ÖĞRENMEYİ SEVDİRMEYEN EĞİTİM, AMAÇSIZDIR

25.11.2022 18:03

Öğrenciliğimi anımsarım çoğu zaman. Okullar dinlenceye girdiğinde üzülürdük. Okula severek giderdik. İlkokul birinci sınıftan başlayarak sayısız arkadaşlar edindik. Her arkadaşlık, bir öğrenmeydi. Birlikte öğrendik onlarla. Birbirimizden öğrendik. Aslında oyun içinde bir eğitimin temellerini attık. Her arkadaşlık, bir eğitim ve öğrenme kaynağıydı bizim için.

Öğretmenlerimizin birçoğunda tanrısal özellikler görürdük nedense. Verdikleri her bilginin, gösterdikleri her davranışın biz öğrencilere yeni bir ufuk açtığını düşünürdük. Verdikleri bilgileri belleğimizde tutar, davranışlarını benimserdik. Onlar, anlattıkça bizim ufkumuz genişlerdi. Ders aralarında yeni öğrendiğimiz bilgileri, heyecanla konuşup tartışırdık kendi aramızda. Önerdikleri kitapları olanaksızlıklar içinde bulmaya çalışırdık. Okuma sevisi, ilkokul sıralarında içimizde bir fidan gibi göverdi. Onlardan öğrendiğimiz en değerli şey, bilgiyle güç kazanacağımızdı.

Bugünün çocuklarına bakıyorum. Okula severek giden öğrenci, neredeyse parmakla sayılacak kadar az. Okulda sıkılıyor çocuklar. Bir çocuk denizinde neden sıkılır çocuklar? Bunda bilgisayar, tablet ve telefonlarda oynanan oyunlara olan bağımlılıklar asıl etken. Ne yazık ki okullar ve öğretmenler, değişen toplumsal koşullara uyum sağlayamadı. Eğitimi, değişen toplumsal koşullara göre biçimlendiremiyorlar nedense. Bu konuda asıl sorumluluk, Millî Eğitim Bakanlığı’nda. Bakanlık yöneticilerinin çoğu değişen çağın, farklılaşan koşulların farkında değiller. Farkında olanlar da ya çözüm üretmede yetersizler ya da sorunları dile getirmede yüreksiz davranmaktalar koltuklarını yitirmemek için. Ülke, toplum sorumluluğunu kişisel çıkarlarını önüne koyacak yöneticilere ivedilikle gereksinimimiz var.

Bakanlık ve okul yöneticileri ile birçok öğretmen, günü kurtarmanın peşinde. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” diyenler çok. Yöneticinin de öğretmenin de kendini geliştirmediği bir yerde sağlıklı eğitim olabilir mi? Doğaldır ki olamaz. Olmuyor zaten.

Yöneticilerin ve öğretmenlerin kendilerini meslek içinde yetirmeleri olmazsa olmaz. Ne yazık ki ÖSS sistemiyle iyi öğretmen yetiştirilmiyor. Öğretmenlik, biraz da doğuştan gelen bir yetenek. İş edinme amacıyla yapılacak bir meslek değil. Nedense son zamanlarda durum bu. Çocuklar, öğretmenlerinin çoğunu ve okullarını sevmiyorlar. Coşkun bir ırmak gibi okullara akmıyorlar. Sevgi ve coşku olmayınca eğitim ve öğretim de zayıflamakta.

Eğitim, sevgiyle olur. Eğitim kurumları ve eğitimciler, öğrenmeyi sevdirmeliler öğrencilerine. Öğrenme; sevilerek, isteyerek, coşkuyla yapılması gereken bir iş. Sevgi yoksa eğitim de yok! Öğrenmeyi sevdirmeyen eğitim amaçsızdır, yanlıştır.

Adil Hacıömeroğlu

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları