“FİKRİMİN İNCE GÜLÜ…”

31.10.2022 12:02

Sevgili Atatürk’ün en sevdiği şarkılardan biridir… Müzeyyen Senar’ı dinlerken kendinden geçtiği söylenir… Fikriye’yi mi düşünür sizce? Yoksa Türk yurdu dediği son sevgilisini mi ? Ya da,  Çankaya’nın ıssız zamanlarında, kar yağan gecelerde ülkenin nasıl imar edileceğini; ordunun daha modern silahlarla nasıl donatılacağını mı planlar? O kararlı bakışları ile…

Garip, fedakar, savaşta yakınlarını kaybetmiş yurdum insanının nasıl doyacaklarını, doyuracaklarını, nasıl ısınacaklarını mı dert edinmiştir kendine?

Ya da, herkesi atlatıp yaveri ile yaptığı köy yollarındaki gezilerinde rastladığı çiftçilerin yoksulluğu mu acıtmıştır içini? Bir yanda ziyafet sofraları kuran levan terlerin kendilerini herkesten üstün görmelerinin nasıl önüne geçeceğini mi düşünmüştür?

Yağan bir yağmurda sığındığı kahvenin damından sular süzülürken arazideki sarıkızı toplamaya çalışırken sırıl sıklam olan Ayşe ninede mi kalmıştır aklı? Sigarasının dumanı göğe yükselirken hayal ettiği geleceğin uçak filosu mudur deniz mavisi gözlerinde?… Yoksa donanmaya yeni katmak istediği gemiler mi gelmiştir aklına?

Ay ışığında parıldayan karlı tepeleri izlerken neler düşünmüştür? O da paltosunu serip uzandığı buzlu yamaçlarda üşümüş müdür sizce?

Yarım kalan Hatay’ı  ve bozkırının kokusu mu çıkıp gelmiştir bir yerlerden?  Ne gariptir, unuttuğunu sandığımız anıların bir duman kokusu, Itır kokusu, sararmış çimen kokusu ile çıkıp gelivermesi? Çanakkale siperlerini mi hatırlatmıştır ona? Gülün üzerindeki çiğ damlaları… Sabahın ilk ışıklarında uyanıp güneşin doğuşunu izlerken ne düşünmüştür sizce?  O da uyanmış mıdır gece yarıları sıtma nöbetleri ile?

Yoluna çıkan çoban Ali’nin saçını okşarken sızlamış mıdır yüreği bir çocuğu olmadığına? Yoksa şükredip ne kadar çok çocuğa sahip olduğuna sevinmiş midir? Yürüyen köşkte o küçücük yatağa nasıl sığmıştır bedeni onca büyük düşüncelere ile…

Bir türlü sonuna kadar bitiremediği bir kadeh sulu rakıda boğazına neler düğümlenmiştir? Söylemek istediği şeyleri  dillendiremediği için ağlamış mıdır o da bizim gibi?

“Türk Milleti Asildir, Türk Milleti Çalışkandır, Türk Milleti Zekidir…” derken, önünden geçen genç askerleri, izcileri, öğrencileri selamlarken göz yaşlarını tutmaya çalışmış mıdır? Büyük Millet Meclisinde konuşurken,  Harf devrimini yaparken,  tarlada çalışırken, hasta hasta çıktığı yurt gezisinde acısını gizlerken acaba hangi ruh hali içinde olduğunu belli etmemek için dudaklarını ısırmış mıdır?

Daha soracak, sorgulayacak ne kadar çok şey var değil mi? Bir günün sıkıntısına dayanamayanlar onun bir ömür boyu çektiklerine, katlandıklarına katlanabilirler mi sizce?

***

Onun kurduğu Cumhuriyete rağmen onun sayesinde hürriyeti tadanlar; manevi huzurunda tazimle eğilenlerin yanında nasıl olur da farklı şeyler düşünen, farklı söylemlerle bulunan hatta ona düşman olanları anlamak mümkün müdür acep?

Bazen yeni tanıştığımız bir insanın fikirlerinden, görünüşünden, söylemlerinden, davranışlarından yola çıkarak hoşlanmayabilirsiniz. Onu dışlamak, söylemlerine kulak tıkamak istersiniz… Ancak yapacağınız en büyük yanlış; kendi bağnaz duvarlarınızın arkasına saklanmaktır.  Öncelikle onu  tanımak; ne söylediğini veya neyi işaret ettiğini anlamak, fikirlerinin doğruluğunu sınamak gerekir.  Alıştığınız düzenin dışında bir şeyler söyleyen herkese şüphe ile yaklaşabilirsiniz.

Yaşamdaki en büyük yanılgı kulaktan dolma bilgilere, abartılmış dedikodulara, provokatörlerin söylemlerine, doğruluğu saptanmamış olaylara inanıp ön yargılar oluşturmakla yaşanır. Atatürk ve silah arkadaşlarının bize armağan ettiği Cumhuriyeti,  Cumhuriyeti emanet ettiği gençleri, Milli mücadele kahramanlarını yok saymak; sırf Atatürk kurdu diye ön yargılar oluşturmak olsa, olsa büyük bir gaflettir.

***

Türk halkının Milli mücadele yıllarında üç hasleti vardı.

Şehit kanları ile yoğrulmuş olan Vatanın kaybedilmesi,   rengini şehitlerin kanından alan ve hiçbir milletin bizim kadar önem vermediği bayrağın inmesi,  yaşadığı topraklarda ezanın susturulması…

Atatürk;  Türk Milletinin ortak hasleti olan bu değerleri  bir araya getiren ve taçlandıran liderdir.

Vatanın kurtarılmasına önderlik etmiş, bayrağın yere düşmemesi için savaşı göze almış; İslam dininin yerini başka bir dinin almasına engel olmuştur.

Bu günlerde 100. Yılına girdiğimiz Cumhuriyet felsefesini ayakta tutan unsurlar bunlardır.

Bizim “Fikrimizin ince gülü” işte budur.

Kimsenin gücü bunu değiştirmeye veya dalından koparmaya  yetmeyecektir.

Kutlu olsun…

Taner TÜMERDİRİM

[email protected]

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları