4.5 C
Berlin
11:41 - 05/04/2020
Almanya Haber – Berlin Haberler – Son Dakika Avrupa Haberleri

Prof. Dr. Levent Seçer

Prof. Dr. Levent Seçer arşivindeki tüm yazılar ha-ber.com'da.

Diğer Yazarlar

TÜRKİYE’DE KONUŞULAMAYAN AYDINLIK

17:01 - 22/09/2009

Türkiye’de Atatürk ilkelerini temel alan Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkarak yerine dine dayalı bir devlet düzenini kurmak, bu anlayışın tüm toplumsal birimlerde etkileşimini yaygınlaştırmak adına, her türlü çalışmanın içinde olmak isteyenlerin asıl hedeflerinin gizlenmiş modelin resmini vermeselerde bunun adının ”Ilımlı İslam Modeli” olduğunu biliyoruz. Türk devriminin temel değeri olan laikliğin içinin boşaltılması, kamu alanlarında dini sembollerin ve artan dinsel kuralların hakim kılınması ile demokratik sistem anlayışının yok sayılarak tüm gücünü dinden alan dini liderlerin dikta yönetimlerinin ortaya çıktığı bir ülke olmanın içine sürüklenen bir ülke gerçeği.

Atatürk’ün, ”Benim mirasım akıl ve bilim” dediği gerçeği şimdi akılsızlığın ve bilimsizliğin getirdiği noktada suskun kalan ve konuşamayan aydınların elinde her geçen gün anlamını yitirdiğini görmek üzüyor insanı. Din modelini ısrarla hayata geçirmeye çalışan sistem yaratıcılarının, yarattıkları korku toplumu modelinin içinde, demokratik açılımdan söz etmeleri ne kadar inandırıcı olabilir? İsmet Giritli’nin ”Kemalist Devrimler ve İdeoloji” adlı eserinde, Atatürk’ün ”Ben manevi miras olarak hiç bir ayet,hiç bir doğma,hiç bir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve aklı anlatır, zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin, mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada bu gerçekleri kabul etmemek aklın ve ilmin gerçeğini inkar edici çalışmalar içinde olmak ve ısrarla kendi model anlayışlarını dinsel dayatmayı yaygınlaştırmak asıl bilimselliği aklın gerçeğini inkar etmek olur. Bu da ülkenin geleceğinde çok tehlikeli sonuçların yaşanması demektir. Şimdi benim miras olarak bıraktığım bu gerçeğin içinde ülkeyi yönetmenin gayreti içinde olmak, benim mirasıma sahip çıkmak olur”.

Atatürk’ün bu anlamda asla silinmeyecek değerde yazdığı bu sözlerini biz hala anlamamazlıktan geliyoruz ve adını demokratik açılım koydukları ve kendilerinin de hala anlatamadıkları bu senaryonun içinde tıkanmış kalmış olmanın bile gerçeğini görememek asıl sıkıntının ortasında kalmanın bir göstergesi değil mi acaba? Prof.Dr.Turan Feyzioğlu ”Laiklik Türk devriminin temel unsurudur” der. Prof. Dr. Eralp Özgün de ”Devlet olmanın temelinde Türkiye’de Laikliği Batı demokrasisinden ayrı tutmak sakıncalı olur” demişti. Siz şimdi kendi anlayışınızla laikliği yok sayarak ülkeyi farklı bir modelin içinde tutmaya çalışırsanız, Uluslararası değişim modelinden ve Çağdaş anlayış değerlerinden ülkeyi çok gerilerde bırakmış olursunuz. Şimdi bana göre tüm yapılanlar tasarımlar bu nokta gelişiyor, kim ne derse desin Türkiye bu sürecin içine çoktan girmiş durumda. Sadece tek konuşan bir Başbakan, konuşamayan bir parlamento ve sadece bir tek sisteme yönelmiş ve onun gözlerinin içine bakarak konuşmasını ayarlamaya çalışan bir anlayışın temsilcileri değilmi yaşadığım model. Konuşamayan bir demokrasi olur mu? Nerde kaldı yaratmak istediğiniz özde dolaysız bir demokrasi gerçeği? Şimdi hala kendinizin bile anlayamadığınız ama sinsice bunu çok iyi bildiğiniz bir saklanmış gerçek var. Adıda sözde bir demokrasi değil mi? Yani aydınların yargılandığı, yazarların, düşünenlerin, bilim adamlarının, konuşmaktan korktuğu bir anlayışın içinde yarınlarından korkar hale gelen suskun kalan aydınların yaşadığı Türkiye gerçeği. Tüm değerlerinin yok edilmeye çalışıldiği günümüzdeki laiklik,1937 yılında taşıdığı önemsel değerleriyle anayasaya girmişti. Ama şimdi laikliğin değil ümmetciliğin önemini kendi yarattıkları toplum anlayışına sunma gayreti içinde olanların önünde susmuş susturulmuş aydınların konuşamadıkları bir ülke gerçeğini görmek acı veriyor insana. Zaman zaman inanmadıkları noktada özeleştiride bulunmaya çalışan bu sistemi elinde tutanların, demokrasiden ve laiklikten söz etmelerine ne kadar inanmamız gerekiyor acaba?

Türkiye geçmiş yıllarda dinsel dayatmanın ülkeye getirdiği sıkıntıları çok yaşadı. 30 Kasım 1925 yılında çıkarılan 677 sayılı yasa ile takke, zaviye ve türbeler kapatılmıştı. Biz hala Cumhuriyetin değerlerini yok saymaya çalışıyoruz, bunun için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Bu şimdi Cumhuriyetten bir öç alma değilmidir? Türkiye’yi bu tarihe kadar kalıcı kılan ve saygın gösteren demokrasi anlayışında Atatürk devrimlerinin kalıcılığını nasıl inkar edebilirizki. Şimdi biz görünmeyen yaşanmışlığın içinde, din afyonuyla beynini satın aldığımız toplumun içinde, ”Dinle-Bilimi” karşı karşıya getirmeye çalışıyoruz, bunun sonuçlarını düşünmeden, yeterki kendi siyasal etkileşiminin varolmasınının kalıcı olması adına ülkenin yaşayacağı sıkıntıları ve uluslararası gözlenmesinin sonuçlarını bile hiçe sayarak.

Siz uluslararası saygınlığınızı elinizde tutmanız adına, sanatçıya, sanatına, yaratıclığına, eserlerine, bilim adamına, yazarına, gazetecisine, tüm çağdaş değerlerin temsilcilerine, adına aydınlar dediğimiz değerlere korku vermeden serbestçe konuşabilmek yazabilmek anlatabilmek için sahip çıkarsanız bu saygınlığınızı korumuş olursunuz. Atatürk ilkelerine ve devrimlerine laik anlayışın getirdiği önemi yok sayarak, dine dayalı bir devlet anlayışı içine ülkeyi ısrarla sokarsanız. Bu sıkıntı yaratacaktır ve Cumhuriyetin yara alması demek ülkenin kabile demokrasisine kayması anlamındadır. Beni asıl korkutanda yapılması düşünülen yeni bir anayasada, tamamiyle bu değerlerin yok sayılarak dinsel değerlerin yansıtıldığı bir anayasa modelinin oluşacak olmasıdır. Bu anayasada Cumhuriyetin değerleri olmayacak budanacak, bunun adı belkide kabile anayasası olacak. Batı Türkiye’de hala türbanı konuşuyor. Çekoslovakya’da konuştuğum değerli bir sanat adamı bana şunu söyledi. ”Sizde sanata verilen değer bana göre ülkeyi yönetenlerin eşlerinin başlarının süslenmesindeki sanat olmalı. Başbakan, Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı eşlerinin başları kapalı, bu Atatürk Türkiye’sine yakışmıyor” demişti. Bu sözler beni çok derinden yaralamıştı, kendisine dilimin döndüğünce yanıt vermeye çalıştım tabiki, ama Türkiye’de şimdi ”Din-Bilim” karşı karşıya getirildi, din bilimden her keresinde topluma farklı anlatılmaya çalışılıyor buda kaygı verici bana göre.
Şimdi açılımdan söz eden siyasi iktidarın, burada açıklamaya yanaşmadığı modelin içinde, bana göre Atatürk demokrasisi laik ve çağdaş değerlerin yer almadığı görülüyor, demokratik açılımsa bu tüm toplumun beklentisine yönelik bir açılım modelini getirmeli, tek taraflı bir demokratik açılım olmamalı. Yani dolaysız ve özde kalıcı bir demokrasi, içinde aydınların, sanatçıların, gazetecilerin, tüm bilim adamlarının, siyasetçilerin özgürce sistemi yargılayabileceği eleştirebileceği konuşabileceği bir demokrasi olmalı. KONUŞABİLEN AYDINLAR demokrasisi olmalı, korku toplumunun yaratıldığı bir suskun demokrasi değil. Bilimsel akıl ve mantık demokrasisi gerçeği, Türkiye’nin bu değişime ihtiyacı var. Tüm dinsel, kültürel farklıllıkların saygı gördüğü özde bir bir demokrasi anlayışı.

Prof. Dr. Levent Seçer

Çerezler (cookie), ha-ber.com web sitesini daha etkin bir şekilde kullanmanızı sağlamaktadır. Anladım daha fazla