GELECEĞİ ŞEKİLLENDİRMEK…

07.05.2022 11:12

Geçmiş günlerin anıları bir yanda duruyor…

Öte yanda yaşanan bir bayram tatili…

Umutlarının istendiği gibi yeşeremediği günümüz…

Yalanlardan gerçekleri çıkartırken duyduğumuz acı ve gelecek kaygıları…

Geleceklerinden endişeli gençler…

Meslek sahibi olmak için onca yıl okuyan, ancak mesleklerini yapamayan yetişkinler…

Bütün bunlara daha bir yığın şey eklemek mümkün. Ancak belirsizlik ortamında insanların kaygılı bir biçimde yarını beklemeleri,  ümit etmeleri kaçınılmaz… Pazar ve marketlerin o eski canlılığını kaybetmiş olması;  para yüzünden aile içi geçimsizliklerin ve şiddetin çoğalması.  Güpegündüz meydana gelen soygunlar, yol kesmeler, haraç almalar, cep telefonlarının on binleri bulan çalınma olayları…  Öte yanda şikayetlere takipsizlik verenler ve seyirci kalanlar…

Bir kesimi yok sayıp,  donatılan ramazan ve bayram sofraları… Pazardan boş file ile dönenler…

Sizi bilmem ama benim İçimi acıtıyor…

Kaçıp gidesim geliyor. Görmemek, duymamak, söylenmemek için…  Ama heyhat. İnsan beynini çıkarıp bir kasaya koyamıyor, düşünme becerisini yok edemiyor ki? Gözlerin gördüğünü, dillerin söylediğini, akla yazılanı silemiyorsunuz…

Tek çare bu cennet ülkede duyulmaması, söylenmemesi, akla bile getirilmemesi  gereken bir söz: “Ölsem de kurtulsam…”

***

İstesek te, istemesek te geleceği şekillendirmek gibi bir mecburiyetimiz var.  Bu mecburiyet sırası sevgili Mustafa Kemal ATATÜRK’ten sonra bize geldi. Terk etmek ve kaçmak çözüm değil. Emaneti doğru ve emin ellere teslim etmenin hesaplarını yapmak, düşünce savaşlarını yapmak zorundayız.

Hem de Bunu her alanda yapmak zorundayız. Kişisel yaşamımızdan, devlet yönetimine; eğitimden ekonomiye, milli savunmadan milli eğitime kadar… İhtisaslaşmamış bir yargı hukuku ile, geç kalan adalet işleyişi ve kamu vicdanını yaralayan kararlar ile sarsılan günümüz Türkiye’sinde,  istenilen sonuçlar alınıncaya kadar mücadele etmemiz gerekiyor.

Bugün sadece Suriyeliler sorununa odaklanıyoruz. Oysa her geçen gün artan mülteci akınına şimdi bir de Ukraynalılar eklendi.

Ülke ekonomisine göçmenlerin beraberlerinde getirdikleri para ve mücevheratlar ile olumlu katkıda bulunduklarını sananlar ikinci bir fiyat artışı ile karşılaştılar. Çünkü hepsi özellikle sahil kesimlerine yerleşerek kiraların ve emlak-arsa-dükkan gibi mülk fiyatlarının artmasında önemli rol oynarken, şimdiden resmi veya gayri resmi ticari faaliyetlerde bulunanlara sermayedar oldular.  Yani, görünmeyen ortaklarımız oldu.

Okullar açıldığında çocuklarının kayıt ve kabul işlemlerinde Türkçe, Arapça derken bir de Rusça dil koymamız istenecek. Sağlık işlerinde de zaten sıkıntıda olan aile hekimlerinin üstüne bir de onlar eklenecek. Doktoru hekim olarak değil, memur olarak gören zihniyet beş dakikalık muayene süresini üç dakikaya indirip çözüm bulmuş olacak.

Hadi birilerine din kardeşi muamelesi yapıyorduk, bunlara ne diyeceğiz? Doğrusu merak ediyorum. Ukraynalıların bizdeki imajları malum. Bunun için mi sesleri çıkmıyor kimsenin? Merak ediyorum.

Güvenlik güçlerinin işi daha da zor. Kendileri ile köşe kapmaca oynayanlar, oyunun kurallarını diğerlerine de öğreterek Türkiye’de nasıl yaşanılacağının, polisten ve adaletten nasıl kaçınılacağının tüyolarını veriyorlar.

Her ne kadar Suriyeli göçmenlerle cami sorunumuz olmadı ise de,  yerleşik düzene geçtiklerinde Ukraynalı göçmenler ile kilise ve mezar yeri sorunumuz olacak. Onları Müslüman yaparak sevap kazanacaklarını düşünen fanatikler bu işin hiçte öyle olmayacağını öğrenecekler.

Amerikalılar için verilen dini merkez oluşturma izni bakalım onlara da verilecek mi? Sayın diyanet işlerimiz buna nasıl bir formül üretecek? Doğrusu ben de merak ediyorum.

Yarın-öbür gün okuma yazma oranı yüksek yeni göçmenlerimizin iş bulma şansları biraz daha yüksek olacağına göre, bizimkilerin bir beş yıl daha iş için beklemeleri gerekir mi dersiniz?

Kira ve ev fiyatlarının artmasını dolara bağlamayın. Eski rakamlarla yeni bina yapmak mümkün değil. Kiralar ise komik kaldı. Hele, hele bir de Suriyeli ve Ukraynalı yeni aday vatandaşlarımız, deste-deste dolarlar ile yer, ev alıp iş –özellikle de inşaat sektöründe- kurarken bu artışlar son derece normal.

Muhalefetin bu konularda politika üretememiş olması ise başka bir sorun… Malum varsa yoksa mevcut iktidarı düşürüp; seçimi kazanmaya odaklı bir tutum içerisinde oldukları için bu tür olaylar ile ilgilenecek vakti bulamıyorlar.

Siyasetçilerin ayağa düşen üslupları ise bize hiç yakışmıyor. Farkında değiliz ama, herkes kendi adaletini sağlama peşinde…

Bütün bunlar, geleceği bizim şekillendirmemiz gerektiğinin bir işareti. Herkes kendi çevresinden başlarsa bir beş on sene sonra eski Türkiye’ye ve özlenen koşullara kavuşabiliriz.

Haydi bakalım hayırlısı… Bekleyelim, görelim. Mevla’m ne eylerse güzel eyler…

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları