HAL BÖYLEYKEN

14.11.2022 13:27

Cumhuriyettin ilerleyen yıllarında 1950 sonlarına doğru kırsal yaşamın yoksulları içinde yer alan Atatürk devrimlerine ikna olmamış muhafazakâr kesimler sanayinin geliştiği büyük şehirlere, göçler başlattılar. 

Kurtuluş savaşı sonrası kurulan istiklal mahkemelerinin uyguladığı idamları gündemlerinde tutan, cumhuriyetin işleyişine müdahil olmayan muhafazakâr kesimler iş bulmak için geldikleri şehirlerde kasabalarda, aynı inançta olan farklı yörelerin muhafazakâr kesimleri ile kendi cemaatlerini kurdular. 

Menderes hükümetine yönelik darbe ve idamlar sonrası gelişmelerin yarattığı gelişmeler sonucu Demokrat Parti üyesi orta gelirlilerin çoğunluğu cemaatleşmiş bu topluluklar içinde yer aldılar.

Cemaatlere siyasilerin girmesi ile direk iktidarda söz sahibi olma hedefi belirlendi.

Cemaat örgütlenmelerinin iktidar olma seyri devam ederken, yer kürede esen sol rüzgâr Türkiye semalarına ulaştı. Rüzgârın soldan esmesine tahammül edemeyenler ABD, Menderes hükümeti ile   NATO bariyerini kurdu. Türkiye coğrafyasına “mayaladığı” NATO şeri sonrası Menderes hükümetine darbe yapıldı. Menderes ve iki bakan idam edildi. Gerçekleştirilen üç idamın “öcünü” Menderes’in idamından daha sonra iktidara gelen Demirel döneminde 12 Mart1971askeri darbesi gerçekleşti. Adalet parti sıralarından Menderes ve diğer iki bakanın intikamı alınırmışçasına “üçe üç “sesleri ile Deniz, Yusuf Hüseyin’in idamlarını onayladılar.

12 Eylül 1980 askeri darbeleri ile sol rüzgâra” bizim çocuklar başardı” selamı ile ABD bariyer oluşturdu. 

Açılan koridor üzerinden muhafazakâr çevreler yasalar, yönetmenlikler ile devlet, hükümet içinde konumlandılar. Cemaatler, Siyasi partiler ile gayri resmi seçim ittifakları yaptıkları ortaya çıktı.

Hal böyleyken

Devlet yapısında iki toplumsal zümrenin ön plana çıktığı görülmektedir.

İlki: Devletin idari ve dış ilişkilerini yöneten kalemradikaliye ve hariciye zümresi yani bürokrasi.

İkincisi: Seyfiye yani askeri zümredir.

12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası Özal, Ecevit, Demirel, Çiller, Erbakan hükümetleri ile 1990 sonrası yeniden stratejik konumlanma hayata geçti.

12 Eylül sonrası Kenan Evren ile başlayan muhafazakâr birlik oluşumuna uyum sağlamayan bazı muhafazakâr kesimlere açıkça tasfiye operasyonları başlatıldı.  Domuz bağı, mezar evler, naylon eritip insan bedenine akıtma yöntemleri ile terör estiren Hizbullah hücreleri elle konmuşçasına kısa sürede operasyonlar ile ortaya çıkarıldı. Haberciler, yorumcular günlerce Müslüm Gündüz, Fatma Şahin, Ali Kalkancı’yı ekranlara taşıdılar.

Bu süreçte, Erbakan’ın devletin idari ve dış ilişkileri kalemiye ve hariciye zümresi yani bürokrasiyi koalisyon ile yönetiminden askeri yapı yani sayfiye rahatsız oldu.  

30 Ocak 1997'de Sincan Belediyesi'nin düzenlediği Kudüs gecesine İran Büyükelçisinin katılması ve sergilenen tiyatroyu bahane eden askerler, tankları Sincan caddelerinden yürüttüler.

Necmettin Erbakan'ın başbakan, Tansu Çiller'in başbakan yardımcısı olduğu 28 Şubat 1997'de yapılan Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla "irtica"ya karşı başlayan ordu ve bürokrasi merkezli süreç, Erbakan'ın istifasına ve REFAHYOL Hükûmetinin dağılmasına yol açtı. 

Sincan’da tanklar yürütülürken, Türkiye’de muhafazakâr kesimler kırlardan, şehir varoşlarından tekbirler getirerek, ilahiler söyleyerek iktidara yürüdüler.

3 Kasım 2002’de muhafazakâr, liberal, neoliberal, milliyetçi kesimlerin yer aldığı AK Parti hükümeti iktidara geldi. 

Gelinen yer!

İktidarın ilerleyen zamanlarında kırsal yerleşim alanları ve şehir varoşlarının yoksulları iktidar nimetlerinden faydalanmaya başladılar. Geleneksel sermaye ağır ağır muhafazakâr kesimlerin eline geçme sürecine girildi. Muhafazakâr kesimler sermayeden pay almaya başlayınca yaşamları değişti.  İlk olarak evlerini, mahallelerini, semtlerini terzilerini, berberlerini, arabalarını..., değiştirdiler. Giyinme, yeme, eğlenme alışkanlıkları farklılaştı. Komşularını, arkadaşlarını, geleneksel yaşamlarını geride bırakarak sosyal doku değişimi ile “evrimleşme” başladı.

Öncelikle muhafazakâr gençler bu değişime ivme kazandırarak hızlı bir şekilde entegre oldular.

AK Parti’nin kapatılması için başlatılan girişimleri boşa çıktı.  Muhafazakâr çevrelerde adaptasyon süreci hız kazandı.

Bu çevrelerde “evrimleşme” yaşanırken, ulusalcı kesimlerde panik başlattılar.  “Cumhuriyet, bayrak, Atatürk…, sahipsiz kalıyor” korkusu yaymaya başladılar. “Ülkeye şeriat gelecek, Cumhuriyet ortadan kaldırılacak, Atatürk fotoğrafları yasaklanacak” propagandasından etkilenen ailelerin her yaşta çocuklarının ellerine Atatürk posteri, bayrak tutuşturarak ayrışma körüklendi. Halkın kutsal değerleri ve duyguları üzerinden bayrak, Atatürk konulu kitaplar ve posterler satarak yaratılan dijital panikten siyasi ve ekonomik kazanım sağladılar.

Perinçek’in sarı yıldızlı parti logosu ansızın beyaz oldu.  İşçi partisine rütbeli emekli askerler üye edilmeye başladı. Perinçek’in Maocu hevesi kaçmış olmalı ki, Bahçeli sonrası MHP’de genel başkan olma efekti oluşturmaya başladı.

Sonuç olarak!

Devrimcileri, Sosyalistleri, Komünistleri müfrit ilan ederek, yanında saf tuttukları 12 Eylül 1980 askeri darbesini alkışlayarak uyuyanlar, uyandıklarında: Muhafazakâr ilan ettikleri kesimleri “müttefik”, Doğu Perinçek’i mirim, miadı dolmuş Kenan Evren’i at resmi yaparken gördüler. 

Haydi hayırlısı…

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları