyet konmalıdır.

İkinci sıraya, gösterişten uzak olmayı koymak gerekir.

Üçüncü sıraya da, kolaylık ve güç yetirebilirlik konulmalıdır. Böyle bir sıralama Allah’ın buyruklarına daha uygun olsa gerektir.

İslam dini kolaylık dinidir. Zira Peygamber Efendimiz, “Bu din her şeyiyle kolaylıktan ibarettir. Kim amellerim eksiksiz olmasın diye kendini zorlarsa, din mutlaka ona galip gelir ve neticede o kişi ezilip büsbütün amelden kesilir. O hâlde istikâmet üzere dosdoğru gidin ve itidalli olun! Yapmak istediğiniz ameli tam olarak eksiksiz bir şekilde yerine getiremezsiniz. Buna gücünüz yetmez. Siz gücünüzün yettiği kadar mükemmele yaklaşmaya gayret edin! Böyle yaparsanız size müjdeler olsun! Zîrâ amellerin azına da pekçok ecir vardır.”(Buhârî, Îmân, 29) buyurmuştur.

Prof.Dr. Mehmet Said Hatipoğlu,

Prof.Dr. Hayri Kırbaşoğlu,

Prof.Dr. İlhami Güler,

Prof.Dr. Mehmet Azimli,

Prof.Dr. İsrafil Balcı,

Prof.Dr. Şaban Ali Düzgün,

Prof.Dr. Ömer Özsoy,

Prof.Dr. Süleyman Ateş,

Prof.Dr. Bayraktar Bayraklı,

Prof.Dr. Mustafa Öztürk,

Diyanet İşleri Başkanlığı,

Berlin İlahiyatçılar Derneği,

Rusya Federasyonu Müftüler Konseyi,

Musa Carullah Bigiyev

Gürer ve Dürer yazarı Molla Hüsrev gibi İslâm âlimlerinin fetvaları da bu yöndedir. Onlara itibar edilmelidir.

Sözü, sözün Sahibi’ne bırakarak yazımızı sonlandıralım; “…Allah, sizin için kolaylık ister, zorluk istemez…” (2 Bakara 185; Çeviri Şaban Piriş)

Yukarıda açıklamasını yaptığım kurallara bağlı kalarak Berlin İlahiyatçılar Derneği’nin hazırladığı İmsakiye 2021’i de istifadelerinize sunuyorum. Arzu eden her Müslüman bulunduğu bölgede bu imsakiyedeki süreye göre orucunu tutabilir. Allah orucunuzu kabul eylesin. Amin.

 

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları