GURBETTEN SILAYA GİDEN CENAZELER

22.11.2022 12:45

 

Tarih boyunca insanlar hep göç etmiş türlü nedenlerle. Sıladan gurbete gidiş zor bir şey… Bir insanın doğup büyüdüğü toprakları terk etmesi çoğu zaman onulmaz acılara, özlemlere, pişmanlıklara neden olmakta. Hele yıllarca sılaya uğramamak ise zorun zoru, katlanılmaz bir durum, dayanılmaz bir dert. Zaten insanoğlu, bu dünyaya dert çekmek için gelmedi mi?

Ülkemizde yıllardır iç ve dış göçler yaşanmakta. Bir avuç toprak, o toprakta üretilen tarım ürünleri insanımızın geçimini sağlayamamakta. Bu nedenle insanımız, ekmeğinin peşine düşüp ülkemizin başka kentlerine ya da yabancı ülkelere gitmekte. Çoğu kişi, gittiği yerde ekmeğini büyütmekte. Geçim sıkıntısının kahredici eziyetinden kurtulmakta. Ancak usu, gönlü hep geldiği topraklarda. Yüreğini doğup büyüdüğü topraklara bırakmakta çoğu kişi.

Çocukluk dönemi, insanların en mutlu anlarıdır. Ayrıca çevresini en hızlı algıladığı dönemdir bu güzel yıllar. İnsanoğlunun bilgiyi en hızlı algıladığı devredir çocukluk. Kişinin neden-sonuç ilişkili düşünmesi bu yıllarda olur. Çocukluk döneminde kişilik biçimlenir, yetenekler ortaya çıkar, insan ilişkileri bu dönemde anlam kazanır, iyi ile kötü bu yıllarda belirginleşir insan belleğinde. Yenen yemeğin, çiğnenen lokmanın tadı bir başkadır. İçilen suyun verdiği ferahlık, erişilmez bir mutluluktur.

Doğa ile insan arasındaki dostluk, çocukluk döneminde kurulur. İnsan, doğanın sırrına erişir bu dönemde. Doğanın verdiği nimetler fark edilir. Doğayla hem uyumun hem de savaşın dengede tutulduğu bir zamandır çocukluk. Bu dengedir ki kişiyi başarıya götürür. Ayrıcı yaşama sevincinin doruğa çıktığı dönemdir bu. Dengeyi kuramayanlar, hiçbir zaman mutluluğu yakalayamaz.

İnsan yaşlandıkça çocukluk ve gençlik dönemlerindeki anılarıyla yaşar. Usunda hep o dönem vardır. Çocukluk ve gençlik, insan belleğinin, yüreğinin hiç solamayan goncalarıdır. Goncadan uzaklaştıkça onun değeri artar. Kokusu, sıladan gurbete dek erişir goncanın. Onun içindir geçmişin anılarının capcanlı kalması. İnsanın hep o dönemi anlatması, dostlarıyla tatlı anı yolculuklarına çıkması bundandır.

Kişi, yaşlandığında ve sonsuz yolculuğun yaklaştığını fark ettiğinde geçmişi uzak diyarlardan bir film şeridi gibi geçer gözünün önünden. Bazı bölümler, soluktur kimi zaman. O anılar canlandığında bellekte insanın yaşama gücü çoğalır birden.

İnsanımız, kilometrelerce uzakta yaşasa da yüreği kendi toprağında filizlenen bir fidandır hep. O fidan, anılar ve amaçlarla hep canlı tutulur sılanın yürek toprağında. O yürek toprağıdır kişiye yaşama gücü ve sevinci veren. Yürek toprağı, yurttur. Yurt ise kişinin olmazsa olmazı. İnsan çocukluk ve gençlik döneminde kavrar yurtseverliği. O yurtseverlik duygusudur kişiyi gözüpek yapan. Gerektiğinde yurdu için ölümü göze almak bundandır.

İnsan, gurbet elde son soluğunu verir. Artık sılada başlayan yaşam sona ermiştir. Onun için gurbetin bir anlamı yok! Bedeninin var olduğu topraklardır onun sonsuza dek yatacağı yer. Onu var eden toprak, var ettiği bedeni ister bağrında. Toprağın koynunda erinç bulacaktır cansız beden.

Ölen kişinin yakınları seferber olur. Zaman yitirmeden cenazeyle sılanın yolu tutulur. Yolun uzaklığı önemli değildir. Çünkü bir görevi yapmanın mutluluğu, erinciyle aşılır sılaya uzanan ırak yollar. Toprağı, yurt edinmenin yoludur bu. Gelecek kuşaklar, toprağından kopmasın diyedir bu çile. Çocuklar ve torunlar, en azından bayramda seyranda atalarının, analarının gömütünü görmeye gitsin de topraklarını, köklerini unutmasın diyedir bunca çaba.

Bazı kişiler bir türlü anlayamaz gurbetteki ölülerin sılaya taşınmasını. Toprağın kokusunu hücrelerine sindirmeyenlerin anlayacağı bir şey değildir bu.

Toprak ölüyü de diriyi de bağrında sakladığında yurt olur bizlere. O zaman biz de ulus oluruz yaşadığımız toprak üzerinde.

Adil Hacıömeroğlu

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları