“KÂĞIT” DENİNCE YALNIZCA TUVALET KÂĞIDINI ANLAYANLAR

20.01.2022 23:52

Ülkemiz, büyük bir ekonomik bunalım yaşamakta. Bunun üç nedeni var. Birincisi, Türkiye’nin 24 Ocak 1980 kararlarıyla üretim ekonomisinden vazgeçerek borçlanmaya dayanan tüketim anlayışı. Buna koşut olarak “serbest piyasa ekonomisi” denen soygun düzeni. Bu ekonomik anlayış, zamanla bütün üretim alanlarını yok etti. Özellikle sanayi kuruluşları “özelleştirme” adı altında kapatıldı. Ülkemiz bu yolla dışa bağımlı duruma geldi. Üretmeyen ekonomik düzen, dışarıdan gelen ekonomik saldırlar karşısında direncini yitirdi.

Ekonomik bunalımın ikinci nedeni, kovid 19 salgınının yarattığı ekonomik durağanlık. Salgın nedeniyle az olan üretim iyice azaldı. Piyasa, altüst oldu. Bu durum, küresel bir bunalıma dönüştü salgın boyunca. Salgının etkilemediği birkaç ekonomi var. Onlar da devletçi ekonomiler…

Bunalımın üçüncü nedeni ise gittikçe Atlantik’ten kopmakta olan Türkiye’ye, ABD tarafından uygulanan ekonomik saldırılar. 24 Ocak kararlarıyla dövize bağımlı duruma gelen ülkemiz ekonomisi, dış saldırılardan etkileniyor. Bu saldırılardan korunmanın çözümü döviz bağımlılığını yok ederek devletçiliği güçlendirmek.

Üretimin gelişmesiyle dışa bağımlılık giderek azalacak. Döviz bağımlılığı ortadan kalkacak. Borçlanma ekonomisi bitecek. Demek ki ekonomik bunalımlardan kurtulmanın biricik yolu, üretim ekonomisi.

Ekonomik bunalımla birlikte tüketim mallarının ederleri, olağanüstü bir artış gösterdi. Halkın alım gücü düştü. Bu nedenle yurttaş, boğazından ve diğer gereksinimlerinden kısmaya başladı. Çünkü gelir az, gider çok.

Ekonomik bunalımın başlamasıyla bazı ürünler, market raflarında bulunmaz oldu. Bulunmayan bu ürünlerin ederleri de olağanüstü arttı. Bu ürünlerden biri de kâğıt ürünleri. Aylardır günlük gazeteler, kâğıt yokluğundan ve kâğıt ederinin yüksekliğinden söz etmekteydiler. Bazı gazeteler, yayımlanmaktan vazgeçip dijital ortama geçtiler. Yayınevleri, zorlukla kitap yayımlamaktalar uzun zamandır. Yayımlanan kitap sayısı, geçen yıllara göre iyice azaldı. Buna koşut olarak kitap ederleri aldı yürüdü. Dar gelirli kişiler, kitap alamaz oldu. Gazetelerin, yayınevlerinin kâğıt ederi konusundaki çığlığını kamuoyu duymazdan geldi.

Ne zaman ki bazı marketlerin raflarında tuvalet kâğıdı bulunmadı. Bulunanların da ederleri el yakmaya başladı, o zaman birçok yurttaşımızın usuna “kâğıt” geldi. Oysa ülkemiz, dünyanın önemli bir kâğıt üreticisiydi. İlk kâğıt fabrikası 1934’te Kocaeli’nde kuruldu. Ardından Afyon, Dalaman, Balıkesir, Bolu, Çaycuma, Kastamonu, Aydın Karacasu, Ordu Akkuş, Giresun Aksu ve İçel Taşucu’nda kâğıt fabrikaları yapıldı. Cumhuriyet’imizin ilk sanayi kuruluşlarındandır kâğıt sanayi. Bu konuda Atatürk’ün çabalarını övgüyle anmak gerek. Kâğıt sanayinin kurucu öncüsü, Mehmet Ali Kâğıtçı’nın özverisini, emeklerini, üstün gayretlerini de söylemek gerek.

Özelleştirme kapsamında SEKA özelleştirildi. Fabrikalar kapandı. Mallarının çoğu yağmalandı. Üretmeyen Türkiye, kâğıdı dışarıdan alır oldu. Ülkemizin parası, emeği, alınteri yabancı ülkelere peşkeş çekildi. Bin bir emekle kurulan bir üretim alanı yok edildi “serbest piyasacılık” ve “özelleştirme” adına.

Beni en çok şaşırtan ise gazetelerin, yayınevlerinin aylardır süren çığlığının duyulmaması. Biraz kaba olacak, ama söyleyeceğim. Beyni söz konusu olduğunda duyarsız davrananlar, k.çı söz konusu olduğunda feryat figan. Oysa insan beyniyle düşünür. Kitap ve gazete okumadan olur mu?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları