HESSEN EYALETİ´NİN TÜRKÇE KORKUSU VE RİYAKARLIK

06.06.2021 14:24

Genellikle herkesin -kimilerine garip gelse de- kendince bir korkusu vardır. Bunun ne olduğu önemli değildir. Önemli olan, kişinin, o korkuyu üzerinden atamamasıdır. Bunun için de kendince bir yöntem geliştirerek bu korkuyu yok etmeye, daha doğrusu ondan kurtulmaya çalışır. Bu yöntem çok basittir: O korkulan şeyden uzak durmak, onu görmezden gelmek. Örnek mi istiyorsunuz? İşte size bir örnek: Adam uçaktan, uçağa binmekten korkuyordur. Bu korkuya kapılmaması için yapması gereken en basit şey uçaktan uzak durmak, uçağa binmemektir. Bu kadar basittir. Bu nedenledir ki onun hayatında uçak hiçbir şekilde yer almaz, almasını istemez, onu yok sayar, görmezden gelir. En doğrusu da kendince budur. Varın siz bu basit örneği istediğiniz çekilde artırın. Çevrenizde bolca örneklerinin olduğu kesindir.

 

Kişileri anlamak mümkün, doğaldır korkabilir, olabilir. Fakat bir devleti, devlet zihniyetini, eğitim anlayışını bu tür korkaklıklar sarar, istila ederse  işte o zaman işler biraz karışır ve korkunun ötesinde utanca dönüşür. Sen ki devletsin, yönetensin, neden, niçin korkacaksın ki? Korku ile yönetim anlayışı bağdaşır mı? Hele ki bu korku eğitim sistemi ile ilgili ise affedilesi tarafınız olmaz. Eğitimi korku cenderesi içerisinde şekillendirmeye kalkışmak acizlik ve utanç kaynağıdır. Bu, o sistemin kendine güveninin olmadığının resmidir.

 

“Bu korku ve utanç sarmalı ve ithamı da nereden çıktı?” diyenlerin varlığını duyar gibiyim. Hemen çıkış noktamı söyleyeyim: Son verilere göre nüfusu yaklaşık 6,2 milyon olan Hessen Eyaletinde yaklaşık 400.000 Türk vatandaşı yaşamaktadır. Bunların bir kısmı hâlen Türk kimliğini korurken yaklaşık 250.000 kişinin Türk kökenli Alman vatandaşı kimliği taşıdığı belgelerle sabittir. Her iki grup da Türklüğünden ve Türkçeden kopmak istemeyen kişilerden oluşmaktadır. Ya da çoğunluktadır diyelim.

 

Bu kişiler, şöyle veya böyle 60’lı yıllardan beri buranın kahrını çekmiş, Almanya’nın toparlanmasında,  kalkınmasında emek harcamış, ömür tüketmiş; sağlığını hiçe sayarak ekmek kaygısıyla ömrünü çürütmüştür. Bugün gelinen noktada ise hangi sektöre bakarsanız bakın mutlaka Türk iş verenleri, patronları, ticarete damga vurmuş şirketleri görmek mümkündür. Artık geçen 60 yıllık süreç içerisinde o kişilerin çocukları ve torunları sadece sıradan bir işçi olmanın ötesinde Alman ekonomisine yön veren, katkı sağlayan kişi ve kuruluşlar olmuştur. Üstelik pek çoğu da artık her ne kadar “ana vatan”ın yerini tutmasa da burayı vatan bellemiştir. Buranın bir parçası olmuştur. Bu hiçbir siyasetçinin, eğitimcinin veya yetkilinin dışlayabileceği bir sonuç değildir. Hatta öyle çok çalışanlar vardır ki, asalak olmak yerine pek çok Almandan bile bu ülkeye daha yararlı işler yapmaktadırlar.

 

Hâl böyle iken siz tutun bu insanları, çocuklarını görmezden gelin. Yok sayın. Neden? Nedeni işte yazımın başında anlatmaya çalıştığım noktada gizli. Korku… Evet, bu yaklaşımın temelinde yatan tek unsur Türklerden ve Türkçeden korkudur. Bu halk sizin için bunca çalışıp çabalasın siz onu görmezden gelin, küçümseyin. Bu nasıl bir mantık? Bu bir nankörlük değil midir? Pis siyasetin oynadığı utanç verici çirkin bir oyun değil midir? Riyakârlığın daniskası değil midir?

 

Neden bu yargıya vardığımıza gelince:

Yaklaşık 400.000 kişinin kaçı öğrencidir dersiniz? Hesabı size bırakıyorum. Benim başka bir hesabım var, onu belirteyim. Şu an emekliyim. Daha önce çalıştığım yıllarda okulumuzda yaklaşık 300-400 öğrenci olurdu. Bunun yarısından fazlası yabancı öğrenciydi. Zaten bilinen bir gerçek vardır ki, o da yabancı öğrenci demek Türk öğrenci demektir... Biz yine dürüst davranalım. Okuldaki yabancı öğrencilerin en az üçte ikisi Türk öğrencidir.

 

Şimdi soruyorum, Hessen Eyaleti eğitim sorumluları! Bu çocukların ana dillerini neden yok sayıyor, görmezden geliyorsunuz? Acaba yüzünüz kızarmadan “Öğrenci sayısı az olduğu için Türkçe seçmeli ders olamaz.” diyebilir misiniz? Efendim, duyamadım! Diyemezsiniz. Bu geçerli bir sebep olmanın ötesinde komik bir savunma olup sizi ciddiyet dışına taşıyacaktır. Oysa daha dün gelen yaklaşık 60.000 Suriyeli ve 20.000 civarındaki Faslılar için –ki öğrenci sayısını siz hesaplayın- Arapça derslerini seçmeli ders olarak ilan ediyorsunuz. Anlaşılıyor ki siz zurnanın içinden “Bir Türk öğrenci olarak, İngilizceyi, Fransızcayı, Çinceyi, İtalyancayı, İspanyolcayı, -ölü bir dil olmasına karşın- Latinceyi ve eski Yunancayı seçebilirsin. Bunlar yetmediyse Lehçe ya da Portekizce var. Onları da seçebilirsin. Ama sakın ola ‘Ben, ana dilimi, Türkçemi istiyorum.’ Deme! Yani dememiz o ki: Sizin (Türk çocuklarının) ana dilini seçme hakkı yok, olmayacak.” diyorsunuz.

 

Şimdi yine soruyorum, siyasetin, adı geçen partilerin kodamanları ve sayın eğitim(!) sorumluları! Yukarıda açıklamaya çalıştığım doğrultuda bu göçmen halkı yıllarca halkınızın beğenmediği pis işlerde çalıştırıp işiniz bitince “sömürü bitti artık yok sayalım” dercesine varmak istediğiniz yer neresidir? Hak mıdır? Adil midir? Yapmak istediğiniz nedir? Onların bu ülke için yaptıklarına karşın sizin yaptıklarınız nankörlük, vefasızlık değil de nedir?

 

İşte tüm bunların sonucu olarak varılan nokta bizi, sözünü ettiğim korku sarmalına sürüklüyor. Çünkü adı geçen, ilgili, yetkili herkes biliyor ki Almanya’da yabancı demek Türk demektir. Öylesine çoğunluktadır. Doğal olarak da Türk demek Türkçe demektir. İşte bu da sözünü ettiğim korkunun temelinde yatan gerçektir. İstediğiniz kadar görmezden gelseniz de, yok saysanız da gerçeğin üstünü örtemezsiniz. Hani güneşin balçıkla sıvanamayacağı misali… Ayrıca şunun da bilinmesinde büyük yarar vardır diye düşünüyorum: Yapılan araştırmalarda Almanya’da en çok konuşulan ikinci dil hangisidir dersiniz? Korkmayın, çekinmenize gerek yok… Biliyorsunuz, ama diliniz varmıyor değil mi? Size zahmet olmasın, ben söyleyeyim. Sizin yok saydığınız Türkçe. Siz istediğiniz kadar görmezden gelmeye çalışın. Dünyanın bir ucundan, diyelim ki Doğu Türkistan'dan yola çıkan birinin güzergâh boyunca hangi ülkeden geçerse geçsin sadece Türkçe konuşarak Almanya’ya kadar rahatlıkla gelebileceğini biliyor muydunuz? Almanya’ya geldikten sonra zaten sorun kalmaz. Yoldan geçen 3. bilemediniz 4. kişi mutlaka samimiyetle yanınıza yaklaşıp “Hayırdır hemşehrim, yardım edebilir miyim?” diyecektir. Kısacası  yaklaşık 220 milyon insanın konuştuğu bu dili er geç size de öğreteceğiz.

 

Rica ediyoruz, lütfen bırakın bu art niyetleri! Eğitimi gerçekten eğitmek, öğretmek çerçevesi içerisinde eşit haklar doğrultusunda, kısıtlamalara uğratmadan, ayrım yapmadan, korkmadan sürdürünüz. “Korkunun ecele faydası yoktur.” der atalarımız. Her şey olacağına varır. Bu vahim hatadan dönerek beni ve benim gibi düşünenleri utandırın. Biz utanmasını da biliriz, özür dilemesini de. Ama hakkımızın yenilmesi söz konusu olunca işte o zaman böylesine zıvanadan çıkarız.

Genellikle herkesin -kimilerine garip gelse de- kendince bir korkusu vardır. Bunun ne olduğu önemli değildir. Önemli olan, kişinin, o korkuyu üzerinden atamamasıdır. Bunun için de kendince bir yöntem geliştirerek bu korkuyu yok etmeye, daha doğrusu ondan kurtulmaya çalışır. Bu yöntem çok basittir: O korkulan şeyden uzak durmak, onu görmezden gelmek. Örnek mi istiyorsunuz? İşte size bir örnek: Adam uçaktan, uçağa binmekten korkuyordur. Bu korkuya kapılmaması için yapması gereken en basit şey uçaktan uzak durmak, uçağa binmemektir. Bu kadar basittir. Bu nedenledir ki onun hayatında uçak hiçbir şekilde yer almaz, almasını istemez, onu yok sayar, görmezden gelir. En doğrusu da kendince budur. Varın siz bu basit örneği istediğiniz çekilde artırın. Çevrenizde bolca örneklerinin olduğu kesindir.

 

Kişileri anlamak mümkün, doğaldır korkabilir, olabilir. Fakat bir devleti, devlet zihniyetini, eğitim anlayışını bu tür korkaklıklar sarar, istila ederse  işte o zaman işler biraz karışır ve korkunun ötesinde utanca dönüşür. Sen ki devletsin, yönetensin, neden, niçin korkacaksın ki? Korku ile yönetim anlayışı bağdaşır mı? Hele ki bu korku eğitim sistemi ile ilgili ise affedilesi tarafınız olmaz. Eğitimi korku cenderesi içerisinde şekillendirmeye kalkışmak acizlik ve utanç kaynağıdır. Bu, o sistemin kendine güveninin olmadığının resmidir.

 

“Bu korku ve utanç sarmalı ve ithamı da nereden çıktı?” diyenlerin varlığını duyar gibiyim. Hemen çıkış noktamı söyleyeyim: Son verilere göre nüfusu yaklaşık 6,2 milyon olan Hessen Eyaletinde yaklaşık 400.000 Türk vatandaşı yaşamaktadır. Bunların bir kısmı hâlen Türk kimliğini korurken yaklaşık 250.000 kişinin Türk kökenli Alman vatandaşı kimliği taşıdığı belgelerle sabittir. Her iki grup da Türklüğünden ve Türkçeden kopmak istemeyen kişilerden oluşmaktadır. Ya da çoğunluktadır diyelim.

 

Bu kişiler, şöyle veya böyle 60’lı yıllardan beri buranın kahrını çekmiş, Almanya’nın toparlanmasında,  kalkınmasında emek harcamış, ömür tüketmiş; sağlığını hiçe sayarak ekmek kaygısıyla ömrünü çürütmüştür. Bugün gelinen noktada ise hangi sektöre bakarsanız bakın mutlaka Türk iş verenleri, patronları, ticarete damga vurmuş şirketleri görmek mümkündür. Artık geçen 60 yıllık süreç içerisinde o kişilerin çocukları ve torunları sadece sıradan bir işçi olmanın ötesinde Alman ekonomisine yön veren, katkı sağlayan kişi ve kuruluşlar olmuştur. Üstelik pek çoğu da artık her ne kadar “ana vatan”ın yerini tutmasa da burayı vatan bellemiştir. Buranın bir parçası olmuştur. Bu hiçbir siyasetçinin, eğitimcinin veya yetkilinin dışlayabileceği bir sonuç değildir. Hatta öyle çok çalışanlar vardır ki, asalak olmak yerine pek çok Almandan bile bu ülkeye daha yararlı işler yapmaktadırlar.

 

Hâl böyle iken siz tutun bu insanları, çocuklarını görmezden gelin. Yok sayın. Neden? Nedeni işte yazımın başında anlatmaya çalıştığım noktada gizli. Korku… Evet, bu yaklaşımın temelinde yatan tek unsur Türklerden ve Türkçeden korkudur. Bu halk sizin için bunca çalışıp çabalasın siz onu görmezden gelin, küçümseyin. Bu nasıl bir mantık? Bu bir nankörlük değil midir? Pis siyasetin oynadığı utanç verici çirkin bir oyun değil midir? Riyakârlığın daniskası değil midir?

 

Neden bu yargıya vardığımıza gelince:

Yaklaşık 400.000 kişinin kaçı öğrencidir dersiniz? Hesabı size bırakıyorum. Benim başka bir hesabım var, onu belirteyim. Şu an emekliyim. Daha önce çalıştığım yıllarda okulumuzda yaklaşık 300-400 öğrenci olurdu. Bunun yarısından fazlası yabancı öğrenciydi. Zaten bilinen bir gerçek vardır ki, o da yabancı öğrenci demek Türk öğrenci demektir... Biz yine dürüst davranalım. Okuldaki yabancı öğrencilerin en az üçte ikisi Türk öğrencidir.

 

Şimdi soruyorum, Hessen Eyaleti eğitim sorumluları! Bu çocukların ana dillerini neden yok sayıyor, görmezden geliyorsunuz? Acaba yüzünüz kızarmadan “Öğrenci sayısı az olduğu için Türkçe seçmeli ders olamaz.” diyebilir misiniz? Efendim, duyamadım! Diyemezsiniz. Bu geçerli bir sebep olmanın ötesinde komik bir savunma olup sizi ciddiyet dışına taşıyacaktır. Oysa daha dün gelen yaklaşık 60.000 Suriyeli ve 20.000 civarındaki Faslılar için –ki öğrenci sayısını siz hesaplayın- Arapça derslerini seçmeli ders olarak ilan ediyorsunuz. Anlaşılıyor ki siz zurnanın içinden “Bir Türk öğrenci olarak, İngilizceyi, Fransızcayı, Çinceyi, İtalyancayı, İspanyolcayı, -ölü bir dil olmasına karşın- Latinceyi ve eski Yunancayı seçebilirsin. Bunlar yetmediyse Lehçe ya da Portekizce var. Onları da seçebilirsin. Ama sakın ola ‘Ben, ana dilimi, Türkçemi istiyorum.’ Deme! Yani dememiz o ki: Sizin (Türk çocuklarının) ana dilini seçme hakkı yok, olmayacak.” diyorsunuz.

 

Şimdi yine soruyorum, siyasetin, adı geçen partilerin kodamanları ve sayın eğitim(!) sorumluları! Yukarıda açıklamaya çalıştığım doğrultuda bu göçmen halkı yıllarca halkınızın beğenmediği pis işlerde çalıştırıp işiniz bitince “sömürü bitti artık yok sayalım” dercesine varmak istediğiniz yer neresidir? Hak mıdır? Adil midir? Yapmak istediğiniz nedir? Onların bu ülke için yaptıklarına karşın sizin yaptıklarınız nankörlük, vefasızlık değil de nedir?

 

İşte tüm bunların sonucu olarak varılan nokta bizi, sözünü ettiğim korku sarmalına sürüklüyor. Çünkü adı geçen, ilgili, yetkili herkes biliyor ki Almanya’da yabancı demek Türk demektir. Öylesine çoğunluktadır. Doğal olarak da Türk demek Türkçe demektir. İşte bu da sözünü ettiğim korkunun temelinde yatan gerçektir. İstediğiniz kadar görmezden gelseniz de, yok saysanız da gerçeğin üstünü örtemezsiniz. Hani güneşin balçıkla sıvanamayacağı misali… Ayrıca şunun da bilinmesinde büyük yarar vardır diye düşünüyorum: Yapılan araştırmalarda Almanya’da en çok konuşulan ikinci dil hangisidir dersiniz? Korkmayın, çekinmenize gerek yok… Biliyorsunuz, ama diliniz varmıyor değil mi? Size zahmet olmasın, ben söyleyeyim. Sizin yok saydığınız Türkçe. Siz istediğiniz kadar görmezden gelmeye çalışın. Dünyanın bir ucundan, diyelim ki Doğu Türkistan'dan yola çıkan birinin güzergâh boyunca hangi ülkeden geçerse geçsin sadece Türkçe konuşarak Almanya’ya kadar rahatlıkla gelebileceğini biliyor muydunuz? Almanya’ya geldikten sonra zaten sorun kalmaz. Yoldan geçen 3. bilemediniz 4. kişi mutlaka samimiyetle yanınıza yaklaşıp “Hayırdır hemşehrim, yardım edebilir miyim?” diyecektir. Kısacası  yaklaşık 220 milyon insanın konuştuğu bu dili er geç size de öğreteceğiz.

 

Rica ediyoruz, lütfen bırakın bu art niyetleri! Eğitimi gerçekten eğitmek, öğretmek çerçevesi içerisinde eşit haklar doğrultusunda, kısıtlamalara uğratmadan, ayrım yapmadan, korkmadan sürdürünüz. “Korkunun ecele faydası yoktur.” der atalarımız. Her şey olacağına varır. Bu vahim hatadan dönerek beni ve benim gibi düşünenleri utandırın. Biz utanmasını da biliriz, özür dilemesini de. Ama hakkımızın yenilmesi söz konusu olunca işte o zaman böylesine zıvanadan çıkarız.

Yorumlar

TURHAN DALMIS dedi ki;

2021-06-06 15:41:32

Tahsin arkadaşımın görüşlerine katılıyorum. Türkçe gibi yaşayan, yabancı diller arasında Almanya da en çok konusulan bir dili Hıristiyan Demokratlar dan ve Yeşillerden oluşan Hessen Eyaleti Hükümetinin görmemezlikten gelmesinin arkasında artniyet aramak doğaldır. Türkçe nin de kesinlikle seçmeli diller arasına alınması gerek. Bunun tersi ayrımcılığı körüklediği gibi demokratik bir davranış ta değil. Bu kararın değiştirilmesi için çok yönlü protestolar geliştirilmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları