ESKİLER SATIYORUM…

27.08.2021 22:55

Rahmetli Orhan Veli diyor ya, “Eskiler alıyorum…” diye…

Bende eskiler satıyorum. Param eskileri almaya yetmiyor. Söylediğimiz her şey eski. Yazdığım bilgisayar eski, okuduğum kitaplar eski, dolaştığım mutlu olduğum sokaklar eski… Düşüncelerim eski, gezdiğim yollarım eski, meşgalelerim eski…

Kısacası eski bir adamım. Tabii, kafam da eski. Eskileri satıyorum. Alan olmuyor… Olmaz tabii, bizimkiler asarı antika değil. Saraydan kalma hiç değil. Bir çiftçinin samanlığına kaldırılmış eski bir saban, eski bir kürek ve kazma, eski bir çapa gibi hissediyorum kendimi.

İlgilendiğim, yazdığım konular bile eskimiş. “Ağabey, biraz güncel yaz” diyorlar.

Güncel’ in nesini yazayım? Herkes günceli yaşıyor zaten… Açlığı, sefaleti, yokluğu ve yolsuzluğu, düşmanlığı, kitlesel göçleri, hırsızlığı, ahlaksızlığı, göz doymazlığımı yazayım? Tanrı tanımaz, kuldan utanmaz insanların yanan ormanların az uzağında ateş manzaralı masalarında kalamar, havyar ve ıstakoz yemelerini mi yazayım?

Yanmış yerleri bile siyasi ranta çevirenleri, onlara oy verenleri, olur diyenlerimi yazayım?

Şırıltıları ile doğaya hayat veren bir pınarın başında soluklandığımız, küçük bir derenin kenarına çadır kurduğumuz, kamp ateşimizi yakıp yeşil çimenlerin üzerine uzandığımız, yıldız kaydığında dilek tuttuğumuz, patates közlediğimiz, arkadaşımız ile paylaşmayı öğrendiğimiz, mutlu olduğumuz saf-çocuk günlerimizi, izcilik yaptığımız günleri özlüyorum. Bayramlarda ciğerlerimizi patlatırcasına marşlar söylediğimiz, bayrak geçerken selama durduğumuz, uçaklar gösteri yaparken havalara uçtuğumuz, heyecandan söyleyecek kelime bulamadığımız, heyecandan uyuyamadığımız bayram sabahları da yok artık.

Yeni ayakkabılarımızı özenle giyip sokağa fırladığımız, pazar yerinde renkli macun, patlamış  mısır aldığımız, turşu suyu içtiğimiz, çarpışan arabalara bindiğimiz, harçlıklarımız ile teksas, tommiks aldığımız, ders kitaplarının içinde sanki ders çalışıyormuşuz gibi okuduğumuz, yakalandığımızda cezaya kaldığımız günlerde bitti.

Arsada top oynarken kirlettiğimiz üstümüz başımız, beyaz yakamız, önlüğümüz, “Düştüm” diyerek küçük yalanlar söylediğimiz, yeni ayakkabıları patlattığımız için azar işittiğimiz, Halide teyzenin “hayır“ olsun diye akşamüstü salçalı ekmek dağıttığı çiçekli perdeli küçük penceresi de, evi de yok artık. Nermin teyzenin kapısında ağzımızı dayayıp su içtiğimiz musluk nerede şimdi?

Ezan okunduğunda oyunu durduran, büyükleri geçerken kenara çekilen, otobüste yer, bir şey sorulduğunda saygı ile cevap veren, söyleneni dinleyen, akşam ezanını duyduğunda eve koşan çocuklar nerede şimdi?

Kar yağdığında Nilgünlerin üst kattaki evlerine kova ile kömür taşıdığımızı, Camcının sandıklarından kendimize üşümeyelim diye ev yaptığımızı,  elma şekerinin lüks, vitalı ekmeğin bol olduğu, poğaçacı Mehmet amcayı dört gözle beklediğimiz soğuksu köprüsünün üzülmez dere boyunu, karda tahta çantalarımızı kızak yapıp kaydığımız Mithat paşa yokuşu da unutmadık. İzci üniformalarımızı giyip, Atatürk anıtının önünden gururla geçtiğimiz, saygı ile nöbet tutuğumuz 10 kasımları da unutmadık.

Ama bütün bu mutluluklar eski işte…

Şimdi süslü cep telefonları ile oynamak moda. Hamburgerler, çizburgerler moda. Doğalgazlı evlerde oturmak, babasının arabası ile okula gitmek, Annesi gün yaptığında börek çörekleri tüketmek, maden suyu içmek, bilgisayarda adam öldürmece oynamak, silah markalarını ve kaç kurşun attığını bilmek, son dakika da işim var diyerek arkadaşlarını satmak moda.

Sokak aralarında uyuşturucu hap, sigara denemek, kız arkadaşları hemen sevgili yapıp koleksiyon oluşturmak moda. Vatan, Millet, çevre konuları ile ilgilenmek, öyle kendine zor gelen işlerden kaçmak, değil kampa gitmek ayağına çamur, üstüne sinek konacak diye korkmak moda.

Kusura bakmayın.

O nedenle ben eskiler almıyorum, eskileri satıyorum. İsteyen alsın, isteyen almasın…

Sevemedim yenileri…

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları