KUTLAMA KARTLARI

01.01.2023 22:01

 

Telefon yaygınlaşmadan, internet yaşamımıza girmeden önce kutlama kartları yazılırdı bayramlarda ve yeni yıllarda. Kartlar, türlü türlüydü.

Kitapçılarda, kırtasiyecilerde, postane önlerinde, okul kooperatiflerinde, hatta mahalle bakkallarında satılırdı kutlama kartları.

Orta boy bir kartın ön yüzünde daha çok farklı kentlerin coğrafi güzelliklerinin fotoğrafı bulunurdu. Bazılarında ünlü ressamların tabloları yer alırdı. Arka yüzleri, ikiye ayrılmıştı. Sağdaki bölüme kutlama yazılırdı. Soldaki çizgili yere ise adres bölümü yer alırdı. Bu kartları. zarfsız da gönderme olanağı vardı. Arka yüzün sol üst köşesinde pul için çizgilerle ayrılmış bölüm bulunmaktaydı. Özellikle yurtdışında yaşayanlar hem zarf hem de posta masrafından kaçınmak için kartlarını açık olarak gönderirlerdi.  Halkın genellikle kullandığı kartlar bunlardı.

Kartvizitler de kutlama için kullanılırdı. Herhangi bir kurum ve kuruluşta koltuğu olanlar bu kartların arkalarına dileklerini yazıp postaya verirlerdi. Bu kartların küçük apak ya da saman sarısı zarfları olurdu.

Bazı kişiler; gösterişten, süsten püsten uzak görünmek için yazısız, apak kartlar kullanırlardı. Amaç, yalın görünmekti.

Siyasetçiler, çok kaliteli kartlar gönderirlerdi. Ön yüzlerinde adları, unvanları, varsa işgal ettikleri orunun belirtkesi basılı olurdu karta. Arkasına, kısa, soğuk ve yukarıdan bakan bir tümce yer alırdı kutlama tümcesinde. Bazı kişiler, bu tür kartları uzun süre saklarlardı cüzdanlarının içinde. Çoğu zaman çevrelerindekilere, siyasal güçlerini göstermek için bu kartları gösterirlerdi.

En değerli kartlar, kişilerin kendi emekleriyle hazırladıklarıydı. Bunlar, insanın alınteriyle yıkanırdı sanki. Emek ve insan kokardı. Alan kişi, gönderenin duygu ve düşüncelerinden kırıntılar arardı bunlarda.

Kartların çoğunda bir içtenlik, değerbilirlik söz konusuydu. Yılda birkaç kez gönderilen kartlar; akraba, arkadaş, dostlar arasında kurulan bir iletişim köprüsüydü.

Yılbaşı ya da bayram gelmeden birkaç hafta önce kartlarımı özenle seçerdim. Kartlarımın önyüzünde bulunun fotoğrafların ya da resimlerin yaşadığım yere özgü olmasına öncelik verirdim. Biraz da bu kartları, yaşadığım yerin tanıtımı için kullanmaya çalışırdım. Neredeyse tüm tanıdıklarımın adreslerine kutlama kartı gönderirdim. Kartları, postaya verişim bir hafta öncesinden olurdu ki yılbaşında ya da bayramda tam zamanında yerine ulaşsın diye. Çok önceden ya da çok sonradan gidecek kartların günün anlamına hizmet etmeyeceğini düşünürdüm.

Kartların zarflarının ağzı yapıştırılmazdı, mektuplarla karışmasın diye. Yapıştırılması gereken üst yandaki kapak, zarfın içine sokulurdu. Yapıştırılırsa postane mektup ederini alırdı. Oysa kartala daha ucuza giderdi.

Yılbaşı ya da bayramlar yaklaştığında gözlerimiz hep yoldaydı. Postacının yolunu gözlerdik. Kimlerden kart gelecek diye beklerdik. O kısacık tümceleri defalarca okuduğumuz olurdu. Kartlarda, yakınlarımızdan bir koku bir ses, bir soluk, bir im arardık.

Kartlar, göndericiye de alıcıya da düşler kurdururdu. Türlü imgelemlerle taşan bir denizde kulaç attırırdı. Her kartta gönderenin sıcaklığı duyumsanırdı. Uzun kış gecelerinde tinsel sıcaklıkla ısınırdık. Yaz sıcaklarına rastlayan bayramlarda yüreğimizin serinleticileriydi kartlar. İletişim ve ulaşım olanakları gelişince ve teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerleyince kartlar, anılarımızda kaldı. Telefonlarla iletiler gönderilmekte soğuk, yalnız, tinsiz ve metalik. İletiler çoğalınca insan, karşısındakiyle telefonda bile konuşmaz oldu. Artık konuşmak insana bir yük sanki.

Eskiden yılbaşı gecelerinde konu komşu toplanırdı. Bir ev, kutlama yeri olarak seçilirdi. Evi geniş olanlar genellikle komşuları çağırırdı. Herkes kendi mutfağında pişirdiğini getirirdi. Kendi bağ ve bahçesinde yetiştirilen kışlık meyve ve kuru yemişler süslerdi geceyi. Yaşadığımız kasabada, az da olsa ülkemizin farklı yerlerinden memurlar vardı. Onlar, kendi topraklarının kokusunu koyarlardı ortaya. Bizim için en değerlileri de bunlardı.

Türlü oyunlar oynanırdı. Bu oyunlarda çocuklara eşit davranırdı büyükler. Bu davranış küçüklere kişilik kazandırırdı. Bu dost toplantılarının vazgeçilmezi sevgi, saygı, güvendi. Sobanın yandığı küçücük odalarda kocaman yürekler ısıtırdı insanı. On dört numara gaz lambasının loş ışığında içimiz aydınlık, gönlümüz ferah ve evimiz erinç içindeydi. Mutluluk ortaktı o yılbaşlarında. O zamanlar her yılbaşında kar yağardı. Henüz “küresel iklim değişikliği” sözünü işitmemiştik. Çoğu zaman biz çocuklar, kar yağışını izlerdik sürgülü camların arkasından.

İletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla Amerikan tarzı kutlamalar, neredeyse tüm dünyaya egemen oldu. Çoğu kişi, kentlerin geniş alanlarında toplanmakta. Bağrış çağrış içinde ne olduğu belirsiz kutlamalar yapılmakta. Bazıları alkollü içeceklerin bolca tüketildiği yerlerde yeni yıla girmekte. Ne söyleşi var ne de insanca bir sıcaklık… Sabahleyin uyanınca aşırı gürültü ve alkolden uyuşmuş beyinler ve ağrıdan kaldırılamayan başlar…

Kartsız, konuşmasız, beyazcamın önünde bir yılbaşı geçirdik. Yeni bir yıla evde girenler beyazcamda umar aradı. Eğlence adı altındaki izlencelerin çoğunda tekdüzelik, soğukluk, yapmacıklık, sululuk bolca. Yaratıcılık, üretkenlik yok! Her şeyden önce umut yok, umut bu izlencelerde.

Adil Hacıömeroğlu

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları