LÜXSEMBURG FUTBOL ULUSAL TAKIMI VE TÜRKİYE

23.09.2022 20:47

Her ne kadar Futbolla ilgili bir şey yazmak hiç içimden gelmesede, bir önceki yazımda da belirttiğim gibi! Ülke futbolumuzun ve özellikle de Ulusal takımımızın gidişatının pek iç açıcı olmadığını ve bunun nedenlerini dilim döndüğünce kısaca anlatmaya çalıştım. Ne varki nafile! Dün oynanan Lüksemburg Türkiye Futbol müsabakasını dikkatlice izlemeye çalıştım! Ve bir kez daha futbol yazıyorum.

Bu maç ve futbolumuza ilişkin birkaç konu üzerinde durmak istiyorum ve gerçekten bu maçı izlerken aciziyetimizin adeta zirve yaptığını gördüm; Birincisi sanki biz o Avrupanın küçücük ülkesi (Lüksemburg toplam 642.208 kişilik bir nüfusa sahip olan) ile değil sanki Brezilya milli takımıyla oynuyormuş gibiydik! Bu ülkenin nüfusu İstanbulun en küçük ilçesindende daha küçük ve biz bu takımla berabere kaldık diye havalara uçuyoruz. Bu bağlamda futbolcuların Psikolojik olarak hiç hazır olmadıklarını, Alman teknik direktör sayın Kunz futbolculardan daha çaresiz olduğunu üzülerek izledim. Kendi ülkemizde onca yetenekli antrenörümüz varken, biz neden hala dışarıdan bir antrenör ile çalışma ihtiyacını duyuyoruz? Bu durumu ben  hala anlamış değilim?

Bir ikinci konu;Taraftarların tutum ve davranışları; Taraftar sahaya neden yabancı madde atar? (sürü psikolojisi diyeceksiniz ama sürüyü farklı eğitirseniz durum farklı olur!). Biz hala aldığımız cezalardan uslanmadık mı? Adam gibi maç izlemeyi daha ne zaman öğreneceğiz? Kısacası; onlar (rakip) olmasa oyun olmaz top oynanmaz. Bu aynı zamanda Fair Pley’in değişmez kuralıdır ve bükemediğin eli öpeceksin! Misafir sporculardan ne elde etmek istiyoruz anlamış degilim? Onların top oynamamasını ve gol atmamalarınımı beklemeliyiz? Her takım sahaya kazanmak için çıkmıyormu? Ve güçlü olan kazanır bunu neden içselleştirmiyor bu toplum?

Bir başka sorun koskoca bir ulusun futbol federasyonu taraftarlarını eğitecek bir taraftar projelerini yörütecek hiç bir kimsesi yokmu? Kendi çalışma alanım ve konum olduğu için ısrarla söylüyorum; Ki! 2008 avrupa futbol şampiyonasında Rahmetli Hasan Doğan başkanın ve UEFA’nın isteği üzerine başlattığımız bu proje nasıl olduda ortadan kaldırıldı yok edildi? Ülkemiz bu konuda acilen çözümler üretmeli ve insan gibi maç izleyen taraftarları eğiterek, çoğaltmanın yolları bulunmalı ve derhal deplasmana gidecek misafir takım seyircisine engel tamamen kaldırılmalıdır.  Bu işin nasıl olacağını defalarca anlattık ve yine isterlerse severek yardımcı olacağımızı buradan paylaşmak isterim.

Acaba bu içinde bulunduğumuz durum sadece benimi çok etkiliyor ve üzüyor? Yoksa ülkemizde futbol sporunu yöneten kişileri hiçmi rahatsız etmiyor?  Futbolumuzdan söz ederken; ülkemizde top koşturan yabancı futbolcuların çokluğundan ve bu yabancıların sahayı parsellemiş olmalarından dolayı kendi öz çocuklarımıza pek top oynama deneyim kazanma şansı tanımadığını ve böylesi küçüçük bir ülke maçında hop oturup hop kalkmaya devem edeceğiz gibime geliyor.

Lig maçında federasyon 8 yabancının sahada olmasına izin veriyor. Tam bir saçmalık. Ülke yabancı çöplüğü. Ya kalitesiz yabancı geliyor ya da emekli olmaya geliyorlar. Emeklilik yaşı gelmeden gelenler de avrupada alabilecekleri paranın 2-3 katını alacakları için ülkemize geliyor. İyi olup genç yaşta gelip çıkış yaparak avrupaya giden oyuncu çok çok az. Buradaki en büyük problem 4 büyük denen takımların futbolu ve federasyonu istedikleri gibi ellerinde oynattıkları, yönettikleri ve devletin buradaki saçmalıklara seyirci kalmasıdır.

Ülkemiz futbolunun içerisinde bulunduğu bu kötü gidişi durdurabilmek için küçücük bir beyin fırtınası yaparak bu durumu kısaca özetlersek;  Futbol sporunun artık spor olmaktan çok paranın, ticaretin çok üst boyutta döndüğü adeta bir kumar oynama alanı olduğunu söyleyebiliriz. İçerisinde binbir entrikaların çevrildiği bir paçavra ve kısır dögüsünü ülkemizde daha rahat görebilmekteyiz.

Bir futbol kulübü başkanı transfer ettiği futbolcudan elde edeceği parayı düşünürken, Antrenör kendi başarısını daha da sağlamlaştırmak için dışarıdan yetenekli ve çok pahalı futbolcu transfer etmenin derdindedir ve kuşkusuz bağlantıda olduğu menejerler aracılığı ile bunu çoğu zaman sağlar. Sözüm meclisten dışarı (Öylesine dürüst antrenörler varki isim vermeyeceğim ve onları bu çarkın dışarıda tutuyorum),  ama teknik adamlar, yani antrenörler takımda yer alacak sporcuyu kulüp yönetimi ve başkana deklere ederek ısrarla kendi belirlediği kişileri takım kadrosuna almak ister! Kimbilir ne çıkarı var? diğer tarafta farklı beklentileri olan Başkan kendi bildiği kadar değişik yöntemler uygulamaya çalışır.

Böylesi bir döngü içerisinde; Antrenör Menejerden, Menejer Futbolcudan, Futbolcu kulüpten aldıkları yüksek paralarla ve de kulüplerde işi bilmeyen ancak kendini uyanık sanan başkanlar sayesinde milyonlarca borç batağına saplanır giderler. Ve bizler bunun adına spor, bunun adına futbol diyoruz! Birde zavallı taraftarlar var ki ben hala onları  anlamış değilim (Ancak şu bir gerçek ki onların büyük bir çoğunluğu hayatta çok az başarılı olmuş ve takımının başarısını kendi başarısymış gibi görüp hayaller içerisince yaşayan ve hayatının tümünü taraftarı olduğu takımın başarısına adamış olan kişilerdir! Bunu  biliyoruz).

Evet işte bu kısır döngü içerisinde (Maalesef yeterli bilgi ve yeteneğe sahip olmayan kişilerce) yürütülmeye çalışılan ülke futbolunun daha farklı bir yerde olmasını beklememeliyiz. Bir başka sorun ise ülke dizeyinde görev yapan teknik adamlar; ülkedeki sayıları 1500 e yakın olan teknik adamların içerisinden sadece 30’u taş çatlasa 40’ı dönerli bir şekilde görev yapıyor olmalarıdır,  geri kalanlar ise sanırım beklemedeler!

Yine bir spor dalı hiç kuşkusuz Sporcusu, antrenörü hakemi, taraftarı ve yöneticisinin kaliteli olmasıyla gelişir. Sporcu sayısı, Antrenörlerin yeterli bir eğitimden geçmiş olması, Hakemlerin doğru karar verebilme yetenekleri iyi bir şekilde geliştirmeleri ve tüm bunların çok iyi bir şekilde organize edilmesi sayesinde o spor dalı  gelişir ve büyür. Kendi içlerinde gruplaşan birbirlerini kim bilir farklı dünya görüşünden dolayı ötekileştiren bir anlayışla hiç bir yere varamayız. Dolayısı ile böylesi bir davranış gösteren bu kurumlar ülke sporuna pek faydalı şeyler verebilecekleri beklenemez. Ülkemizde hangi takıma hangi antrenör gidecek bunun kararını kulüp kendisi veremiyorsa! Bazı kulüplere gidecek antrenörü bazı kişiler belirliyorsa bu iş artık kokuşmaya başlamıştır.

Üstü kapalı olsada (ateş olmayan yerden duman tütmez derler) ben bu yazımda Lüksemburg/Türkiye futbol maçından yola çıkarak yazmaya çalıştığım sorunları ya da başka bir anlatımla Ulusal futbol takımımızın neden başarılı olamadığını, azıcık ta olsa anlatmaya çalıştım. Zaman zaman o kurumun paydaşları ile sohbet esnasında duyduklarım beni daha çok endişelendiriyor doğrusu. Spor yazan insanlarımız çoğunlukla birilerine yaranmak için gözlerini kapatak hoş şeyler yazmaya çalışırlar! Ben ise olaylara hep biraz eleştirisel yaklaşmaya çalışırım, bu durum sporcu başarı ve başarısızlığını ve bunun altında yatan sorunları bilmesine yardımcı olur, dolayısı ile  bu onun erkenden önlem almasını sağlar!  Her neyse üzülsekte ağlasakta bu ülkede spor alanında alınan başarı ve başarısızlıkların tümü bizim diyerek son noktayı koyalım.

Herkese en içten dileklerimle sağlıklı yarınlar diliyor saygılar sunarken Milli Takım antrenörümüz Stefan Kunz’a da ayrıca selamlarımı sunuyor ve soruyorum; Haben sie eine Sportpsychologin gefunden?

Prof. Dr. Seyhan HASIRCI

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları