NASIL SELAM VERMELİ

25.09.2021 14:56

Gündemin hızına yetişmek mümkün değil, hele de çokluğuna!..

Tam birisi konusunda yazmaya başlıyorum, bir başkası çıkıyor ortaya. Bir de gündemdeki önemli konuların üstünü örtmek, görülmesini, düşünülmesini engellemek adına kimi zaman saçma sapan, kimi zaman yalan bir laf atılıyor ortaya. Bilen de, bilmeyende, her şeyi unutup o lafa yönelip bilirkişi gibi konuşmaya başlıyor. O nedenle de o yazıyı yarıda bırakıp yeni konuda yazmaya başlıyorum. Dolayısıyla da, yarım kalmış birçok yazım sırasını bekliyor. O sırada da, bazıları gündemden düşmüş oluyor.

Bugün başka bir konuda yazmaya karar vermiştim ama Diyanet İşleri Başkanı durup dururken bir laf atınca ortaya, hele de birçok kafadan ama doğru ama yanlış birçok görüş uçuşunca havalarda, dayanamayıp selamlaşma konusunda yazmaya karar verdim.

Aslında kökenler çok da takılmamak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü dilimizde çok fazla yabancı kökten gelen, yabancı dilden alınan sözcük var. Şöyle bir düşünecek olursak; Fransızca, Arapça, Farsça, Yunanca, İngilizce… Bir de hepsinin ayıklanıp öz Türkçe konuşulmasını savunanlar var. Öz Türkçe olmayanların hepsini çıkartacak olursak, geriye Türkçe kaç sözcük kalacak ve o sözcükleri kullandığımızda, kaç kişi anlayabilecek? Türkçe diyerek uydurukçaları savunanlar da var ayrıca!..

Bu konuları dil bilimcilere bırakmak en doğrusu ama ağzı olan konuşuyor. Bunlardan biri de Diyanet İşleri Başkanı…

Gerçi onun amacı başka! Şimdi ortaya bu lafı atmanın sırası mıydı, yeni bir gündem yaratmanın gereği var mıydı? Bu ülkede herkes istediğince selamlaşıyordu bugüne dek ve bazı az sayıdaki “Selamün aleyküm” şeklinde selama karşı, hatta düşman olanlar varsa da, kimse de kimsenin selamından rahatsız değildi.

Günaydın ve Tünaydın selamlanışını kullanmakla birlikte bana saçma da geliyor doğrusu. Uzun zamandır, yerine yine Türkçe ama daha anlamlı sözcüklü bir selamlaşma bulunmalı diye düşünüyor, daha anlamlı ne denilebilire yanıt arayıp duruyordum ama her bulduğum da ya Türkçe olmuyor ya da kullanımı zor oluyordu…

Gün ve aydın sözcükleri yan yana gelince, her ne kadar günün aydınlık olsun anlamında kullanılmaktaysa da, selamlaşmaktan ziyade, karşıdakine günün aydın olduğunu haber veriyor gibi geliyor bana, yani amaca tam oturmuyor. Hele de Tünaydın; eski Türkçede “Tün = Gece" 90’lı yıllardan beri kullanılmaya başlanan bu temenni de, benim içime hiç sinmedi doğrusu. Uydurulmuş gibi, üstelik yanlış da gelmekte. Kullandığımda da zorlanmaktayım. “Tün” eski Türkçede “Gece” olduğuna göre, gündüz vakti ne diye tünaydın diyoruz anlayamıyorum.

“Cahiliye devri” sözü ise olmadı.  Şayet sözcüklerin kökeninin eski Türkçe oluşuna vurguysa, Selemün aleyküm de yeterince eski, hem de en eski. Şayet amaç Türkçe karşıtlığı ve İslam’a eğindirmekse de, yine olmadı. Hem hiç sırası değildi, hem de bu ülkede herkes Müslüman değil. Her selam verdiğimizin inancını da bilmiyoruz.

Gelelim işin din boyutuna, Allah dini konularda, keyfe göre konuşmayı, ayetlerinin eğilip bükülmesini yasaklamıştır.

Ama hazret, her ne hikmetse, ara sıra çıkıp hiçbir dayanağı olmayan fetvalar vermeyi pek bir seviyor. Bahsettiği konuda bir ayet örneği vermiyor, kırk yılda bir verdiğinde de, bakıyorsunuz o ayet öyle demiyor. Hadise bakıyorsunuz, aklınıza yatmıyor, çünkü Kurana uygunluğu olmayan hadis doğru hadis değildir. Gerçi bunu sadece o da yapmıyor, daha beterlerini yapan sözde din adamları da var!..

Müslümanlar arasındaki “Selamün aleyküm” şeklindeki selamlaşma, aslında "Esselamü aleyküm ve rahmetullahü ve berekatühü" yani, "Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun" karşılık olarak da, "Ve aleyküm selam ve rahmetullahü ve berekatühü" Yani Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi, senin de üzerine olsun. İnananlar açısından güzel bir temenni ama öyle uzun uzadıya söylenmesi pek mümkün değil, o nedenle kısaca "Selamün aleyküm" ve "Aleyküm selam" denmekte. Yani, “Selam üzerinize” ve “Sizin de üzerinize” şeklinde söylenmekte. Netice itibariyle selamlaşma... Bu durumda, sadece selam demek de yeterli görünüyor ama sadece “Selam” demek, bana adet yerini bulsun ya da baştan savma bir selam gibi geliyor. Yukarıda da dediğim gibi, “Günaydın” da selam gibi gelmiyor bana. Gün aydınlık diye haber verir gibi. Yerine daha anlamlı ve yine Türkçe bir selamlaşma sözü kullanılmalı diye düşünmüşümdür hep. (İyi sabahlar, güzel sabahlar, hayırlı sabahlar" veya benzer başka bir şey ki hem selamlaşma olsun, hem de iyi dilek temennisi. Gerçi, sabah sözcüğü de Türkçe değil ama...

Tünaydın ise, çok saçma bir şekilde ve yersiz kullanılmakta. "Tün" Türkçe bir sözcük ama "Gece" demek. Yani ancak hava karardıktan sonraki bir selamlaşma sözü ama 90'lı yıllarda ortaya çıkan bu selam şekli neden çıktı, gün içinde neden kullanılmaya başlandı bilemiyorum ama zaten pek tutulmadı da... O ya da bu, öyle ya da böyle, neticede hepsi selamlaşma, hepsi iyi dileklerin sunulması ve başta da dediğim gibi, bugüne kadar kimsenin, kimsenin selamından pek şikâyet ettiği de, rahatsız olduğu da yoktu. Şimdi durup dururken yok o eskiydi, bu yeniydi, bu çağ dışı, şu çağdaş diyerek ortaya bir laf atmanın anlamı var mıydı ama nedeni artık hepimizin de anladığı üzre!..

Üstelik, herkesin aynı şekilde selam vermesini beklemek de yanlış. İsteyen istediği şekilde selamlaşır, istediği şekilde temennide bulunur. Bunu Türk-Arap konumunda ayrıştırarak servis etmek yanlış. Amaç İslam'a eğindirmekse, günümüzde İslam'a aykırı olarak sergilenmekte olan onca şey varken ve halkı bu konularda aydınlatmak gerekirken, koskoca Diyanet İşleri Başkanı'nın kalkıp da selamla uğraşması gerçeklerin görülmemesi amacıyla, gündem yaratmaktan öte bir gayret değil diye düşünüyorum...

Zaman zaman ortaya çıkan ama bu konu ortaya atıldığından itibaren pek çok kişinin diline doladığı bir iddia var ki onda da amaç belli. Efendim, selamün aleyküm İslami değil, Yahudilerden Müslümanlara geçmiş bir selamlaşma şekliymiş ve Yahudilerin Şalom isimli hain krallarına verdikleri selammış!..

Gerçi bu iddia epey bir zamandır servis edilmekte ama araştırdığım kadarıyla, böyle bir kral yok tarihte. İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan ve çoğunlukla İsrail devletinin resmi tarih anlatısına dayalı Türkçe “İsrail Hakkındaki Gerçekler” adlı dokümanda da böyle bir kraldan bahsedilmiyor.

İslam'ın uydurma ve çalıntı bir din olduğu bilgisini yayarak karalama, yok edilme çabasından öte bir şey değil bu gayretler. Çünkü selam konusunda da değil sadece. Pek çok konuda bu nevi iddialar zaman zaman dile gelmekte… Bu iddialarda bulunup kanıtlanmaya çalışılırken, Araplarla, İsraillilerin atalarının akraba olduğu unutulmakta. Dolayısıyla dil köklerinin de aynı ya da benzer olması çok doğal. Kaldı ki her ne kadar bugün değiştirilmiş, tahrif edilmiş de olsa, ilk peygamberden son peygambere kadar görevlendirilenleri aynı yaratıcı görevlendirmiş. O günün koşullarına ve ihtiyaçlarına binaen bazı farklılıklar olsa da, temelde aynı Kitap ve aynı din. Pek tabii ki benzerlikler, hatta aynılar olacak.

Üzüldüğüm ise, bu nevi iftira ve yalanlara, araştırmaksızın hemen doğru kabul edip kullanmakta olan insanlarımızın bu misyonerlik faaliyetinde bulunanların ekmeğine yağ sürmeleri!..

Ne Günaydın cahiliye devri selamı ne de Selamünaleyküm Yahudi selamı!.. Hz. Ademden, Hz. Muhammed'e kadarki tüm peygamberler İslam'ı tebliğ üzere görevlendirilmiş olduğuna göre, hepsinde selam aynı. Yahudiler de sonradan kendilerine gelen dinde değişiklik yaptıkları ve bugün farklı inandıklarından dolayı Müslüman değiller ama selamlarını değiştirmemişler ya da İbranicede söylenişi öyle veya manasını da değiştirmiş olabilirler. Bu konuda derin bir araştırma yapmamakla birlikte, pek çok kişinin diline pelesenk ettiği bu iddia bana pek de mantıklı gelmiyor doğrusu.     Dünyanın var olduğundan, hatta öncesinden bu yana selam, Selamünaleykümdür. Allah meleklerine, melekleri peygamberlerine, hep bu şekilde selam vermiştir...

Hz. Muhammed’in, "Ümmetimin en şerlileri ahir zaman ulemalarıdır" sözüne gel de inanma, çünkü sadece Diyanet İşleri Başkanı da değil, kendini din adamından sayan/sayılan pek çok kişi de, Kurana aykırı pek çok lafı hiç çekintisiz söylemkte!..

Ayrıca, “Selamün aleyküm, hangi ırktan olursa olsun, hangi dili kullanıyor olursa olsun, Müslümanların ortak selamlaşma şeklidir. Ancak böyle selam verdiklerinde, karşısındakinin selam verdiğini anlayabilmektedirler.

Arapça oluşundan rahatsız olanlar varsa da, Türkçesini söylesinler. Neden Türkçesini söylüyorsun diyecek kimse olduğunu da düşünmüyorum doğrusu.

Demem o ki insanları rahat bırakın, karışmayın her şeylerine!..

İsteyen Günaydın desin, isteyen esenlik, iyilik, hayır dilesin, isteyen selamün aleyküm ve rahmetullahü ve berakatühü desin, isterse Türkçesi olan “Alahın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun desin…

Hepsi iyi niyet, güzel dilek ve istek değil mi?..

Yeter ki birbirine hakaret etmesin, kötü söz söylemesin!..

 

Ek bilgi: Müslümanlar arasında bilinen şekilde selâmlaşmanın hicretten sonraki yıllarda başladığı anlaşılmaktadır.

Resûl-i Ekrem’i öldürmek maksadıyla Mekke’den Medine’ye gelen ve niyeti anlaşılıp tutuklanan Umeyr b. Vehb el-Kureşî’nin, Resûlullah’ı o dönemin âdetine göre, “Sabahınız hoş olsun” diyerek selâmlaması üzerine Allah’ın resulü şöyle demiştir, “Allah bize lutufta bulunarak seninkinden daha hayırlı olan ve cennet ehli tarafından da kullanılan ‘es-selâm’ sözüyle selâmlaşmayı öğretti” (İbn Hişâm, II, 661-662).

Aynı zamanda Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinden olan selâm kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de kırk kadar âyette geçer. Bu âyetlerin bazılarında selâm veya selâmün aleyküm şeklindeki sözlerin daha önceki bazı peygamberler zamanında da kullanıldığı (Meryem 19/33, 47) meleklerin Hz. İbrâhim’e ve Nûh’a gittiklerinde (Hûd 11/48, 69; el-Hicr 15/52; ez-Zâriyât 51/25), yine meleklerin cennet ehline (er-Ra‘d 13/24; el-Hicr 15/46; en-Nahl 16/32; ez-Zümer 39/73; Kāf 50/34), cennet ehlinin birbirlerine (Yûnus 10/10; İbrâhîm 14/23), Allah’ın mümin kullarına (el-Ahzâb 33/44; Yâsîn 36/58), peygamberlere (es-Sâffât 37/79, 109, 120, 130, 181) bu şekilde selâm verdiği, Resûl-i Ekrem’e de kendisine gelen müminlere, selâmün aleyküm diye hitap etmesinin emredildiği (el-En‘âm 6/54) haber verilmektedir.

Bir âyette de selâmlanan kişinin selâma aynı ifade ile karşılık vermesi veya daha güzel bir ifade kullanarak muhatabına hayır duada bulunması emredilmekte (en-Nisâ 4/86), bir hadiste de daha güzeliyle mukabele etmiş olmak için yapılan ziyadelere ayrıca sevap verileceği belirtilmektedir.

(Kaynak: İslam Ansiklopedisi)

 

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları