KERBELA 2022

04.08.2022 00:38

 

-ADALET MÜCADELESİNE DEVAM-

 

Hem acılara hem de sevinçlere şahitlik etmiş bir ay vardır dini geleneğimizde; Muharrem ayı. Haram aylardan birisi olarak kabul edilir. Önemli bir ay olarak tarihe geçmiştir. Hicri takvim Muharrem ayı ile başlar. Bu takvime göre 1444 yılına girmiş bulunuyoruz. Yeni yılın İslâm âlemi için hayırlara vesile olması dileğimdir.

Bu ayda oruçlar tutulur, hayırlar yapılır, dualar edilir, aşureler pişirilir. Geleneğe göre bu ayda kalp kırılmaz, savaş yapılmaz. Bu ayda gerçekleştiğine inanılan olağanüstü olaylar da vardır. Muharrem ayının 10’uncu günü bilhassa öne çıkar.

Mesela:

İnsanlığın ikinci atası olarak kabul edilen Nuh’un Gemisi Cûdi Dağı ‘na 10 Muharrem’ de oturmuştur. Hz. Musa kabilesiyle birlikte Firavun ’un zulmünden 10 Muharrem’de kurtul-muştur. Hz. Yunus balığın karnından 10 Muharrem’ de çıkmıştır, Hz. Âdem’in tövbesi 10 Muharrem’ de kabul edilmiştir, Hz. Yusuf, kardeşlerinin/İsrail oğullarının atmış olduğu kuyudan 10 Muharrem’de çıkarılmıştır, Hz. İsa o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir, Hz. Yakup, oğlu Hz. Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözlerini o gün açmış, Hz. Eyüp, yakalandığı amansız hastalıktan o gün şifa bulmuştur. (Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140)

Böylesine dini ve tarihi önemi haiz, kanaat önderlerine sevinç kaynağı olan 10 Muharrem, Maalesef Peygamberimizin gözbebeği sevgili torunu Hz. Hüseyin için kapkara bir gün ol-muştur. O gün Müslümanlar Hz. Hüseyin’i hunharca katletmişlerdir. Öyle ki; adaleti ayakta tutmak için çıktığı bu yolda Hüseyin, dedesi tarafından tebliğ edilen dinin Müslümanları ta-rafından katledilmiştir. Dedesi Hz. Muhammed’in getirdiği Kitap’a inanarak ahiretlerini ka-zanmak isteyen Müslümanlardır bunlar. Halifenin orduları Peygamber torununu katletmiştir. Yezid ve orduları orantısız bir güç kullanmıştır. Makam için mevki için kullanılmıştır bu güç. Tam teçhizatlı 5.000 kişilik orduya karşı, kadınlar ve çocuklar dahil sadece 72 kişilik küçük bir gruptur Hüseyin’in yanındakiler.

Yezid’in biat teklifini reddeden Hz. Hüseyin, Kûfelilerin “Gel Kûfe’ye; Müslümanların halifesi ol, 20.000 kişilik bir inanmışlar ordusu ile seni destekleyeceğiz” sözüne itimat ederek Kûfe’ye doğru yola çıkmıştır. Yola çıkmadan önce durumu yerinde inceleyip kendisine rapor etmesi için gönderdiği Müslim b. Akil de bu haberi doğrulayınca davete icabet etmiş ve Kûfe’ye doğru yola çıkmıştır. Gönlü rahattır.

Ancak yolda, Müslim’in Vali Ubeydullah b. Ziyad tarafından öldürüldüğü haberini alınca; geriye dönmek istemiştir. Yezid’in öncü kuvvetleri geriye dönmesine müsaade etmemişlerdir. Hurr b. Yezid öncü kuvvetlerin komutanıdır. 1000 kişi vardır emrinde. Daha sonra komutan Hurr b. Yezid Halife Yezid’in yaptığının yanlış olduğunu öğrenecek ve 30 kişilik bir grupla Hz. Hüseyin’in tarafına geçecektir. Ama çok geç kalmıştır.

İnsanlara ve tüm canlılara hayat kaynağı olan Fırat, Hz. Hüseyin’e can suyu olamamıştır. Fırat Nehri o günden beri başını taştan taşa vurarak çığlıklar atmakta ve göz yaşları içinde Basra Körfezi’ne karışıp gitmektedir. O gün olanların canlı şahididir Fırat. Katledilen Peygamber torunudur. 5.000 kişilik düzenli bir orduya karşı, adalet sevdalısı 72 kişilik bir gruptur karşı karşıya gelen. Can mı dayanır 50 derecede çölün ortasından göklerin katmanlarına “suuu, suuu” diye yükselen canların feryadına.

72 can önce susuzluğa mahkum edilmiş, sonra da Şimr b.Zil’-Cevşen tarafından ibadet aşkıyla(!) katledilmiştir, yetmemiş kafası kesilmiştir. Sonra da Peygamber torununun başı biz de Müslümanız diyen kafasızlar tarafından Kûfe Valisi Ubeydullah b. Ziyad’a gönderilmiştir. Müslümanların(!) valisidir, vali Ubeydullah b. Ziyad.

Vali sarhoştu. Hz. Hüseyin’in kesik kafası ile topla oynar gibi oynadı. Hz. Hüseyin’le dalga geçti ve onu aşağıladı. Sonra da kesik başı Yezid’e gönderdi. Müslümanların(!) Halifesi ’ne. Bu olay Peygamberimizin vefatından sadece 48 sene sonra oldu. Daha Hz. Hüseyin’in yan-aklarında peygamberimizin kondurduğu öpücüğün izleri duruyordu. Fırat nasıl da vurmaz başını taştan taşa. Fırat şahit olduğu bu katliamın verdiği acı ve ıstırapla o günden beri başını taştan taşa vura vura akarken, maalesef Müslümanlar olup bitenlerden hiç ders almamışlardır. O günün Kerbela’sında yaşananlar bugünün Kerbelalarında bire bir yaşanmaktadır.

Günümüzde, Müslümanların yaşadıkları tüm coğrafyalarda katleden de Müslümandır katle-dilen de. İşte Afganistan, işte Irak, işte Suriye, işte Yemen…Sadece katledilenler Peygamber torunları değil, hepsi o kadar. Yazıktır, günahtır.

Matemlerini yaşayarak zalimlerden hesap soracaklarına, maalesef Hz. Hüseyin’in katilleriyle Hz. Hüseyin’in taraftarları aynı saflarda yerlerini almışlardır. Müslümanların perişan-lığının sebebi budur. Fırat’ın suyuna dün kan karışmıştı, bugün de karışıyor. Kan aynı kan, Fırat aynı Fırat. Müslümanların 1400 senelik geçmişlerinde kan ve gözyaşından başka bir şey yok. Akıtılan kan Müslümanların kanı, akan gözyaşı da Müslümanların göz yaşı.

Öyle veya böyle, 10 muharrem acıların günüdür, matem günüdür. Ehl-i Beytin, Müslümanların halifesi tarafından hunharca katledildiği gündür.

Bizler 10 Muharrem’de yine de matemimizi tutalım, direncimizi kaybetmeyelim, adaleti ayakta tutmak için mücadelemizi sürdürelim, dost kimdir düşman kimdir bilelim, zalimle yan yana durmayalım, mazlumların intikamının peşinde koşalım. Sevincimizi ise yarınlara saklayalım…

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları