NEYMİŞ, MİLLET AÇMIŞ

12.06.2021 15:13

Bu sözlerle başlıyor AKP Genel Başkanı ve Cumhura Başkan Erdoğan ve sürdüyor sözlerini:

"Neymiş, millet açmış. Aç olarak dolaşanları, buyurun siz doyuruverin!”

Bunu söyleyen kişi Fırat kenarında kaybolan iki koyundan kendisinin sorumlu olduğunu da söylemişti bir zamanlar.

Dün, dündü. Bu gün, bugündür. Fıtrat bu...

Söylemişti de, Fırat'ın köprülerinin altından da çok sular aktı, akan o sular aldılar o sözleri ineğin önüne attılar.

İnek de sözleri içti ve dağa kaçtı.

Dağ da yandı, bitti, kül oldu.

Aşağıdan, yukarıdan yoluın sonu görünüyor.

Musa Eroğlu'unun çok güzel okuduğu bu türkümüzün okunmasını yasaklamıştı bir zamanlar Karaman İli'mizin valisi.

Valiler yönettikleri illerde cumhura başkanı temsil ederler.

Tıpkısının aynısı...

“Şimdi bakıyorsunuz sözde siyasi parti genel başkanı olarak konuşanlara. Neymiş? Millet açmış. Biz; ne gerekiyorsa(!) bütün imkânlarımızı(!) seferber ederek yapıyoruz. Aç olarak dolaşanları, buyurun, siz de doyuruverin!”

Skandal!

Aşağıdanbak skandal!

Yukarıdan bak, skandal!


Bu resim; AKP Genel Başkanı ve Cumhura Başkanı koruma ordusuyla gösteriyor.

Haberin başlığı şu:

KORUMA ORDUSUNA MİLYONLARCA LİRA AKTI

Bu yılın ilk dört ayında AKP Genel başkanı ve Cumhura Başkan'ın koruma ordusuna harcanan para 100 000 000, 00 (yüz milyon, eski değeriyle yğz trilyon) lirayı geçmiş.

Bu skandal sözler, doğaldır ki, başkanın cumhurunu derinden yaraladı.

Doğup büyüdüğü İstanbul/Kasımpaşa'da da o sözlere karşı, semt sakinlerinden biri;

„Ucuz ekmek almak ya da askıda ekmek uygulamasından yararlanmak için sabahın erken saatlerinde Halk Ekmek büfesinin önünde kuyruk oluyoruz.” diyor.

Utanması olacak insanın!

Utanmaktan korkacak insan!

Utanmamak korkutmalı insanı...

„Milletin durumunu pazarlarda görecekler ki; aç mı, tok mu o zaman anlayacaklar.” diyor başka biri.

Bir başka biri, aç karnını göstererek;

„Yukarıdakilerin Allah’a çok şükür hepsi böyle. İşte bizimkini görüyorsunuz. İki ekmek. 87 yaşında hanımla ben karnımızı doyuracağız diye uğraşıyoruz. Allah sonumuzu hayır etsin!“

Bu tümceler insana; “Yer yarılsa da, ben yarılan o yerin yedi kat dibine yuvarlansam!” dedirtmezse, o insanda ar damarı yoktur. Yüzünden utanma duygusu kırık camla sıyrılmıştır onun.

Bir başkası;

„Onun doyurması lâzım bizi. Çünkü bize bakması lâzım. Ama o sarayda yaşadığı için neyin ne olduğunu bilmiyor fazla. Bir şeyleri unutmuş, değerlerini unutmuş gibi geliyor bana. Aç olmaz mı insan? Ben niye alıyorum 1 liraya bu ekmeği ki? Ben de fırından güzel ekmek almayı bilmiyor muyum? Ama imkânımız yok, alamıyoruz yani, ne yapalım? Herkesin durumu çok kötü. Bütün esnaf, bütün insanların kötü yani. Düzenli giden bir şe yok ki? Birikmiş olan borçlarım var. Kim ödeyecek benim borcumu? Ben çalışmadan ödeyebilir miyim? Ödeyemem çalışmak zorundayım.”

diyor.

Yaşı daha genç olan bir başka yurttaş;

„Halimizi görüyorsunuz ne diyebiliriz ki? Diyecek bir şey yok. Ben babam için geldim. Hayır için para bıraktım, millet alsın diye. Askıda ekmek bıraktım.“ 

derken, bir diğeri;

„Bir şey söylememe gerek yok herkes biliyor her şeyi.”

diyor.

Hani bir özdeyişimiz vardır;

“Benim adım Naşit. Bir söyle, bin ah işit!” der.

Yurttaşta dert bin de değil, elvan, elvan...

O; bu sözleri söylerken ne utanıyor, ne vicdanı sızlıyor.

Ama; bakın yurttaş neden utanıyor ve bu utançtan hangi yaşam dersini çıkarıyor:

„Az önce burada siz varsınız diye genç bir arkadaş geri döndü.

Ben de zaman zaman ekmek alırken eziliyordum. Daha doğrusu gelmekte çok zorlanıyordum. Geldiğim zaman sıkılıyordum, ama; hayat şartları gelmeyi, artık utanmamayı veya her şeyi yapmayı öğretti.

Mecbur kalınca her şeyi yapıyorsunuz.

Utanması gereken başkaları.

Yüzde yüz fark var. Şöyle düşün!

2 lira ekmek nerede, 1 lira nerede?

Ben 5 kişilik bir aileyim. Benim aldığım ekmek belli, maaş belli.  1 800, 00 TL.

Şimdi düşündüğünüz zaman mecburum. O lüksü bırakmak zorundayım. Bana göre lüks kalıyor fırından ekmek almak. Herkes sıcak ekmek almak istiyor.

Ama burada iki üç tane genç vardı, geri döndüler siz varsınız diye.

Saygı duyuyorum.

Ben de bir an tereddüt ettim ama; yapacak bir şey yok, gerçek bu.

Utanacak bir şey yok dedim geçtim sıraya.”

Utanma sen kardeşim!

Belli ki; utanmaktan korkuyorsun.

Bu duruma düşenlerden utanmamak senin dünyanda yok, belli.

Onlar utansınlar.

„İşsizlik ön safta gidiyor. Sayın Cumhurbaşkanımız güzel konuşuyor ama kendisini buradan takdir ediyorum semtimizin insanı ama biraz bizlere destek olsun. Buradan kendisine selam gönderiyorum destek olsun, böyle olmuyor. Günden güne kötüye gidiyor. Türkiye’nin hayat şartları çok kötü. Günden güne daha da kötüye gidiyor. Bunun için ne yapmak lazım Sayın Cumhurbaşkanından rica ediyorum en kısa zamanda bütün işsizlere iş versin. Herkes eşit şartlar atında yaşasın. Terazi denge olsun."

Nazım Hikmetin Davet şiirini düşelim buraya, tam yeridir.

AKP Genel Başkanı ve Cumhura Başkan'a gitsin!

Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan

                bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benziyen toprak,

                bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu,

                bu dâvet bizim....

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

                bu hasret bizim...

Hani bunlar inançlı olduklarını, yaratılanı yaratandan ötürü sevdiklerini söylüyorlar ya, palavra...

Bakın İslam dininin peygamberi ne diyor?

“Sen tok yatarken komşun açsa, benim ümmetimden değilsin!”

NOKTA....

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları